(2942 S. K. m. 7, 10, 14, 16, 38) (3402 S. K. m. 41) (1086 S. K. m. 440, 441, 442) (YHGK. 22.05.2002 T. 2002/5-341 E. 2002/415 K.)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla; Pazarcık Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 25.1.2002 gün ve 2001/815 E. 2002/10 K.sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulundan çıkan 22.5.2002 gün, 2002/5-341 Esas, 2002/415 karar sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi davacılar vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla; Hukuk Genel Kurulunca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Düzeltilmesi istenen Hukuk Genel Kurul ilamında gösterilen gerektirici nedenlere göre, HUMK. nun 440. maddesinde yazılı sebeplerden hiç birisine dayanmayan ve yerinde olmayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE, 3506 sayılı Yasanın 4. maddesinin b-1 fıkrası hükmüne göre takdiren (86.000.000) lira para cezasının ve (16.090.000) lira harcın düzeltme isteyenden alınmasına, peşin harcın mahsubuna 22.01.2003 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, davalı idare tarafından kamulaştırma yapılmaksızın, elkonulan taşınmaz nedeni ile istenilen bedelin tahsiline ilişkindir.
Davanın kabulüne yönelik mahkemece verilen direnme hükmünün davalı idare vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yüksek Hukuk Genel Kurulunun Sayın Çoğunluğunca bozulmasına karar verilmiş olup; davacılar vekili bu karara karşı karar düzeltme isteminde bulunarak bozma ilamının kaldırılması ile yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesini istemiştir.
Davacılar vekili müvekkillerine ait 128 sayılı parselin tapu kaydında yazılı 832.952 m2'lik miktarın 1991 yılında Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırıldığını parselin esasen değişmeyen ölçekli krokisine göre yapılan ölçüm sonucu gerçek miktarının 1.017.365.69 m2 olduğunu idarece kamulaştırılan 832.952 m2 ile birlikte toplam 950.170.074 m2'lik bölümü kullandığını belirterek kamulaştırmasız el konulan 117.218.074 m2'lik kısmın bedelini istemiştir.
İdare vekilinin ise; maddi hatalara ilişkin davalarında 2942 sayılı Kanunun 14. maddesinde belirtilen 30 günlük hak düşürücü süre içerisinde açılması gerektiğini, bu süre geçtikten sonra açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Somut olayda çözümlenmesi gereken uyuşmazlık;
1- Kamulaştırmasız elkoymaya konu yapılan taşınmaz bölümünün bedelini 2942 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca kamulaştırma evrakının tebliğinden itibaren 30 günlük hak düşürücü süre içerisinde hak sahibinin açacağı maddi hata davası ile istemek zorunda mı?
2- Yoksa bu süreye bağlı olmaksızın aynı kanunun 38. maddesinde belirtilen 20 yıllık hakdüşürücü süre içerisinde açacağı kamulaştırmasız elkoymaya dayalı bedelin tahsili davası ile isteyebilir mi?
Bu iki hususun çözümlenmesi için olayın dayanağını teşkil eden maddi hatanın ne zaman ve hangi işlemler sonucu meydana geldiğinin saptanması önem arzeder. Dava konusu 128 sayılı parselin 1972 yılında yapılan kadastro tespitinde belirlenen geometrik duruma (ölçekli krokiye-plana) aykırı olarak miktarı 1.017.365.69 m2 yerine maddi hata sonucu 832.952.00 m2 olarak hesaplanmış ve Kadastro Mahkemesinde açılan kadastro tespitine itiraz davasında da yeniden ölçüm yapılmadan aynı miktar ile verilen hükmün kesinleşmesi sonucu tapu kaydı oluşmuştur. Ne var ki davacı taraf 3402 sayılı Kadastro Kanununun 41. maddesi gereğince tanınan maddi hatanın düzeltilmesi olanağını da kullanmadığı anlaşılmıştır. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 7. maddesi gereğince kamulaştırmayı yapan idare taşınmaz malın maddi durumunu ve geometrik biçimini saptamak için kamulaştırılan yerin...sınırını, yüzölçümünü ve cinsini gösterir ölçekli planını yapmak zorunda olduğu halde, Kanunun bu emredici hükmüne aykırı olarak tapu kaydı miktarı esas alınmak suretiyle kamulaştırma evrakını davacılara tebliğ ettiği belirlenmiştir. Kamulaştırma evrakında kamulaştırılan kısmın 832.952 m2 olduğu açıklandığına, ölçekli kroki kapsamında bundan fazla yer bulunduğuna ve sadece belirtilen miktarın bedeli ödendiğine göre yapılan işlemin KISMİ KALAŞTIRMA olduğundan duraksamamak gerekir. Açıklanan miktar dışında kalan kısmın kamulaştırmasız elkoymaya konu teşkil edeceği açıktır.
Somut olayda oluşan maddi hata 1972 yılında yapılan kadastro tespitinde kadastro görevlerince yaratılan bir maddi hata olarak süre gelmektedir. 2942 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca Kıymet Takdiri Komisyonlarınca verdikleri raporlardan veya yapılan kamulaştırma işlemlerinden doğan bir maddi hata olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. 2942 sayılı Kanunun 14. maddesinde sözü edilen maddi hata davası, Kıymet Takdiri Komisyonlarının kamulaştırma nedeni ile düzenledikleri rapor ve işlemlerinden kaynaklanan maddi hatalara ilişkin olup 30 günlük süre içerisinde maddi hata davası açılmadığı takdirde olumsuz dava koşulu olan hak düşürücü süre ile karşılaşacağı bir gerçektir. Gerek 2942 sayılı Kanunun 16. maddesi uyarınca idarenin açtığı tescil davasındaki beyanlar ve gerekse Kadastro Mahkemesinin 1975/11 Esas sayılı dosya ile görülen davada miktar bakımından yapılan maddi hata hukuken davacıları bağlar nitelikte bulunmamaktadır. Çünkü haktan hakkın özünden vazgeçme söz konusu değildir. Olayda duyulan endişe mülkiyet hakkının zarar görmemesine yöneliktir.
Bu bakımdan kaynağı 1972 yılında yapılan kadastro tespitine dayanan maddi hatalar için 2942 sayılı Kanunun 14. maddesinin uygulama yeri bulunmadığının ve aynı Kanunun 38. maddesinde açıklanan 20 yıllık hak düşürücü süre içerisinde hak iddia edenlerin bu tür maddi hataya dayalı davaları açma hakları bulunduğunun kabulü gerekir.
Açıklanan bu somut ve hukuki olgular karşısında davacılar vekilinin karar düzeltme isteğinin kabulü ile yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi gerekirken karar düzeltme isteminin reddi şeklinde gerçekleşen Sayın Çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. 22.01.2003 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy