(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 18, 213)
Dava: Taraflar arasındaki "Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal,tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kocaeli 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 10.12.2002 gün ve 2001/66 E, 2002/837 K.sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 18.6.2003 gün ve 2003/6906 E, 7339 K. sayılı ilamı ile; ( ...Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, tarafların miras bırakanı Hüsnü'nün 474 ada 1 parselde kayıtlı kargir apartmanın 1/6 paylı zemin kat 2 nolu ve bodrum niteliğindeki 1 nolu bağımsız bölümlerin mülkiyetini ölünceye kadar bakma akdi ile davalıların miras bırakanı Mahir'e temlik ettiği, önce bakım alacaklısı Hüsnü'nün sonra da Mahir'in öldüğü, Mahir'in sağlığında alkol tedavisi gördüğünün hastane kayıtları ile saptandığı, alkol bağımlısı olması sebebiyle eşinin sık sık evi terk ettiği, miras bırakan Hüsnü'nün diğer mirasçılardan mal kaçırma kastıyla değil de; aile bütünlüğünü sağlamak ve devam ettirmek, eşin eve dönmesini temin ederek yuvanın bozulmasını önlemek amacıyla bağış iradesinin sicile ölünceye kadar bakma şeklinde yansıtıldığı gerekçesi mahkemece benimsenerek davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.
Uygulamada ve öğretide "Muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nispi ( mevsuf-vasıflı ) muvazaa türüdür.Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir.Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih ½ sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan,saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Buna göre, yukarıda değinilen ilkeler ışığında somut olay, özellikle mahkemenin davanın kabulünde gerekçe yaptığı bulgu ve olgular birlikte değerlendirildiğinde, murisin diğer mirasçılardan mal kaçırma iradesi ile temliki gerçekleştirmediği gözetildiğinde 1.4.1974 tarih ve 1-2 sayılı İnançları Birleştirme Kararının olayda uygulama olanağının bulunmayacağı kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere, içtihadı birleştirme kararları konuları ile sınırlı, gerekçeleriyle açıklayıcı, sonuçlarıyla bağlayıcıdır. Buna göre, "muris muvazaası" ile sınır olan tevhidi içtihadın yorum yoluyla içeriğinin genişletilerek genel mahiyetteki Borçlar Kanunun 18. maddesinden kaynaklanan genel muvazaayı kapsama dahil etmek mümkün bulunmamaktadır.
Bu sebeple, resmi aktin miras bırakanın gerçek iradesini yansıtmadığı ve Borçlar Kanununun genel mahiyetteki "muvazaayı" öngören 18. maddesi hükmü çerçevesinde kaldığı göz ardı edilerek somut olayın hadisede uygulanması gerekmeyen ½ sayılı İnançları Birleştirme kararı kapsamında kaldığı mütalaa edilmek suretiyle davanın kabul edilmesinin de doğru ve isabetli olduğu söylenemez. Kaldı ki, dava dilekçesi ve iddianın ileri sürülüş biçimi itibariyle davadaki istek muris muvazaası nedenine dayanmakta olup, Borçlar Kanununun 18. maddesinden kaynaklanan genel muvazaaya dayalı açılmış bir dava ve istek bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, iddia ve istek dışına çıkılarak yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 2.6.2004 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy