(6762 S. K. m. 23) (818 S. K. m. 101, 104)
Taraflar arasındaki "itirazın iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sakarya 2.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 09.10.2002 gün ve 2001/630 E. 2002/703 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 07.07.2003 gün ve 2002/10272-2003/7463 sayılı ilamı ile; (...Davacı vekili, müvekkilince davalıya satılan mal bedelinden bakiye kalan 1.215.117.283 TL. asıl alacaklarının ödenmediğini, alacağın işlemiş faiz ile birlikte 2.636.804.504 TL. toplamı üzerinden tahsili amacıyla icra takibine geçtiklerini takibe itiraz edilerek durdurulduğunu iddia ederek, itirazın iptaline, takibin devamına ve %40 icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı savunmasından satın alınan malın bedelinin ödendiğini beyan ederek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, benimsenen bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporundan, davacının 1998 yılından 1999 yılına devir edilen alacağı 970.223.613 TL. olup, 1999 yılında da davalıya 5.224.893.670 TL.'lık mal satıldığı ve davalı yanca yapılan ödemelerin toplamı ise 4.980.000.000 TL. iken bu miktarın 3.910.000.000 TL. olarak dikkate alınıp hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda mahkemece toplam alacak miktarından ödemeler düşüldükten sonra kalan bakiye yönünden ve davalının takip öncesi temerrüde düşürülmediği de gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı rapora göre hüküm kurulması doğru olmadığı gibi, kabul şekli ile de takip öncesi işlemiş temerrüt faizine, takipten sonra da temerrüt faizi işletilmesine olanak sağlanması BK.nun 104/son maddesine aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, itirazın iptali ile icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.
Davacı vekili, faturaların tebliğ edilerek kesinleşmesine karşın, davalının borcunu ödemediğini ve bu faturalara dayanan borç nedeniyle davalı hakkında icra takibi yapıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürmüş ve borçlunun itirazının iptali ile icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının faturaya konu motorları zamanında teslim etmeyip, aylar sonra teslim ettiğini, hesaplamayı da anlaşmanın yapıldığı tarihteki fiyat üzerinden değil, motorların teslim edildiği tarihteki fiyat üzerinden yapıldığı belirtilerek davanın reddini istemiştir.
Yerel mahkemenin; "davalı, bilirkişi raporuna itiraz etmiş ise de, dosya içeriği karşısında bilirkişi raporunun denetime elverişli ve hüküm tesisine yeterli olduğu görülmekle, "davanın kabulüne" dair verdiği karar, Yüksek Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.
Hemen belirtilmelidir ki, takip talebi, 1.215.117.283-TL asıl alacak, 1.421.687.221-TL işlemiş %9 aylık faiz olmak üzere 2.636.804.504-TL toplam alacağın işleyecek %9 aylık faizi ile tahsili istemini içermekte, borcun sebebi olarak "faturalar" gösterilmektedir.
Davalı borçlu, "borca itiraz" dilekçesinde; takibe konu faturalara ilişkin ödemelerin çekler yoluyla yapıldığını, çekler ödendiği halde, ödenmemiş gibi düşünülüp yeni fiyatlar üzerinden haksız olarak ödemeler istendiğini, bu sebeple asıl alacağa, faize ve tüm ferilerine itiraz ettiğini belirtmektedir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; takip dayanağı oldukları belirtilen faturalar toplamından, davalı borçlunun 1999 yılına ait ödemeleri düşülürken, bir çek bedelinin toplama dahil edilmediği, ayrıca icra dosyasında cari hesap ekstresinde yer alan devir tutarı da gözetilmeyerek hatalı sonuca ulaşıldığı görülmektedir.
Mahkemece, gerekçeli kararda irdelediği üzere bilirkişinin bu hatalı raporu hükme esas alınmış, ne var ki, icra takibine konu asıl alacak tutarının daha az olması nedeniyle, istem dikkate alınarak, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Yüksek Özel Dairenin, bu çelişkiye dikkati çeken ve hesaplama yöntemi öngören bozma nedenine uyulmayarak, yazılı gerekçe ile direnme kararı verilmesi isabetli bulunmamaktadır.
Davalının takip öncesi temerrüde düşürülüp düşürülmediğine ilişkin diğer bozma nedenine gelince: Yerel Mahkeme; "faturaların incelenmesinden ödeme süresinin fatura tarihinden itibaren 60 gün olduğu, faturaların itirazsız olarak kesinleştiği, ödeme tarihi belli olan faturalarda borçlunun temerrüde düşürülmesi için ayrıca ihtar çekilmesine gerek olmadığını" belirtmektedir.
Takip dayanağı bir kısım faturaların alt kısmında; ödemenin fatura tarihinden itibaren 60 gün, vade farkının %9 olduğu, TTK m.23 uyarınca fatura muhteviyatına itiraz olunmadığı takdirde kabul edilmiş sayılacağı yazılıdır.
Öncelikle belirtilmelidir ki; tarafların sunduğu ve birbirini doğrulayan bir kısım belgeler ile cari hesap pusulasında, faturalarda belirtilen borca karşılık bir kısım ödemelerin borçlu tarafından davacı alacaklıya yapıldığının anlaşılmış olması karşısında, temerrüt koşulunun belirtilen gerekçe ile gerçekleştiğinin kabulü halinde dahi, öncelikle ödeme tarihleri ve bakiye tutarın saptanıp, buna göre hesaplama yapılması gerekecektir.
Vade farkı, enflasyonun ekonomi üzerindeki olumsuz etkisi sonucunda yargı kararları ile uygulama bulmuş, bu kavram ile, para borcunun ifasında gecikmeden zarar gören alacaklının korunması amaçlanmıştır.
Vade farkı, başta sözleşme ilişkisi kurulurken, yada daha sonradan tarafların ortak iradeleri ile kararlaştırılabileceği gibi, var olan ticari teamüller sonucu da ortaya çıkabilir.
Vade farkının sözleşmede kararlaştırıldığı, ya da sonradan sürekli uygulama nedeniyle sözleşmenin bir unsuru kabul edildiği durumlarda alacaklı bu yöndeki istemini doğrudan sözleşmeye dayandıracaktır.
Sorun yazılı anlaşma olmaması ve sürekli uygulama bulunmaması halinde sözlü yapılan akitlerde vade farkının sadece faturada yer alması ve bu kayda, muhatabınca İtiraz edilmemesinde ortaya çıkmaktadır.
Davanın yasal dayanaklarından olan Türk Ticaret Yasasının m.23/2 hükmü ile; "Bir faturayı alan kimse aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda bulunmamışsa münderecatını kabul etmiş" sayılmaktadır.
Bu noktada, faturanın münderecatının (zorunlu içeriğinin) ve mutat münderecattan (olağan içerikten) ne anlaşılması, gerektiğinin açıklanmasında, vade farkının bu kapsamda ele alınıp alınmayacağının saptanmasında yarar bulunmaktadır.
Bu soruların yanıtları 27.6.2003 Gün, 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu Kararında irdelendiği üzere; "...TTK.nun 23/2.maddesine göre süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin olabilir. Faturadaki gecikme halinde vade farkı alınacağına ilişkin kayda itiraz edilmemesi, faturada yer almakla birlikte taraflar arasındaki sözleşmede düzenlenmemiş bir hususa ilişkin kaydın da kabul edildiği anlamına gelmez. Vade farkı kaydının faturanın zorunlu içeriğinden olmayıp, yasal sürede itiraz edilmedi diye kabul edilmesinin ağır bir sonuç doğuracağı; (faturadaki vade farkı uygulanır) ibaresinin yazılması halinde TTK.nun 23/1.maddesindeki karinenin uygulama alanı bulmayacağı, zira fatura sözleşme olmadığı gibi, faturaya itiraz edilmemesinin de ona sözleşme niteliği vermeyeceği kabul edilmiştir... Taraflar arasında yazılı şekilde yapılmamış olmakla birlikte geçerli sözleşme ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda faturalara (bedelin belli bir sürede ödenmemesi halinde vade farkı ödenir) ibaresinin yazılarak karşı tarafa tebliği ve karşı tarafça TTK.nun 23/2.maddesi uyarınca sekiz gün içinde itiraz edilmemesi halinde bu durum sadece fatura münderecatının kesinleşmesi sonucunu doğurup vade farkının davalı yanca kabul edildiği ve istenebileceği anlamına gelmeyeceği..." belirtilmek suretiyle; faturanın kesinleşmesinin, faturada yazılı bulunan vade farkı kaydının davalı borçlu tarafından kabul edildiği ve istenebileceği anlamına gelmeyeceği sonucu açıklığa kavuşmuş olmaktadır.
Ayrıca takibe konu somut olayda; taraflar arasında vade farkına ilişkin yazılı bir sözleşmenin varlığı veya bu yöndeki bir sürekli uygulama iddia edilip, ispatlanmış da değildir. Borçlar Yasası m.101/2'de yer alan, borcun ifa edileceği gün (vade tarihi) sözleşme ile tayin edilmiş değildir. Eş söyleyişle; alacaklının ihtar mecburiyetinden kendisini muaf tutabileceği bir durum bulunmamaktadır. Bu durumda borçlunun temerrüdünün ne zaman gerçekleştiğinin saptanması önem taşımaktadır.
Belirtilen koşullar gözetildiğinde ise, Borçlar Yasasının 101.maddesinin; "muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla, mütemerrit olur." hükmü dikkate alınmalıdır. Borçlu ihtar ile temerrüt durumuna gireceğinden, ihtardan itibaren geçmiş günler faizini ödemekle yükümlü olacak, bundan ancak borç konusu olan şeyi tevdi etmekle kurtulabilecektir. Borçlunun, öncesinde temerrüdünü oluşturan bir ihtar bulunmaması durumunda ise, hakkında başlatılan takip ile mütemerrit olduğunun kabulü gerekecektir.
Anılan İçtihadı Birleştirme Kararının, 2797 sayılı Yargıtay Yasası m. 45'de yer alan; "İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini" bağlayacağı hükmü dikkate alındığında davalının takip öncesi temerrüde düşmediğinin kabulü gerekmekte olup, Mahkemece yapılacak iş; belirtilen bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak yapılacak inceleme ve araştırma ile karar vermekten ibarettir.
O halde mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire Kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 28.04.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy