(743 S. K. m. 639, 641) (3402 S. K. m. 14, 17) (6831 S. K. m. 1) (8. HD. 22.02.2001 T. 2001/622 E. 2001/1475 K.)
Dava: Yusuf Demirel ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Tunceli Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 24.04.2001 gün ve 274-94 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı 104 ada, 88 parselin tapu kaydının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tapu kaydına göre; dava konusu parsel, hükmen Hazine adına tescil edilmiş olup, esası 104 ada, 33 parsel olmaktadır. 104 ada, 33 parsele ait kadastro beyannamesinde; 03.10.1984 gün ve 1 numaralı tapu kaydına dayanılarak hali arazi niteliği ile Hazine adına tespit edilmiş, beyanname ve ekleri postaca Kadastro Komisyonuna sunulmuştur. Komisyonca da 16.05.1986 tarihinde tespit gibi Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine Hüseyin Söylemez isimli bir kişinin tespite itiraz davası sonunda Tunceli Kadastro Mahkemesinin 22.08.1989 gün ve 78/155 esas ve karar sayılı hükmü ile davacının davasının reddine, dava konusu parselin tespit gibi Hazine adına tesciline karar verilmiş ve bu hüküm Yargıtay 7. Hukuk Dairesince onanarak karar düzeltme isteğinde bulunulmaksızın 29.06.1990 tarihinde kesinleşmiştir.
Davacı, dava konusu taşınmazın dayanak tapu kaydının tesis edildiği tarihten geriye doğru kendisi ve satıcıları tarafından 20 yıldan fazla süre ile tasarrufta bulunulduğunu ileri sürerek istekte bulunmuştur. Yerel bilirkişi ve tanıklar 20 yıldan fazla süre ile kazanmayı sağlayan zilyetlikten haber vermeleri, uzman ormancı bilirkişi taşınmazın orman sayılmayan yerlerden, ziraatçı uzman bilirkişi de taşınmazın 30-35 yıldan bu yana kültür arazisi olarak kullanıldığını bildirmeleri üzerine mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dayanak tapu kaydının tesis tarihinden önceki sebebe dayanarak tapu kaydının iptali ile tesciline karar verilebilmesi için kanunda belirtilen diğer koşullar yanında taşınmazın niteliği itibariyle kazanılmaya elverişli yerlerden bulunması gerekir. Hüseyin Söylemez ile Hazine arasında Tunceli Kadastro Mahkemesinde yürüyen 1988/78 esas numaralı dava nedeniyle yapılan keşifte dinlenen ziraatçı uzman bilirkişi Ali Şen tarafından düzenlenen 25.04.1989 günlü raporda; dava konusu parselin 4900 m2'lik bölümünün 3-4 yıl içerisinde sürüldüğü, geriye kalan taşınmaz bölümünün tarım arazisi olarak kullanılmayan, tarıma elverişli bulunmayan ve meşe ağaçları ile kapalı ormanlık bir alan olduğunu belirtmiştir.
Sonuç: İncelenmekte olan dava nedeniyle 24.09.1999 tarihinde yapılan keşifte dinlenen ziraatçı uzman bilirkişi; taşınmazın 11200 m2'lik bölümünün dozer ile sökülerek düzeltildiği ve bu alanda meşe ağacı köklerinin bulunduğu, taşınmazın tümünün % 10-30 arasında meyile sahip orman arazisi niteliğinde Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu açıklamıştır. 02.02.2001 tarihinde yapılan keşifte dinlenen ziraatçı uzman bilirkişi taşınmazın tamamının 30-35 yıldan bu yana tarım arazisi olarak kullanıldığını açıklamıştır. Mahkemece yerel bilirkişi, tanık sözleri ve son defa yapılan keşifte dinlenen ziraatçı uzman bilirkişinin raporundaki bilgilere dayanarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Az önce açıklandığı üzere; Kadastro Mahkemesindeki dava nedeniyle yapılan eski tarihli bilirkişi raporu ve 25.04.1989 günlü raporda taşınmazın tarıma elverişli bulunmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu gerekçeli olarak açıklanmıştır. Mahkemece bu raporlar gözardı edilerek sonraki tarihli rapora dayanılarak davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Böyle bir taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olmaz. Taşınmazın gerek Kadastro Mahkemesince belirlenen niteliği ve gerekse somut olay nedeniyle yapılan keşifte dinlenen ziraatçı uzman bilirkişinin 25.04.1989 günlü raporu gözönünde tutularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün HUMK.nun 429. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, 26.11.2001 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacı, Hazine adına kayıtlı 104 ada, 88 sayılı parselin tapu kaydının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiş, davalı Hazine davanın reddini savunmuştur. Mahkemenin davanın kabulüne ilişkin hükmü, Daire çoğunluğunca esastan reddedilmesi yönünde kesin bozma yapılmıştır.
Dava, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine ilişkin MK.nun 639/1, 3402 sayılı Yasanın 14. maddeleri gereğince açılan tapu iptali ve tescil davasıdır.
Davacı, taşınmazın babasından kaldığını, 1977 yılında kendisine devir ve teslim edildiğini, öğretmen olduğunu, o nedenle kadastro sırasında memlekette olmadığını, o nedenle tespitin Hazine adına yapıldığını zilyetliğin kendisine ait olduğunu belirterek iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Dava konusu 104 ada, 88 nolu parselin esası, aynı ada, 33 nolu parsel olup Hazine adına idari yönden oluşturulan 03.10.1984 tarih ve 1 sıra sayılı tapu kaydının revizyonu sonucu 33 sayalı parsel Hazine adına Hali Arazi niteliği ile tespit görmüş ve toplam miktarı 620190 m2'dir. Davacı; 104/33 parselden 10.07.1992 tarihinde ifrazen oluşan birçok parselden sadece zilyetliğinde olduğunu iddia ettiği 104/88 sayılı parsel için dava açmıştır. 02.02.2000 tarihinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi 1935 doğumlu Hüseyin Söylemez ve diğer bilirkişiler ile 1923 doğumlu davacı tanığı Hüseyin Güngör ve diğer tanıkların hepsi davacının, babasının ve bayilerinin toplam zilyetlik sürelerinin 40-50 yılı aşkın olduğunu ve kazanma koşullarının davacı yararına gerçekleştiğini, taşınmazın arsaya dönüştüğünü açıklamışlardır. Aynı keşifte dinlenen bilirkişi Orman Mühendisi Mehmet Adıyaman 1958 tarihli hava fotoğrafları, memleket ve orman amenajman haritalarına göre; taşınmazın tarım arazisi alanında yer aldığını, 6831 sayılı Yasanın 1. maddesi gereğince orman sayılmayan yerlerden olduğunu, Ziraat Mühendisi Baki Çelikdemir 3-4 yıl öncesine kadar 30-35 yılı aşkın bir zamandan beri kültür arazisi olarak tasarruf edildiğini, üzerinde budanarak korunan 6-7 adet meşe ağacı bulunduğunu, jeoloji mühendisi ise taşınmazın dere ile ilgisi olmadığını, tarım arazisi olduğunu açıklamışlardır.
Diğer yandan; 104/66 sayılı parselle ilgili Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davanın reddine ilişkin karar, önce 8. Hukuk Dairesince onanmış ve karar düzeltme isteği üzerine onama kararı kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi yönünde kesin bozma sevk etmiştir. (8.HD.nin 22.02.2001 tarih ve 2001/622-1475 K. Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinin 23.03.2000 tarih ve 89/22 K). 104 ada, 33 sayılı parsel, önce ifrazen 104/88 ve 62 parsellere ayrılmış, daha sonra 62 sayılı parselin ifrazı sonucu 104/66 ve 67 sayılı parsellere ayrılmıştır. İşte 66 sayılı parsel, Hazineden Belediyeye ve Belediye'den de Toplu Konut İdaresine geçtiği dosya içinde bulunan 8.HD.nin kabul yönünde yapılan kesin bozma ilamı ile sabittir. Mahkemenin de bu bozmayı gözeterek kabul kararı verildiğinde duraksamamak gerekir. Red yönündeki kesin bozma ile aynı ada, aynı parsel içinde iki ayrı yer için farklı iki ilamın ortaya çıkmasıyla hukuka ve adalete olan güven duygusunu zayıflatacağı endişesini doğuracağı açıktır.
Davacı, 16.11.1999 tarihli celsede; 1958 doğumlu olduğunu, öğretmenlik yaptığını, 1981-1987 tarihlerinde Samsun'da, 1987 yılından itibarende Elazığ'da öğretmenlik yaptığını açıkladığına göre, bu samimi beyanı dilekçesindeki beyanı ile örtüştüğü saptanmıştır. Taşınmazın Tunceli Atatürk Mahallesinde imar planları içinde yer aldığı, arsa niteliğine dönüştüğü, artık kültür arazisi olarak yararlanma zorunluluğunun bulunmadığı dosyalardaki bilgilerle sabittir. Çünkü; 104/66 sayılı parsel Toplu Konut İdaresine bitişikte, 104/109 sayılı parsel Posta Telgraf Teşkilatı, 104/110 sayılı parsel Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlüklerine geçmiş, 104/29 parsel ise Belediye'ye ait mezarlık olduğu saptanmıştır.
Daire çoğunluğunun kesin reddet şeklindeki bozmasına gerekçe yaptığı 1. rapor, Hüseyin Söylemez tarafından Tunceli Kadastro Mahkemesinde açtığı, tespite itiraz davası ile ilgili dosya içinde bulunan bilirkişi Ziraat Mühendisi Ali Şen'e ait 25.04.1989 tarihli rapordur. Bu dosyada davacı Hüseyin Söylemez 104/33 sayılı 620190 m2'lik parsel içinden sadece takriben 20 dönümlük yer için dava açmıştır. Zirai bilirkişi dışında başka bir uzman bilirkişi dinlenmemiştir. İnceleme sadece takriben 20 dönümlük yer için yapılmıştır. 620190 m2'lik taşınmazın tümü için bir araştırma ve incelemenin yapılmadığı dosyaların kapsamları ile sabittir. İstenen yerler farklıdır, aynı yerler olduğu konusunda her iki dosya kapsamında hiçbir iddia ve kanıta rastlanmamıştır. Sadece ada ve parselleri aynıdır. Kaldı ki; kadastro dosyasının davacısı Hüseyin Söylemez dava dosyası için 02.02.2000 tarihli keşifte dinlendiği gibi, 15.03.2001 tarihli celsede de dinlendiği ve her iki beyanında da bu yönde bir iddia ileri sürmediği görülmüştür. Bu bakımdan kadastro dosyasındaki anılan rapor ve bilgilerin dava dosyası için kesin veya güçlü delil olarak esas alınması olanaksızdır. Her iki davanın tarafları ve konuları da farklıdır.
Bozmaya gerekçe yapılan 2. rapor ise; dava dosyasında davalı İdarenin ihtiyati tedbir istemesi üzerine davacı tarafın yokluğunda yapılan tespitte dinlenen bilirkişi Ziraat Mühendisi Gürşat İçkili'nin 27.09.1999 tarihli raporu olup, taşınmazın 11250 m2 dozerle düzeltildiğini, içinde meşe köklerinin bulunduğunu açıklamıştır. Yukarıda isimleri verilen orman, jeoloji ve ziraat mühendislerinin kapsamlı ve gerekçeli raporları karşısında bu farklı iki rapora üstünlük tanınmasının isabetli olmadığı görüşünü taşıyorum. Çünkü; yapılan açıklamalar ve 104/66 sayılı parselle ilgili kabul et şeklindeki kesin bozma ilamı kapsamı ile taşınmazın imar planları içinde yer aldığı, arsa niteliğine dönüştüğü, yerleşim alanında kaldığı, kültür arazisi olarak tasarruf etme zorunluluğunun bulunmadığı, bu haliyle taşınmazın artık Devletin hüküm ve tasarrufu altında ve MK.nun 641. maddesi kapsamında kalan yerlerden olmadığı sonucuna ulaşılmasının kabul edilmesi gerekir. Kaldı ki; bu tür yerlerin dahi koşulların varlığı halinde MK.nun 639, 3402 sayılı Yasanın 14 ve 17. maddeleri gereğince kazanılması mümkündür. Açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin kabul yönündeki kararının onanması gerektiği görüşünde bulunduğumdan, kesin bozma şeklinde gerçekleşen Sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. 26.11.2001 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy