(1475 S. K. m. 14, 26/2) (4857 S. K. m. 32) (818 S. K. m. 83)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 3. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 5.2.2002 gün ve 2001/582 E., 2002/3 K. sayılı kararın incelenmesi Davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 11.4.2002 gün ve 2002/5661-6158 sayılı ilamı ile;
(... 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Mahkemece, davacının son ücretinin 3000 Amerikan Doları karşılığı Türk parası olduğu kabul edilerek dava konusu alacaklar hesaplanmışsa da, ücretin dolar üzerinden belirlendiği hususunda yazılı bir kanıt mevcut değildir. İşyeri muhasebecisi olan davacı tarafından da imzalanan Ocak 1995 ayında yapılan aylık ücret bordrosunda davacının ücreti diğer ücretin dört katı nispetinde olan 16.200.000 TL. olarak yazılıdır. Davacı bu imzayı inkar etmemiştir. Davacının görevi de nazara alındığında bu bordrodaki ücrete itibar edilerek dava konusu alacakların hesaplanıp hüküm altına alınması gerekir...),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, ihbar ve kıdem tazminatı ile ücret alacağının ödetilmesi isteminden ibarettir.
Davacı, davalıya ait denizcilik şirketinde 1.1.1993 ile 1.1.1995 tarihleri arasında muhasebe ve mali işler müdürü olarak görev yaptığını, haksız olarak iş akdinin feshedildiğini ileri sürerek ödenmeyen ihbar ve kıdem tazminatı ile son iki ayın ücret alacağının ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin, davacının aylık ücretini 3000 $ olarak kabul eden bilirkişi raporundaki hesaplamalara göre davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak kurduğu hüküm, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.
Yerel mahkeme ile Özel Daire arasında çıkan uyuşmazlık, davacının aylık ücretinin ne olduğu noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın kapsamına göre sadece bu nokta üzerinde durulacaktır. Duruşmada dinlenen davacı tanıkları eski hukuk işleri müdürü G.Ü. ve eski şirket çalışanı B.T. davacının, iddia ettiği tarihlerde davalıya ait şirkette çalıştığını ve aylık 3000 Dolar ücret aldığını, ücretlerin ödeme tarihindeki USD kuru üzerinden Türk Parası olarak ödendiğini, ücret bordrolarında ise genellikle eksik gösterildiğini beyan etmiştir.
Davacı ile U. Denizcilik Ticaret A.Ş. arasında yapılan ve davacının imzası bulunan 1.1.1990 tarihli hizmet sözleşmesinde davacının 3.000.000 TL. ücret üzerinden sözleşme imzaladığı, maaş bordrolarına göre sonraki maaş artışlarının ise belli periyodik artışlarla devam ettiği, Eylül 1992 brüt maaşının, 12.300.000 TL., Nisan 1992 brüt maaşının, 11.670.000 TL. olduğu, ancak, bu bordrolarda imza bulunmadığı, bozma ilamında davacının imzasını taşıdığı belirtilen Ocak 1995 brüt maaşının ise 16.200.000 TL. olduğu görülmektedir.
Dosyada bunun dışında davacının aldığı maaşı gösteren bilgi ya da belge olmadığı, bilirkişinin de davacının aldığını beyan ettiği 3.000 USD'nin işyerinin kapasitesine göre uygun bir ücret olduğunu kabul ettiği anlaşılmaktadır.
Her ne kadar, bozma ilamında Ocak 1995 maaş bordrosundaki imzanın davacıya ait olduğu kabul edilmişse de, maaş bordrosu üzerindeki 23.1.1995 tarihli personel işleri kaşesinin üzerindeki imzanın benzer kıvrımlar halinde yukarıya doğru çıkan anlamlı bir harf ya da kelime niteliğinde olmayan ve üzerinde iki adet enlemesine çizgi bulunan bir imza olup davacıya ait 9 Ekim 1990 gün ve 47784 yevmiye nolu, U. Denizcilik Ticaret tarafından sunulan imza sirkülerindeki imzanın ise el yazısı ile davacının ad ve soyadını içeren anlamlı harf ve kelimelerin bir araya geldiği, üzerinde enlemesine çizgi bulunmayan imzalar olduğu, her iki imzanın karşılaştırılmasında ilk bakışta teknik bir incelemeye gerek kalmayacak biçimde her iki imzanın birbirine benzemediği, üzerindeki personel işleri kaşesi de dikkate alındığında, maaş bordrosundaki imzanın davacıya ait olmadığı, personel işlerinde görevli bir kişiye ait olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, bu bordro imzasız olduğundan davacı aleyhine değerlendirilebilecek imzalı bir belge olarak nitelendirilemez. Bununla birlikte, sırf aynı işyerinde çalışıp benzer nedenlerle daha önceden işten ayrılan tanıkların ifadeleri ile de davacının ücretinin tespiti doğru bir yaklaşım tarzı değildir.
Borçlar Yasasının 83. maddesinin 1. fıkrasına göre; konusu para olan borç memleket parasıyla ödenir. 23.11.1990 gününde yürürlüğe giren 3678 sayılı Yasanın 29. maddesiyle değişik BK'nın 83/3. fıkrasına göre; yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi halinde, alacaklı bu borcu vade veya fiili ödeme günündeki rayiç'e göre Türk Parası ile ödenmesini isteyebilir. Öte yandan, gerek 1475 sayılı İş Yasasının 26. maddesinin 29.7.1983 gün ve 2869 sayılı Yasa ile değişik 2. fıkrası, gerekse 4857 sayılı yeni İş Yasasının 32. maddesi, ücretin kural olarak Türk parası ile ödeneceği ilkesini yinelemiştir.
Hal böyle olunca, mahkemece yapılacak iş, usulü kazanılmış haklara aykırı olmamak üzere, Deniz Ticaret Odası ile benzer kuruluşlardan ve davalının çalıştığı işyerine emsal olabilecek şirketlerden, davalı konumundaki bir denizcilik şirketinde, davacının eğitim, iş ve bilgi düzeyine ve mesleki kariyere sahip aynı unvanda çalışan bir kişinin ülke koşulları gözönüne alındığında, şirketin çalışma alanı itibariyle yabancı para üzerinden çalıştırılmasının mutad olup olmadığı, çalıştırılmasının mutad olması halinde Ocak 1995 ayı itibariyle aylık dolar üzerinden ne kadar ücret alabileceğinin ve yabancı para üzerinden çalıştırılmasının mutad olmaması halinde Türk Lirası bazında dava edilen tarihlerde ne kadarlık bir ücret alabileceği araştırılmalı, bunun için benzer şirketlerde çalışıp aynı görevi yapan kişilerin aldığı ücretlerin araştırılıp gerektiğinde bu sektörde çalışan kişilerin ücret durumlarını bilen ya da bilebilecek durumda olan kişi ya da kişiler arasından seçilecek bir bilirkişi ya da bilirkişi kurulu aracılığıyla objektif ölçülere göre dosyadaki bilgi ve belgeler de değerlendirilerek dava edilen tarihlerde davacının yukarıda açıklanan yasal mevzuat gereğince Türk Lirası bazında alabileceği brüt ve net ücret saptanıp sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Öyleyse, bu unsurları içermeyen yerel mahkeme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu kapsam itibariyle kabulü ile Yerel Mahkemenin direnme hükmünün yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 01.10.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy