(765 S. K. m. 59, 146, 147, 159, 240) (2709 S. K. Geç. m. 15) (647 S. K. m. 4, 6) (9 CD. 26.09.2001 T. 2001/1861 E. 2001/2417 K.) (9 CD. 04.04.2001 T. 2000/2697 E. 2001/1071 K.)
Dava: Görevde yetkiyi kötüye kullanmak ve Devletin Askeri Kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçundan sanık Sacit Kayasu'nun yapılan yargılaması sonucunda Yargıtay 9. Ceza Dairesince 4.4.2001 gün ve 2697-1071 sayı ile;
Sanık C. Savcısı, Anayasanın geçici 15. maddesinin açık hükmüne, önceki başvurusu üzerine verilen takipsizlik kararına ve meslektaşlarının uyarılarına rağmen ısrarlı bir şekilde MGK. Başkanı Ahmet Kenan Evren hakkında dava açma isteğini sürdürmüştür. Bu eylemi görevde yetkiyi kötüye kullanmak olarak kabul edilmiştir.
Sanığın, Devletin Askeri Kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçunu işlediği iddiası yönünden ise, suça konu yazı bir bütün olarak incelendiğinde, sanığın Devletin Askeri Kuvvetlerini hedef almadığı, MGK. Başkanı Ahmet Kenan Evren ile Konsey Üyesi arkadaşlarının 1960 ihtilalini gerçekleştirenlerin, 12 Mart muhtırasını verenlerin de TCY.nın 146 ve 147. maddeleri gereğince yargılanmaları gerektiği yönündeki düşüncesini açıkladığı, Devletin Askeri Kuvvetlerini tahkir ve tezyif kastının bulunmadığının tespit edildiği gerekçesiyle ve Daire Üyelerinden Ş.Erol'un Sanık hakkında, TCK.nun 240, 159. maddelerinden yargılanmak üzere kamu davası açılmıştır.
29.3.2000 gününde Bakanlığın soruşturma açılmasına izin verdiği görevi kötüye kullanma suçunu teşkil eden sözler şunlardır; İzinsiz olarak, iddianamenin bir suretini basın ve yayın organları mensuplarına ulaştırmak, rapor aldığı halde peşinden emekliye ayrılacağını söyleyerek onlara açıklamalar yapmak, yerel ve ulusal televizyon kuruluşlarının kameraman, fotoğrafçı ve muhabirlerini olayı müteakip çağırıp çekim yapılmasına rıza göstermek beyanda bulunmak suretiyle mesleğin gerektirdiği saygınlık ve sorumluluk duygusu ile bağdaşmayacak şekilde kamuoyunda yapay gündem oluşturmak,
Bakanlığın izin verdiği bu sözler ile iddianame ve son soruşturma kararına konu edilen ve görevi kötüye kullanma kapsamında kalan sözler incelendiğinde görevi kötüye kullanma suçu yasal unsurları itibariyle oluşmamıştır. Bu sözler disiplin cezasını gerektirmektedir. 240. maddedeki suçun oluşması için yasal ve idari düzenlemelerle verilmiş görevin bulunması gerekir. Aksi halde her hareket görevi kötüye kullanma suçu kabul edilir ki hiçbir memur bu durumda bu suçtan kendini kurtaramaz.
Dava TCK. nun 240 ve 159. maddelerinden açılmıştır. Bu iki suç ayrı ayrı suçlar olup ayrı ayrı değerlendirilmeleri gerekir. Hakimler ve Savcılar Kanununa göre; hangi fiillerden izin verilip dava açılmışsa o suçlardan yargılama yapılabilir. Sanık hakkında TCK. nun 159. maddesinden ayrıca izin verilmiş ve dava açılmıştır. İzin ve dava açan son soruşturma kararında Türk Silahlı Kuvvetlerine hakaretten bahis edilmiş olup, yargılama da Türk Silahlı Kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyife hasredilmiştir.
Sanık yukarıda izah edilen ve iddianame ile son soruşturma kararına konu olup bu yolda izin verilen sözleri iddianamesine yazıp ertesi gün basına verip açıklama yapmakla Türk Silahlı Kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmiştir. Eski Genelkurmay Başkanı Ahmet Kenan Evren ve diğer generaller şahsında Türk Silahlı Kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif suçunu işlemiştir. Bu durum sanığın savunmaları, tanık beyanları ve dosyadaki tüm belgelerle sabit olmuştur. İzah edilen nedenlerden dolayı sanığın TCK. nun 159. maddesi gereğince cezalandırılması gerektiği kanaati ile sayın çoğunluğun kararlarına katılmıyorum. görüşüne karşın oyçokluğu ile sanığın, TCY.nın 159. maddesinden açılan kamu davasında beraatine; görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan TCY.nın 240/1-son, 59, 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca 988.650.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına ve 2 ay 15 gün süre ile memuriyetten yoksun bırakılmasına, tayin olunan bu cezalarının ertelenmesine karar verilmiştir.
Sanığın, hakkındaki cezalandırma kararını ve Yargıtay C. Savcısının ise, sanığın TCY.nın 159. maddesi uyarınca da cezalandırılması gerektiğinden bahisle beraat kararını temyiz etmeleri ve dosyanın Birinci Başkanlığa gönderilmesi üzerine Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Adana C.Başsavcılığınca, sanık C. Savcısı Sacit Kayasu'nun, herhangi bir ihbar, şikayet dilekçesi veya belge bulunmaksızın, hiçbir soruşturma yapmadan, sanığın ifadesini dahi almadan, gayrı ciddi olarak düzenlediği 28.3.2000 tarihli iddianamenin işleme konulmadığı, adı geçen C. Savcısının yetkisi olmadan bazı basın mensuplarını çağırarak konu hakkında bilgi verdiği, bu görüşmenin bir televizyon kanalının haberlerinde yayınlandığının öğrenildiği belirtilerek, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne suç duyurusunda bulunulması üzerine, sanık hakkında soruşturma yapılabilmesi için gerekli izin verilmiş ve soruşturma sonucunda da kamu davası açılmıştır.
Sanık yazılı olarak sunduğu savunmalarında yüklenen suçları işlemediğini belirtmiş ve görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçuyla ilgili ileri sürülen iddialar yönünden;
12 Eylül 1980 ihtilali ile Anayasanın ihlal edildiği herkesin malumu olduğundan ayrıca ihbar gerekmediğini, hazırladığı iddianamede bizzat MGK. nun çıkarmış olduğu 12 Eylül Öncesi ve Sonrası adlı kitabı kanıt olarak sunduğunu, zamanaşımı nedeniyle sanığın savunmasının alınmasından vazgeçilebileceğinin Adalet Bakanlığının genelgesi gereği olduğundan ve zamanaşımı dolmak üzere bulunduğundan sanığın savunmasını almadığını, yargılanmasında Anayasanın geçici 15. maddesinin engel olmadığını, bu görüşün öğretide de bazı bilim adamlarınca savunulduğunu, kaldı ki iddianamesinde, sanığın 30 Ağustos 1980 tarihinde işlediği başka bir suçtan da söz ettiğini, evrak tevzii ve hazırlığa kayıt hususuna uyulduğunu, bizzat ilgili Yazı İşleri Müdüründen hazırlık numarası alarak evrakın hazırlığa kaydını yaptırıp, esasa kayda konusunda da ısrarcı olduğunu çünkü Cumhuriyet Savcısının düzenlediği iddianamenin kaleme verilmesinden sonra esas ve iddianame numaraları verilerek tekemmül ettirilen evrakın mahkeme önüne gidebildiğini, ancak Adana C. Başsavcısının hakkı olmadığı halde iddianamenin mahkeme önüne gitmesini engellediğini, C.Savcılarının hazırladıkları iddianamelerin müsvedde olmadığını, hazırladığı iddianame suç teşkil etse dahi sanık olarak gösterilen kişinin de yargılanması gerektiğini, suçsuz olması halinde bu kişinin beraat edeceğini, iddianame hakkında mahkemece karar verilebileceğini, düzenlediği iddianamenin usulüne uygun olduğunu;
Hakkındaki diğer suçlamaya gelince, iddianamede ne kişileri ne de kurumları tahkir ve tezyif gibi bir niyetin ve ifadenin olmadığının görüleceğini, sadece ordunun gerek Osmanlı, gerekse Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde giriştiği isyanlar ve ihtilallerin halk üzerinde yarattığı korkudan söz edildiğini, bunda da bir tahkir değil tespitin söz konusu olduğunu, tahkir ve tezyifin ancak böyle bir kasıt varsa cezalandırılabileceğini, oğlunu askeri liseye kaydettirmek, kendisinin de subay olarak orduda kalmak için uğraştığı ve eşinin de bir albay kızı olduğu düşünülürse, böyle bir kastının bulunmadığının en azından aile ilişkileri nedeniyle daha iyi anlaşılacağını, 12 yıl avukatlık yaptıktan sonra durumu çok iyi olduğu halde adaletin yerine gelmesine yeterince katkıda bulunamadığını düşünerek bu mesleğe geçtiğini, eğer suçluların cezalandırılmasını istemek suç ise, bu suçu işlediğini kabul ettiğini, ancak görevini yaptığına ve kimseyi tahkir etmediğine inandığını bildirmiştir.
Tanık olarak bilgisine başvurulan Adana C. Başsavcısı Cemal Sahir Gürçay antlı ifadelerinde; Başsavcı vekili Ali Çalıkuşu'nun, söz konusu iddianameyi görmesi için kendisine gönderdiğini, incelediğinde Kenan Evren hakkında 1980 yılında yapmış olduğu 12 Eylül harekatının Anayasanın ihlali mahiyetinde olduğu gerekçesiyle Adana Ağır Ceza Mahkemesinde dava açmak istediğini öğrendiğini, iddianame başlığını taşıyan yazının hiçbir eki olmadığını ve CYUY.nın hazırlık soruşturması ve iddianame düzenlenmesiyle ilgili maddelerinde öngörülen hususların hiç birisini içermediğini, Hakimler ve Savcılar Yasasının, C. Başsavcılarının C. Savcıları üzerinde haiz bulunduğu gözetim ve denetim hakkına ilişkin 5. maddesi uyarınca gerekli incelemeyi yaptıktan sonra, söz konusu yazının hukuken geçerli bir iddianame olmayıp, ancak herhangi bir şekil şartına bağlı bulunmayan bir ihbar dilekçesi niteliğinde olduğu kanaatine vararak, yüklenen suçun 1982 Anayasasının geçici 15. maddesi gereğince soruşturulamayacağı ve hakkında kamu davası açılamayacağından Kenan Evren hakkında takipsizlik kararı verdiğini, kararın bir örneğini de müşteki sıfatıyla sanık C. Savcısına tebliğ ettiğini, daha sonra sanığın, düzenlediği iddianameyi çeşitli basın kuruluşlarına faksla gönderdiğini, oturmakta olduğu lojmana basın mensuplarını çağırarak açıklama yaptığını, hatta adliyede de basın mensuplarına konuştuğunu öğrendiğini, durumu Adalet Bakanlığına bildirdiğini beyan etmiştir.
Adana C. Başsavcısı Vekili olan tanık Ali Çalıkuşu ile Adana Adliye Hazırlık Yazı İşleri Müdürü olan tanık Ali İhsan Dinçer de benzer şekilde anlatımda bulunmuşlar, sanığın iddianame başlığını taşıyan yazıyı önce kendilerine getirerek esas ve iddianame numarası verilerek mahkemesine gönderilmesi hususunda ısrar ettiğini, C. Başsavcısının havalesi ile evrakın hazırlığa kaydedilebileceği ancak daha sonra esas ve iddianame numarası verilebileceğini belirttiklerinde sanığın evrakı bırakıp sinirli bir şekilde çıkıp gittiğini, evrakı görmesi için C.Başsavcısına ilettiklerini belirtmişlerdir.
Tanıklar Hüseyin Ayyazalan, Mehmet Cengiz Çiftçi, Eyüp Karataş, Bekir Şahin ve Hülya Ayata da olay hakkında benzer açıklamalar yapmışlardır.
Ayrıca, Adana Hakimi olan tanık Teyfik Süha Mutlu, soruşturmaya konu olayı bir gazetenin temsilcisi olan Temel Eren'in olay günü kendisini telefonla arayıp sorması üzerine öğrendiğini, haberi olmadığını, öğrenince bu kişinin iddianameyi adliyedeki faks aracılığıyla gönderdiğini, nereden temin ettiğini sorduğunda ise sanığın, sümen altı olmasını engellemek için basın mensuplarına dağıttığını belirttiğini söylemiştir.
Foto muhabiri olan tanık Mehmet Aslan ise, olay günü adliye basın bürosunda oturdukları sırada sanık C. Savcısının gelerek suça konu beş sayfalık iddianameyi verip ben gidiyorum, odamı boşalttım 14 günlük de rapor aldım, rapor sonrası emekliliğimi isteyeceğim, iddianame şu anda Başsavcılıkta incelemede, bunun arkasının takip edilmesini sağlayın, Başsavcı bu konuda dava açmak zorundadır. dediğini, iddianameden fotokopi çektirip aldıklarını, sanığın sorulan soruları yanıltmak istemediğini, görüntü almalarına rıza göstermediğini ancak haber değeri bulunduğundan fotoğraflarını çektiklerini belirtmiştir.
Tanıklar Erol Şendur, Ömer Bozan ve Nazan Erdem de benzer şekilde anlatımda bulunmuşlar, tanık Nazan ayrıca ertesi gün sanıktan telefonla aldığı randevu üzerine evine de gittiklerini, sanığın soruları cevapladığını bildirmiş, bu konuda tanıklar Mazul Dayanan, Tevfik Dinçkalmış, Serdar Esmek, Temel Eren, Neşet Karadağ ve Murat Doğukanlı da benzer şekilde açıklamalar yapmışlardır.
Sonuç: İncelenen dosya içeriğine göre, sanığın Ödemiş C. Savcısı olarak görev yaptığı dönemde, kendi havalesi ile Ankara DGM. C.Başsavcılığına gönderdiği 5.8.1999 tarihli dilekçesinde 12 Eylül 1980 harekatını gerçekleştiren MGK. başkan ve üyeleri ile tüm birlik komutanları haklarında TCY.nın 146 ve 147 maddelerine aykırı davrandıklarından bahisle suç duyurusunda bulunduğu, evrakın görevsizlikle gönderildiği Ankara C.Başsavcılığınca takipsizlik kararı verildiği, sanığın bu karara vaki itirazın üzerine inceleme yapan Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesince 5.11.1999 tarihinde Anayasanın geçici 15. maddesi uyarınca itirazın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Sanık hakkında bu eylemi nedeniyle de soruşturma açılmış, disiplin cezası verilmiş, ayrıca yargılanmış ve Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesince suç kastının bulunmadığı gerekçesiyle hakkında beraat kararı verilmiştir.
Açıklanan bu kanıtlar bir arada ele alınıp, değerlendirildiğinde;
1- Görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan kurulan hüküm incelendiğinde;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının geçici 15. maddesinde, 12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Milli Güvenlik Konseyinin, bu konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı hakkında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz." hükmü yer almaktadır.
Madde metninin açıklığı karşısında sanığın, daha önce de aynı konuda dava açılmasını sağlamak için müşteki sıfatıyla verdiği dilekçenin takipsizlik kararı ile sonuçlanıp bu karara vaki itirazının dahi reddedildiği nazara alındığında, bu durumu bilerek ısrarla aynı konuda iddianame düzenlemesi, Anayasa hükmüne aykırı davranması şeklinde sabit olan eylemi, görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçuna uymaktadır. Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılamada, sanığın bu suçtan cezalandırılmasına ilişkin verilen karar isabetlidir. Bu itibarla bu suçtan kurulan hükmün onanmasına karar verilmelidir.
2- Devletin Askeri Kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçundan kurulan hüküm incelendiğinde;
Sanık, yargılamaya konu iddianameyi kaleme aldıktan sonra basın mensuplarına bir örneğini vermek, basın açıklaması yapmak suretiyle belgeyi aleni hale getirmiştir. O halde, söz konusu belgenin tahkir ve tezyif içerip içermediğinin belirlenebilmesi için içeriğinin incelenmesi gerekmektedir.
Sanık tarafından yazılan, iddianame başlığını taşıyan 28.3.2000 günlü belgede, ...Ancak, bugüne kadar sanık ve arkadaşları hakkında işlem yapılmayışının sebebi, ordunun sahip olduğu ve gerektiğinde kendi milletine karşı kullanmaktan çekinmediği silah gücünün toplum üzerinde yarattığı korkudan başka bir şey değildir. Halbuki demokrasilerde üstün olan sadece hukukun gücüdür. Türkiye'de ise maalesef gücün hukuku egemendir......Türkiye Cumhuriyeti ya gerçek bir hukuk devleti olarak varlığını devam ettirecek ya da yeniden gücün üstünlüğüne boyun eğerek yaşamaya devam edecektir... Türk milletinin kardeş kanı dökülmemesi için orduya karşı bir isyan başlatmayışı ne ihtilali ne de muhtırayı haklı gösterebilir. ...Nitekim bugüne kadarki uygulama, Türkiye'nin bir hukuk devleti değil, asker devleti olduğunu düşündürmektedir. Suçu sivil işlerse cezalandıran, asker işlerse cezalandırmayan bir devletin vatandaş nazarında itibarı kalmaz. ... şeklinde ibarelere yer verilmiştir.
Görüldüğü gibi, sanık yazıyı kaleme alırken yalnızca belli bir kişiyi hedef almamış, silahlı kuvvetler içinde ayırt edilebilir bir birlik komutanına yönelik ifadeler kullanmamış, tam tersine kendi milletine karşı silah kullanmaktan çekinmeyen, hukuku ortadan kaldırmaya çalışan, elindeki gücü kötüye kullanan bir kurum olarak nitelendirmiştir. Bu belgenin gerek bütünü gerekse açıklanan ibareler dikkate alındığında, eleştiri boyutunu aştığı, tahkir ve tezyif kastıyla yazıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle Özel Dairenin sanık hakkında bu suçtan verdiği beraat kararının bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Başkanı ve üyeler ise, Özel Daire kararında da belirtildiği şekilde, söz konusu yazı bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde, 12 Eylül harekatına yönelik eleştiriler ve saptamalara yer verildiği, Devletin Askeri Kuvvetlerini tahkir ve tezyif içermediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla Özel Dairenin isabetli olan beraat kararının onanmasına karar verilmelidir. görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Açıklanan nedenlerle;
1- Sanık hakkında görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün ONANMASINA, 08.05.2001 günü yapılan birinci müzakerede oybirliği ile;
2- Devletin Askeri Kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçundan kurulan beraat hükmünün BOZULMASINA, dosyanın Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine bu hususta birinci müzakerede çoğunluk sağlanamadığından 15.05.2001 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy