(2004 S. K. m. 96) (4721 S. K. m. 49, 50) (1086 S. K. m. 39) (233 S. KHK. m. 5)
Dava: Taraflar arasındaki "istihkak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 8. İcra Tetkik Mercii Hakimliği'nce davanın reddine dair verilen 04.06.2002 gün ve 2001/1154 E. 2002/423 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 05.05.2003 gün ve 2003/3051-4239 sayılı ilamı ile; ( ...Uyuşmazlık 3. kişinin İİK'nun 96. ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir.
Mercii Hakimliği'nce, davacı Tekel Genel Müdürlüğü haczi 06.06.2001 tarihinde öğrenmiş olmasına karşın 14.06.2001 tarihinde istihkak iddiasında bulunduğu, yasada öngörülen 7 günlük sürenin geçirildiğinden bahisle dava reddedilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı 3. kişi tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumudur. Tüzel kişilerde istihkak iddiasında bulunma süresi, temsil yetkisine sahip organın haczi öğrendiği tarihten başlar. Somut olayda; kurum kayıtlarına 05.06.2001 tarihinde intikal eden haciz bilgisi; dava açmakla ilgili hukuk müşavirliğine 7.6.2001 tarihinde bildirilmiştir. Bu halde davacı tüzel kişinin haczi öğrenme tarihi 07.06.2001 olarak kabul edilmelidir. Bu tarihten itibaren İİK'nun 96/1. maddesi uyarınca 7 günlük yasal süre içerisinde 14.06.2001 tarihinde İcra müdürlüğüne istihkak iddiasında bulunduğu dosya içerisinde bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Bu durumda, dava süresinde açıldığından, işin esasına girilerek, taraf kanıtlan toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde süreden red kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
O halde davacı 3. kişinin bu yönleri amaçlayan temyiz İtirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, üçüncü şahsın istihkak istemine ilişkindir.
Davacı Tekel Genel Müdürlüğü, davalı ( alacaklı ) banka tarafından, diğer davalı borçlunun işyerinde haczedilen tütünlerin kendisine ait olduğunu belirterek, haczin kaldırılmasını istemektedir.
Davalı alacaklı vekili, davacının İcra ve İflas Yasası'nın 96/son maddesinde belirtilen sürede istihkak iddiasında bulunmadığı nedeni ile açılmış olan istihkak davasının reddine karar verilmesini istemiştir.
Yerel Mercii Hakimliği'nce, davacı Tekel Genel Müdürlüğü'nün haczi 06.06.2001 tarihinde öğrenmiş olmasına karşın, 14.06.2001 tarihinde istihkak iddiasında bulunduğu, yasada öngörülen 7 günlük sürenin geçirildiği nedeni ile istemin reddine dair verdiği karar, özel dairece yukarıda yazılı gerekçe ile bozulmuş; Mercii Hakimliği'nce önceki kararda direnilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı tüzel kişinin haczi ne zaman öğrenmiş sayılacağı ve buna göre istihkak iddiasının süresinde olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 49 ve 50. maddelerinde; tüzel kişilerin, kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla fiil ehliyetini kazanacakları ve iradelerini bu organları aracılığıyla açıklayacakları, aynı şekilde HUMK'nun 39. maddesine göre ehliyeti haiz olan tüzel kişilerin yasal organları ile hareket edecekleri hüküm altına alınmıştır.
Tüzel kişinin, fonksiyonlarını, kanuna veya tüzel kişinin ana sözleşmesine göre, bağımsız olarak yerine getirmek üzere seçilen veya atanan ya da kendisine bu fonksiyonları bağımsız olarak yerine getirmek üzere fiilen ve dışarıdan belli olacak şekilde yetki verilen kişi ya da kişi gruplarına organ adı verilir.
Organlar, hükmi şahsın iradesini açıklarlar, tüzel kişiyi içeride yönetir, dışa karşı da temsil ederler. Tüzelkişinin organından söz edebilmek için onun mutlaka tüzel kişinin irade ve karar organı olması zorunlu değildir. Onun içindir ki, genel kurul, yönetim kurulu yanında çeşitli yöneticiler tüzel kişinin organı olarak değerlendirilebilir. Bu kapsamda, genel olarak dış ilişkilerde, bazı kimselerin tüzel kişinin hukuki muamelelerine katılması öngörülmüşse, bu kimseler de tüzel kişinin organı sayılırlar.
Uyuşmazlık konusunda bir karar vermeden önce yukarıdaki açıklamalar ışığında davacı tüzel kişi Tekel Genel Müdürlüğü'nün hukuki statüsüne bakmakta yarar bulunmaktadır.
İşlem tarihinde, iktisadi devlet teşekkülü olarak örgütlenmiş olan anılan genel müdürlük, 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında KHK kapsamında yer almakta olup, KHK'nın 5. maddesi ile organları; yönetim kurulu ve genel müdürlük olarak belirtilmiştir. Teşebbüs, yargı mercilerinde ve üçüncü kişilere karşı genel müdür ya da yetkisini devrettiği birim veya kişi tarafından temsil edilebilmektedir. Hukuk müşavirliği organizasyon şeması incelendiğinde, genel müdüre bağlı olarak oluşturulan hukuk müşavirliğinin adli ve idari yargı organları ile icra dairelerinden gönderilen belgeleri genel müdürlük adına tebellüğ etmek ve işlemlerini yapmak ve gerektiğinde ilgili birime göndermek ve Tekel'e ait her türlü dava ile icra takiplerini mahkeme ve icra daireleri nezdinde açmakla görevli olduğu; hukuk müşavirliğinde görevli avukatların ise genel müdürlüğün yazılı emri veya müessese müdürlüklerince gönderilip, 1. Hukuk Müşaviri'nce havale edilen evrak üzerine mahkemeye müracaat etmekle yetkilendirildikleri anlaşılmaktadır.
Tüm bu nedenlerle, tüzel kişilerde istihkak iddiasında bulunma süresinin, tüzel kişinin temsil yetkisine sahip organının haczi öğrendiği tarihten başlatılmasında, bir diğer söyleyişle, tüzel kişinin dava açtırmaya yetkili merciinin hacze ıttıla tarihinin esas alınmasında yasal zorunluluk vardır.
Yukarıda ifade edilen hukuksal düzenlemeler ve açıklamalar karşısında; Tekel Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği'nin belirtilen haczi, bunun kendisine bildirildiği 07.06.2001 tarihinde öğrendiğinin kabulü gerekir. Bu tarih dikkate alındığında artık istihkak iddiası süresinde bulunmaktadır. İstemin reddine karar verilmiş olması isabetsizdir.
Belirtilen bu maddi ve hukuksal olgular karşısında, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru değildir.
O halde usul ve yasaya aykırı bulunan direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 22.09.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy