(2004 S. K. m. 72) (506 S. K. m. 79, 84) (4792 S. K. m. 6) (616 S. KHK. m. 15)
Dava ve Karar: Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 2. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 13.11.2002 gün ve 2001/1497 E. 2002/988 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 26.05.2003 gün ve 2003/3793-4914 sayılı ilamı ile;
(...1- Davacının idari para cezaları yönünden yapmış olduğu itiraz 506 sayılı Yasanın 140. maddesine uyulmadığı esasen bu hususta görevli mahkemenin Sulh Ceza Mahkemesinin bulunduğu İş Mahkemesinin bu tür itirazların işin esasına girerek inceleme görevi bulunmadığından bu nedenle mahkemece verilen red kararı yerindedir.
Ne var ki davacı aynı zamanda 506 sayılı Yasanın 79. maddesi gereği hakkında yapılan prim tahakkukuna da itiraz etmiştir. Mahkemenin bu itiraz hakkında da işin esasına girmeyerek red kararı vermesi usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Gerçekten davacının hakkında yapılan ek prim takibatına ilişkin 506 sayılı Yasanın 79. maddesinde öngörülen prosedüre göre; itirazı mümkündür. Ek prim borcunun idari aşamada kesinleşmesi davacının yargı yerine başvurarak hakkını aramasına engel oluşturmamaktadır. Borçlu genel hükümler çevresinde de ve özellikle İİK.nun 72. maddesinde öngörülen prosedürü işletme hakkına sahip olduğu gibi borcu ödemek koşulu ile 506 sayılı Yasanın 84. maddesi gereği yersiz ve haksız olarak alınan primlerin geri alınmasını isteyebilme hakkına sahiptir. 79. madde anlamında kesinleşme salt sözü edilen madde çevresinde değerlendirilir ve primlerin Kurumca tahsil imkanı sağlar. Oysa yargı yerine gidilmeksizin ve bu alanda kesinleşme olmaksızın her zaman için borcu olmadığının tespiti veya yapılan yasa dışı ödemeleri geri alma hakkını ortadan kaldırmaz.
Bu durumda mahkemece işin esasına girmek ve yasaya aykırı prim tahakkuku olup olmadığını incelemek gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Taraf vekilleri
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, kurum işleminin iptali ile kuruma borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Davacı, özel bina inşaatına 21.05.1991 tarihinde başlayıp 28.06.1996 tarihinde bitirdiğini, 28.02.2000 tarihinde inşaatın bitirildiğinin kabulü ile Şubat 2000deki verilere göre İdari para cezası, ek prim ve gecikme zammı tahakkukunun yerinde olmadığını, idari para cezası, ek prim tahakkuku ve gecikme zammını kuruma ödediğini ileri sürerek kurum işleminin iptali ile kuruma borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.
Mahkemenin idari para cezasına karşı Sulh Ceza Mahkemesinde dava açılması gerektiği, ek prim tahakkuku yönünden ise, işverenin ek primi tahakkukuna karşı 506 sayılı yasada öngörülen prosedüre uymadığı, ölçümleme işleminin idari aşamada kesinleştiği, menfi tespit ve iptal davası açılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine dair verdiği karar, yukarıda belirtilen nedenlerle ek prim tahakkuku yönünden Özel Dairece bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Dosya içinde bulunan Sosyal Sigortalar Kurumunun mahkemeye gönderdiği 27.12.2001 tarihli yazıda; Davacının yapımı biten inşaatına belediyeden yapı kullanma izin belgesi alabilmek için kurumdan ilişiksiz belgesi talep etmesi üzerine, 07.07.1994 tarih 16/86 ek genelge uyarınca işyeri kayıtlarında asgari işçilik incelemesi yapıldığı, eksik işçilik bildirildiğinin saptanması üzerine 4792 sayılı Kanunun 3917 sayılı Kanunla değişik 6. maddesi uyarınca kurumca resen ek prim tahakkuk ettirildiği belirtilmiştir.
Bu yazıdan da anlaşılacağı üzere ortada 506 sayılı Kanunun 79. maddesine dayalı bir ölçümleme işlemi bulunmadığından madden öngörülen prosedürün işletilmemesi nedeniyle hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemeyeceği gibi, 506 sayılı Kanunun 79. maddesi fiilen veya kaydın işyerinde çalıştığı tespit edilen sigortalılara ilişkini olarak kurumun resen prim tahakkuku yetkisini düzenlediğinden somut olayda bu maddenin uygulama yeri bulunmamakta olup bu yöndeki mahkeme kararı usul ve yasaya aykırıdır.
Bu durumda, Özel Dairece öncelikle bu nedenle yerel mahkeme kararının bozulması gerekirken, bu yönde bozma yapılmayıp olayda 506 sayılı Kanunun 79. maddesine dayalı prim tahakkukunun söz konusu olduğu, maddede öngörülen prosedüre uyulmaması nedeniyle borcun idari aşamada kesinleştiği şeklindeki gerekçe yerinde değildir.
Ancak, Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde Özel Dairenin bozma kararındaki bu gerekçenin 27.12.2001 tarihli kurum yazısı sehven gözden kaçırılarak oluşturulduğu düşünülerek bu husus maddi hata olarak değerlendirilmiş ve bozma nedeni yapılmamıştır.
Ne var ki, bozmanın niteliğine göre 27.12.2001 tarihli kurum yazısında belirtilen 07.07.1994 tarih 16/86 ek genelge, 4792 sayılı Kanunun 3917 sayılı Kanun ile değişik 6. maddesi ile 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 15/e maddesi yönünden konu Özel Dairece incelenmediğinden dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan şekilde gerekli incelemenin yapılması için dosyanın 21.Hukuk Dairesine gönderilmesine, 10.12.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy