(506 S. K. m. 2, 4, 6, 79) (4857 S. K. m. 7, 90) (2709 S. K. m. 141)
Taraflar arasındaki "hizmet tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Hatay İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 05.1 1.2003 gün ve 2002/100 E. 2003/157 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 11.03.2004 gün ve 2003/11068-2004/1787 sayılı ilamı ile; (...Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa'nın 79/10. maddesidir. Davacı sağlık ocağında ücret karşılığı hizmet akdi ile çalıştığını ileri sürmektedir. Hizmet akdinin unsurları zaman ve bağımlılıktır. Somut olayda davacının hizmet akdiyle çalışıp çalışmadığının araştırılması gerekirken davalının devlet memuru olduğundan bahisle işveren sıfatını taşıyamayacağı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş olması isabetsiz bulunmuştur. Kaldı ki, davacı Sağlık Ocaklarını Kalkındırma ve Güzelleştirme Derneği'ne bağlı olarak çalıştığını zaman zaman demekten para aldığını ileri sürmektedir.
Öte yandan davalı doktorun devlet memuru olması işveren sıfatını taşımasına ve hizmet akdi ile davacıyı çalıştırmasına engel değildir. Bu nedenle red kararına dayanan gerekçe yerinde değildir. Davacının sağlık ocağı işyerinde zaman zaman çalıştığı bizzat davalı tarafından kabul edildiği gibi tanık beyanlarıyla da doğrulanmıştır. Hal böyle olunca davacının hizmet akdiyle çalışmadığı yönündeki kabul de yerinde değildir.
Mahkemece yapılacak iş, davacının adı geçen derneğe bağlı olarak çalışıp çalışmadığını, davalı doktorun bu demekte görevli olup olmadığını ve ücret ödemelerinin kim tarafından ve kim adına ödendiğini tespit etmek, hizmet akdi ilişkisini ortaya koyduktan sonra fiili çalışma süresini yani davacının haftada kaç gün ve ne kadar süreyle çalıştığını araştırarak belirlemek ve bu sürenin tespitine karar vermekten ibarettir.
Açıklanan nedenlerle usul ve yasaya aykırı olan hükmün bozulması gerekir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, davacının 12.02.1992-14.11.2001 tarihleri arasında Armutlu 3 nolu Sağlık Ocağı ve Sağlık Ocaklarını Koruma, Güzelleştirme ve Kalkındırma Derneği işyerlerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen, Kurum'a kayıt ve tescil edilmeyen çalışma süresinin 506 sayılı Kanun'un 79. maddesi uyarınca tespiti istemine ilişkindir.
Davalı, anılan sağlık ocağında doktor ve başhekim olarak çalıştığını, resmi bir kurum olan sağlık ocağında, bir sigortalıyı işveren sıfatıyla çalıştırmasının mümkün olamayacağını belirtmiştir.
Yerel Mahkemece, taraflar arasında hizmet akdinin unsurlarının oluşmadığı, devlet memuru olarak sağlık ocağında görev yapan davalı doktorun yanında sigortalı olarak çalışma iddiasının yerinde bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm Yüksek Özel Daire'ce yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuştur.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanun'un 79/10.maddesinde; yönetmelikte tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilecekleri öngörülmüştür.
Öncelikle ifade edilmelidir ki çalıştırılanlar; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 2. ve 6. maddelerinde öngörülen koşulların oluşmasıyla birlikte çalıştırılmaya başlanmalarıyla kendiliğinden sigortalı sayılırlar. Ancak, bu kimselerin aynı Kanunun 3. maddesinde sayılan istisnalara girmemesi gerekir. Çalıştırılanların, başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın sigortalı niteliğini kazanmaları Kanunun 6/1. maddesinde yer alan açık hüküm gereğidir.
Anılan Kanunun 4. maddesine göre, sigortalıları çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler "işveren", işveren nam ve hesabına işin yönetimi görevini yapan kimseler ise "işveren vekili"dir. Sigortalı ile hizmet ilişkisinin, işveren vekili ya da işveren temsilcisi aracılığıyla kurulmuş olması, 4857 sayılı yeni İş Yasasının çalışma yaşamında fiilen var olan, ancak yasal düzenlemesi bulunmayan bir dizi çalışma biçimini (çağrı üzerine çalışma, geçici iş ilişkisi vb.) düzenleyerek hayata geçirmesi, 4857 sayılı Yasanın 90. maddesi ile özel istihdam bürolarının kurulması, 506 sayılı Yasanın 79/1. maddesinde ifade edildiği gibi; işverenin, sigortalıyı 4857 sayılı İş Kanununun 7. maddesine göre başka bir işverene iş görme edimini yerine getirmek üzere geçici olarak devretmesi gibi bir takım fiili olgular ve yasal düzenlemeler, hizmet akdinin tarafını oluşturan işverenin, bir başka deyişle Kuruma bildirilmeyen çalışmanın tespiti amacıyla açılan hizmet tespiti davasının davalısının, doğru saptanabilmesindeki önemi daha belirgin, ancak bu ölçüde de karmaşık hale getirmektedir.
Yasada sigortalıyı çalıştıran kişi olarak ifade edilen işveren, işletme ile ilgili olarak çalışma saatleri, işin düzenlenmesi ve iş güvenliği ile ilgili kurallar koyabilir. İdare yetkisi, işletmenin idaresi ve örgütlendirilmesi esasına dayanır.
Davaya konu somut olayda, davacı iş görme edimini davalı doktorun idarecisi olduğu Sağlık Bakanlığı'na bağlı sağlık ocağında yerinde getirmekte olup, çalışmasını, yardımcı hizmetler kapsamında sağlık ocağının genel işleyişine sunmaktadır. Ücretinin ise başlangıçta sağlık ocağı çalışanlarınca, sonrasında ise Sağlık Ocaklarını Koruma ve Kalkındırma Derneği'nce karşılanmakta olduğu davalı ve tanıklarca ifade edilmektedir.
Davalı doktorun, başlangıçta Sağlık Bakanlığının, kuruluş amacı dikkate alındığında ise tüzel kişilik kazanması sonrasında anılan Derneğin temsilcisi konumunda hareket etmesi ile taraflar arasında akdi ilişkisinin kurulduğu, bu durumda ise sigortalıyı işveren olarak çalıştırma olgusunun Sağlık Bakanlığı, ardından ise anılan Dernek tarafından gerçekleştirildiği görülmektedir.
Sosyal güvenlik hak ve yükümlülüğünün kaçınılamaz ve vazgeçilemez niteliği, Anayasanın 141. maddesinin "davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması" gerektiği hükmü dikkate alındığında, bu iki kuruma husumet yöneltilerek davaya katılımlarının sağlanıp, yargılamaya devam olunarak sonuçlandırılmasında yasal zorunluluk bulunduğu ortadadır.
Bu tür hizmet tespiti davalarının kamu düzeniyle ilgili si dikkate alındığında, özel bir duyarlılıkla araştırma yapılarak, deliller resen toplanmalı, çalışma olgusunun, sürekli mi, kesintili mi olduğu araştırılarak, başlangıç ve bitiş tarihleri, dolayısıyla çalışma süresinin tespiti yönüne gidilmeli, davacının aynı işyerine tekrar girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin kesilmesi ve durmasının mümkün olmadığı hukuksal gerçeği dikkate alınarak, tüm bu maddi ve yasal olgular gözetilerek karar verilmelidir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle bu iki kurumada husumet yöneltildikten sonra belirtilen doğrultuda inceleme ve araştırma yapılarak, oluşacak kanaate göre karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 06.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy