(818 S. K. m. 12)
Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Ankara 12. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 24.10.2002 gün ve 2001/2578 E.2002/2927 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 29.04.2000 gün ve 2002/24725-2003/7268 sayılı ilamı ile; (
.1- Davacı işçi, davalıya ait Bankanın şube müdürlüğünü veka1eten yaptığı dönem için müdürlüğe ödenen unvan ödeneğini talep etmiştir.
Mahkemece, toplu iş sözleşmesinin 84. maddesi ve Personel Talimatnamesinin 67/C maddesi uyarınca davacının unvan ödeneğine hak kazandığı gerekçesiyle isteğin kabulüne karar verilmiştir.
Anılan Personel Talimatnamesi 1969 tarihli olup daha sonra 1984, 1993 ve 1996 yıllarında üç kez değişikliğe uğramıştır. 1969 tarihli Personel Talimatnamesinin 67/C maddesinde yer alan ve vekaleten görev üstlenenlerin vekalet ettikleri unvanın ödeneğine hak kazanabileceklerini öngören hüküm sonraki Personel Yönetmeliklerinde bulunmamaktadır. 1.12.1996 tarihinde yürürlüğe giren son Personel Yönetmeliğinin 96. maddesinde, bu Yönetmeliğe aykırı önceki Yönetmelik, tamim ve sirküler hükümlerinin geçersiz olduğunu öngörmektedir. Yine aynı Yönetmeliğin 52. maddesinde, "Aylık, maaş ve ücret dışında hiçbir ücret, tazminat ve ödenek memur ve hizmetliler için kazanılmış hak teşkil etmez" şeklinde kurala yer verilmiştir. Öte yandan toplu iş sözleşmesinin 84. maddesi unvan ödeneği konusunda bir düzenleme içermemekte ve bu konuda Personel Yönetmeliği hükümlerinin uygulanacağını belirtmektedir.
Davacının Şube Müdürlüğüne vekalet ettiği dönemde 1996 tarihli Personel Yönetmeliği yürürlükte olduğundan müdürlük unvan ödeneğine hak kazanması söz konusu değildir. Mahkemece bu konudaki isteğin reddine karar verilmelidir.
2- Davacı işçi yıllık izin alacağı talebinde bulunmuş. Mahkemece istek doğrultusunda karar verilmiştir.
Dosya içinde bulunan 2.1.2002 tarihli ibranamede "...Bu hizmet devresi içinde yıllık ücreti izin hakkım ve izin ücreti alacağım kalmamıştır." denilerek işvereni ibra ettiği, bu konuda talep ve dava hakkının olmadığı belirtilmiştir. Davacı işçi, bu belgenin Banka kanalıyla ödenen 88 günlük izin alacağı karşılığında baskı sonucu imzalatıldığını savunmuştur. Ancak bu konuda savunmasını ispata yönelik hiçbir delil getirememiştir. Davacının, iradesinin fesada uğratıldığını kanıtlayamamış olması karşısında, anılan ibranameye değer verilmesi gerekir. İbraname, hakkı ortadan kaldıran tasarruf işlemli olup izin alacağı konusunda ayrıca talepte bulunamaz. Mahkemece bu isteğin de reddi gerekir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda;
Mahkemece bozmanın (1) numaralı bendine uyulmuş, (2) numaralı bendine karşı direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı vekili.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ... sonra gereği görüşüldü:
Dava, unvan ödeneği ve yıllık izin ücretinin ödetilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemenin davanın kabulüne dair verdiği karar yukarıda belirtilen nedenlerle bozulmuş. Mahkemece bozma ilamının (1) numaralı bendine uyularak unvan ödeneği talebi reddedilmiş. yıllık izin ücreti yönündeki (2) numaralı bendine karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Davacı vekili 27.12.2001 tarihli dava dilekçesinde, Türk Ticaret Bankasında çalışırken 31.10.2001 tarihinde iş akdinin feshedildiğini, çalıştığı sürede yıllık izin kullanmadığını, işverenin ise sadece 88 günlük izin süresinin daha fazla olduğunu, Bankaya gönderilen yazıda ibranameye şerh konulması halinde ödemenin yapılmamasının bildirilmesi nedeniyle ibranameyi imzalamadığını ve parayı almadığını, ancak paraya ihtiyacı olduğundan dava açıldıktan sonra ibranameyi imzalayarak 88 günlük izin parasını alacağını baskı altında imzalamak zorunda kaldığı, bu ibranamenin davacının gerçek iradesini yansıtmayacağını, bunun sadece 88 günlük izin ücreti için makbuz ve ibraname hükmünde olup geri kalan alacağı için geçersiz ve hükümsüz olacağını ileri sürerek kullanmadığı, yıllık ücretli izin süresinin ve alacağının tespiti ile fazla hakkı saklı olmak üzere şimdilik 100.000.000.-TL.'nin tahsilini talep etmiş, bilirkişinin kullanılmamış izin süresi 88 gün dışında 393 gün olup alacağının 12.224.935.065.-TL. olduğunu bildirmesi üzerine davasını ıslah etmiştir.
Davalı vekili, davacının sadece 88 günlük yıllık izin ücreti alacağı olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.
Davacı 27.12.2001 tarihinde bu davayı açtıktan sonra 2.1.2002 tarihinde 88 günlük izin ücretini almış ve ibranameyi imzalamıştır.
Türk Ticaret Bankası A.Ş. Kızılay Şubesine yazdığı 27 Kasım 2001 tarihli yazı ile "31.10.2001 tarihi itibariyle iş akdi İş Kanununun 13. maddesi gereği feshedilen İbrahim Hoş'a 1475 sayılı İş Kanununun 56. maddesi gereğince kullanmadığı 88 günlük senelik izin ücreti tutarı olan brüt 2.737.390.000.-TL.'nın ödenmesini, ilişikte gönderilen ibranamenin adı geçene imzalattırılarak iadesini, ibranameye şerh konulmak istenmesi halinde ödeme yapılmaması gerektiğini" bildirmiştir.
Yazı ekindeki 2.1.2002 tarihli ibraname ise, "24.3.1982-31.10.2001 devresi içinde yıllık ücretli izin hakkım ve izin ücretim kalmamıştır. Bu itibarla işveren Türk Ticaret Bankası A.Ş. 'yi her türlü izin alacak taleplerimden tamamıyla ibra eder, izin alacağı ile ilgili hiçbir talep ve dava hakkım bulunmadığını beyan ederim" şeklindedir.
Mahkemenin davanın kabulüne dair verdiği karar Özel Dairece "ibranamenin hakkı ortadan kaldıran tasarruf işlemi olduğu, davacının iradesinin fesada uğratıldığını kanıtlayamadığı, anılan ibranameye değer verilerek yıllık izin ücreti alacağı talebinin reddi gerektiği" gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece, "İbranamenin dava açıldıktan sonra imzalandığı, dava dilekçesinde ibranameyi baskı altında imzalamak zorunda kalınarak imzalanacağının belirtildiğini, bu nedenle, başkaca delile gerek olmadan ibranamenin dava açıldıktan sonra baskı ve irade fesada sonucu imzalandığının kabulü gerektiği," gerekçesiyle bu konudaki bozma ilamına karşı direnilmiştir.
İsviçre Borçlar Kanununun 115. maddesindeki ibra hükmü Borçlar Kanunumuza alınmamıştır. Bu nedenle Borçlar Kanununun 12. maddesine ve HUMK' na göre ibranın şeklini tayin etmek gerekmektedir. Gerek öğretide ve gerek uygulamada ibranamenin varlığı, bir borcun tam ya da kısmen ifa edilmeden sona ermesini sağlayan özel bir sukut nedeni olarak kabul edilmektedir (Feyzi Necmettin Fevzioğlu, Borçlar Hukuku Umumi Hükümler Cilt II, İst. 1969, s. 351). Diğer bir ifade ile ibra, alacaklının alacağını almadığı halde borçlusunu borcundan beri kılmak, onu borçtan kurtarmak amacıyla yapılan bir sözleşmeyi ifade etmektedir (Von Tuhr. Borçlar Hukuku - Cevat Edege Çevirisi, Cilt II s. 695), (Dr. Fritz - Funk Jun - Borçlar Kanunu Şerhi I. Umumi Hükümler - Şeldet /Selek Çevrisi s. 179), (Kenan Tunçomağ - Borçlar Hukuku Dersleri, Cilt I. Genel Hükümler s. 608), (Mustafa Çemberci - İş Kanunu Şerhi Ankara 1968. s. 271 ve ona atfen Tekinay, Berki. Arsebük). Ancak hemen belirtmek gerekir ki, ibra sözleşmesinin her halükarda sözleşme şeklinde gerçekleştirilmesi zorunluluğu yoktur. Sözleşmede borçlunun kabulünün zımni olması da mümkündür.
Öncelikle ibranamenin hukuki niteliğinin ve kapsamının;diğer bir deyimle, davacının gerçek amacının ne olduğu tespit edilmelidir.
Somut olayda 27.12.2001 tarihinde dava açılmış, davadan sonra 2.1.2002 tarihinde ihtirazı kayıt konulmadan ibraname imzalanmıştır.
Ne var ki, davacı 27.12.2001 tarihli dava dilekçesinde, gerçek izin ücreti alacağının daha fazla olduğunu, ancak bu yönde ihtirazı kayıt konulması halinde kendisine hiç ödeme yapılamayacağının bildirilmesi nedeniyle kısmi ödemeye rağmen ödenmek istenen paraya ihtiyacı olduğundan ibranameyi imzalamak zorunda kaldığını bildirmiş olup nitekim bu iddiayı işverenin Bankaya yazdığı yazı da doğrular niteliktedir. Bu nedenle ibranameden önce verilen dava dilekçesi, gerçek alacağın ibraname ve ekindeki Banka yazısındaki miktarın üzerinde kalan bölümü yönünden ihtirazi kayıt bildirilmesi anlamını taşımaktadır.
Dava dilekçesi içindeki açıklamalardan ve Banka yazısından ibraya konu olan miktarın ödenecek olan 88 günlük yıllık izin ücreti karşılığı makbuz niteliğinde olduğu ve bu haliyle ibraname niteliği taşımadığı açıkça anlaşılmaktadır.
Her ne kadar, ihtirazi kaydın hukuksal bir kavram olarak bir tarafın diğer tarafa bildirmesi gereken bir irade beyanı niteliğinde olduğu, bu nedenle dava dilekçesinde bu hususun açıklanmasının doğrudan davalıya ulaştırılmış bir ihtirazi kayıt olarak kabul edilemeyeceği düşünülebilir ise de, somut olayda işverenin güçlü. işçinin ise zayıf durumda bulunması, davacının kısmi ödemeyi almaya ihtiyacının olması. dolayısıyla ortada davacı yönünden müzayaka benzeri bir durumun bulunması karşısında dava dilekçesinin 88 günlük izin alacağı dışında kalan alacak için ihtirazi kayıt olarak kabulü hakkaniyet gereğidir.
Bu durumda, ibranamenin ihtirazi kayıtla verildiği anlaşıldığından, bu ibranameye değer verilmesinin mümkün olmaması nedeniyle bu talebin kabulüne dair verilen direnme kararı yerinde ise de, işin esası incelenmediğinden dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle işin esasının incelenmesi için dosyanın 9. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 17.12.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy