(2004 S. K. m. 67) (1086 S. K. m. 237)
Dava: Taraflar arasındaki "itirazın iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 4. İş Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 15.04.2003 gün ve 2001/342 E. 2003/203 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 22.01.2004 gün ve 2003/11607 E. 2004/943 K. sayılı ilamı ile; ( ... İcra takibine ve davaya konu itiraz konusu alacakların bir kısmının dava tarihinden sonra, yargılama sırasında ödendiği anlaşılmaktadır. Bu ödenen miktarlar düşüldükten sonra kalan bakiye alacak için İtirazın iptaline ve takibin devamına karar vermek gerekirken yargılama sırasında yapılan ödeme nazara alınmadan tüm İcra takibindeki miktarı kapsayacak şekilde nihai hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir... )gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili; iş akti sona eren davacının, kıdem ve ihbar tazminatı ile bakiye ücret alacaklarının davalı işverence ödenmemesi üzerine, toplam 8496 USD karşılığı 5.685.000.000.-TL alacağın tahsili için davalı aleyhine ilamsız icra takibine giriştiğini, ancak davalının borca haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile davalının % 40'dan aşağı olmamak üzere İcra ve inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili; davacının hak edip de alamadığı tazminat ve ücret alacağı bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemenin; "Bilirkişi raporunda hesaplanan toplam 5.673.943.l71.-TL alacağa davalının itirazının haksız olduğu, dava tarihinden sonra yapılan ödemelerin ise infaz sırasında İcra müdürlüğünce değerlendirilmesi gerektiği" gerekçesiyle, yargılama sırasında ödenen miktar düşülmeden, "Davanın kabulü ile 5.673.943.l71.-TL asıl alacak yönünden itirazın iptaline" dair verdiği karar, özel dairece yukarıda açıklanan gerekçeyle bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Davacının, taraflar arasında aktedilen iş akdine dayanarak, 2240 USD ihbar tazminatı, 1805 USD kıdem tazminatı, 1600 USD izin alacağı ve 2851 USD ücret alacağı olmak üzere toplam 8.496 USD karşılığı 5.685.000.000.-TL alacağın tahsili için davalı aleyhine ilamsız İcra takibine giriştiği, davalı işveren vekilinin borca İtirazı üzerine, görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davalı işverence, 30.01.2001 dava tarihinden sonra, davacının banka hesabına 09.02.2001 tarihinde 2000 USD yatırıldığı konusunda da uyuşmazlık mevcut değildir.
Uyuşmazlık; yargılama sırasında davalı işverence davacının banka hesabına yatırılan kısmi ödemenin, İcra takibine ve davaya konu alacaktan mahsup edilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle belirtilmelidir ki; itirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun İtiraz etmiş olduğu alacak olan, normal bir eda davasıdır.
Mahkemenin davanın reddi ya da kabulü yönünde verdiği karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil edeceğinden; davanın reddi halinde alacaklı, borçluya karşı aynı alacaktan dolayı yeni bir alacak davası açamayacağı gibi; davanın kabulü halinde borçlu da, alacaklıya karşı bir menfi tespit veya istirdat davası açamayacaktır. Bu nedenledir ki mahkeme itirazın iptali davasında; tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceleyerek, borcun varlığını ve miktarını araştırmak zorundadır.
Şu açıklamalardan anlaşıldığı üzere; itirazın iptali davası, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan ( İİK. m. 67/1 ); alacaklı, alacağının varlığını Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na göre caiz olan her türlü delil ile ispat edebilir. Giderek, borçlu, ödeme emrine itiraz ederken bildirmiş olup olmamasına bakılmaksızın, bütün itiraz sebeplerini ileri sürebileceğinden; mahkemenin, somut olayda olduğu gibi, borcun sonradan ödendiği itirazını araştırarak, ödemenin takip konusu alacakla ilgili olup olmadığına dair bir karar vermesi gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünde üzerinde durulması gereken bir başka yön ise, takip konusu alacak için borçlunun icra dairesi dışında yaptığı ödemelerin, takip konusu alacaktan İcra Müdürlüğü'nce kendiliğinden mahsup edilemeyeceğidir. Eş söyleyişle, harici ödemelerin İcra Müdürlüğü'nce kabulü için, alacaklının muvafakati gerekir.
Nitekim, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 12. maddesinde; icra dairesinin, takip konusu alacaklar için yapılan ödemeleri kabul zorunluluğu düzenlenmiş olup, bunun yanında, borçlunun ( alacaklının muvafakati aranmaksızın )İcra dairesine ödenen miktar kadar borcundan kurtulduğu belirtilmiştir.
Bu açık hüküm karşısında, İcra Müdürlüğü'nce; ancak İcra dairesine yapılan ödemelerin nazara alınacağı açıktır.
Hal böyle olunca; somut olayda, dava tarihinden sonra yapılan ödemenin İcra dairesi dışında, davacının banka hesabına yapıldığı göz önüne alınarak, mahkemece bu kısmi ödemenin takip konusu alacakla ilgili olduğuna dair bir karar verilmesi, diğer bir ifadeyle, bilirkişi raporunda tespit edilen alacak miktarından, kısmi ödeme konusu 2000 USD mahsup edildikten sonra kalan bakiye alacak için hüküm kurulması gerekirken, aksine düşüncelerle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 20.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy