(818 S. K. m. 42, 53) (2918 S. K. m. 3, 85, 101, 106) (1086 S. K. m. 237) (2330 S. K. m. 1, 2, 3) (4 HD. 12.11.2002 T. 2002/10525 E. 2002/12740 K.)
Dava: Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 26. Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 21.05.2002 gün ve 2001/431-2002/355 sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 12.11.2002 gün ve 2002/10525-12740 sayılı ilamı ile;
("Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin olup, mahkemece kısmen kabul edilmiş; davalı hazine vekilinin temyizi üzerine dairemizce "...davalı idareye ait aracın kaza sırasındaki sürücünün kim olduğunun kesin olarak belirlenmesinde zorunluluk vardır..." gerekçesiyle araştırmaya yönelik olarak karar bozulmuş; bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılamada davalı idare aracının sürücüsünün kim olduğu hususunda hiçbir kanıt elde edilememiş; fakat mahkeme davacıların desteğinin araç sürücüsü olarak ceza davasında belirlendiğini kabul edip BK. 53. maddesine göre de bununla kendini bağlı sayarak bu kez davanın reddine karar vermiştir.
Erzurum'dan geçilip İstanbul'a götürülen yüklü miktarda uyuşturucu maddenin ve elebaşı ile suç ortaklarının yakalanıp ele geçirilmesi için Erzurum Emniyet Müdürlüğünden ikisi komiser, altısı polis memuru olan sekiz kişi görevlendirilmiş; iki araçla giden ekipten komiser Fatih B., polis memurları Rıfat T., Ö. D. ve Aydın T.'in içinde bulunduğu 25 A 0025 resmi ( 34 PM 47 sahte-sivil ) plakalı Şahin Marka araç dönüşte bir kamyonla çarpışmış; bu feci kazada aracın parçalanıp bölünen bir kısmı kamyon altında sürüklenmiş; içindeki dört emniyet mensubunun cesetleri parçalanıp dağılmış ve ikisinin cesedi de kısmen birbirine yapışmış ve kısmen dışarıya fırlamıştır. Çarpışma, adeta bir bomba patlama etkisi ve sonucunu doğurmuştur.
Olay yerinde Jandarma görevlileri tarafından düzenlenen tutanakta, resmi araç sürücüsü olarak önce "N. Fatih B." olarak yazılmış daha sonra her nedense bu isim çizilerek satır arasına "tahminen Rıfat T." yazılmıştır. Polis tarafından tutulan kaza tespit tutanağında da resmi araç sürücüsünden "... tahmininize göre sürücünün Rıfat T. olduğu" biçiminde söz edilmiştir.
Sağ kalan kamyon sürücüsü Ahmet Ş. aleyhine (Zara Asliye Ceza Mahkemesi 1997/75 Esas, 1998/95 karar sayılı) Tedbirsizlik ve Dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet verdiği iddiasıyla açılan kamu davasında Adli tıp Kurumundan alınan kusura ilişkin raporda, kamyon sürücüsünün kusursuz, diğer araç sürücüsü Rıfat T.nin 8/8 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir. Ancak, bu belirleme resmi araç sürücüsünün kim olduğu yönünde bir araştırma sonucu olmadığından ve yalnızca tahmine dayalı tutanaklarda ki isme sadık kalınarak yapılan bir belirleme olduğundan kusur oranları bakımından önem arz ettiği için resmi araç sürücüsünün kim olduğunun tespiti bakımından bir anlam ifade etmez. Nitekim ceza mahkemesi karar gerekçesinde bu husus "...bu dosyamızın sanığı başka bir şahıs olması, kazaya sebebiyet verdiği iddia edilen Rıfat T.'nin de olayda ölmesi sebebiyle dosyamızda ilgisi bulunmaması ve otomobil sürücüsünün kimliğinin tespiti yapılan yargılamaya herhangi bir katkı sağlamayacağı anlaşılmakla bu hususta mahkememizce herhangi bir araştırma yapılmamış ve bu hususun ayrı bir yargılama konusu olabileceği kanaatine varılmıştır." denilerek hem Rıfat T.nin davaya müdahil olan babası Aşur ile eşi Aynur iddia ve savunmalarına cevap vermek hem de Adli Tıp Kurumu Raporunu irdelemek suretiyle açık biçimde vurgulanmıştır.
Olay sonrası görev yapan Jandarma ve Emniyet görevlilerinin tanık olarak alınan ifadelerinde, resmi araç sürücüsünün kim olduğunu belirleyemedikleri ve bunun da olayın oluş biçimi ve cesetlerin durumu nedeniyle mümkün olmadığı ittifakla açıklanmıştır.
Dahası, Erzurum Emniyet Müdürlüğünün 19.6.2001 tarihli yazısından araç sürücüsü görevlendirmesinin yapılmadığı, aracı kimin kullandığının bilinmediği anlaşılmaktadır.
Otopsi tutanağından ise, olayda ölen dört kişinin de sürücü ehliyetinin bulunduğu yazılıdır.
Olaydan iki gün öncesi, I.Ü. Tıp Fakültesine Rıfat T.nin kanlı ishal, bulantı, kusma ve ateş şikayetiyle başvurduğu belgelenmiştir. Araçtakilerin hepsinin sürücü belgesi varken içlerinde hastalığı nedeniyle halsiz kaldığı kuşkusuz olan birisine direksiyon verilmesi de hayatın olağan akışına pek uygun düşmez.
Diğer ölümler nedeniyle hak sahiplerinin, açtığı davalarda tazminat almaları da o davalarda taraf olmayan davacılar için, hiçbir bağlayıcı ve belirleyiciliği olmayan kararlardır.
Aksine, davalı idarenin ödemek zorunda kaldığı, tazminatlar nedeniyle davacılar (Rıfat T. mirasçıları) aleyhine açılan rücu davasında (Karşıyaka 1. Asliye Hukuk Mahkemesi 200/735-687 sayılı) davanın kabulüne ilişkin karar, dairemiz kurulunca oybirliği ile , "... Bu bağlamda gerek ceza yargılaması, gerek eldeki davanın dayanağı Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1998/38 esas sayılı dava dosyasında olaya karışan polis aracının kimin tarafından kullanıldığı da anlaşılmamaktır. Tutulan olay tutanağında aracı Rıfat T.nin kullandığı yazılmış olup, dinlenen tüm tanıkların da aracı kimin kullandığını tespit etmenin mümkün olmadığını bildirmişlerdir. Mahkemece de bu yolda bir araştırma yapılmamıştır" gerekçesiyle bozulmuştur. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 26.6.200 gün ve 3583-6279 sayılı kararı)
Yerel mahkemenin dairemizin bu bozmasına karşı direnme kararı da Hukuk Genel Kurulu'nca, "...Her ne kadar mahkemece dayanılan dava dosyalarında aracın davalılar desteği tarafından kullanıldığı maddi olgusunun kesinleştiği kabul edilmiş ve HUMK.nun 237. maddesi hükmüne dayanılmışsa da, anılan dosyalarda kesinleşen bir olgu söz konusu değildir. Öte yandan trafik kazası tespit tutanağı ile Jandarma tarafından düzenlenen tutanaklar da tahmine dayalıdır. Şu durumda davacı (İçişleri Bakanlığı) idarenin, ödemeleri rücuen talep edebilmesi ancak aracı kimin kullandığının kesin olarak tespit edilmiş olmasıyla mümkündür..." denilerek bozulmuştur. (H.G.K.nun 28.3.2001 gün ve 2001/4-273-312 sayılı kararı)
Rıfat T.nin desteğinden yoksun kalan davacıların açtığı bu tazminat davasının, kamu davasında tespit edildiği ileri sürülen maddi olguya dayanılarak BK.nun 53. maddesi hükmü uyarınca yerel mahkemece reddedilmesi, yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular karşısında yasal bir dayanaktan yoksundur.
Müteveffa polis memurunun otomobilin sürücüsü olduğu kesin değildir. Kesin olan bir şey varsa, o da Rıfat T.nin davalı idareye ait araçta görevli olarak bulunurken trafik kazasında ölmüş olmasıdır. Davalı, araç işletenidir. Araç işleteni, böylesine feci bir kazada Rıfat T.nin araç sürücüsü olduğu hususunu kanıtlamadan, tazminat sorumluluğundan kurtulamaz. Davalı idare işin başlangıcında görevlendirme sırasında araç sürücüsünü belirlemediğine, Rıfat T' e böyle bir sorumluluk vermediğine, feci kazada ilgililerin sürücüyü belirleyemediklerine ve bu yolda tekniğin ve bilimin yardımını da almadığına göre, Jandarma ve polis görevlilerinin tutanaklara "tahmini" bir belirleme kaydetmeleri, daha öteye yöntemine uygun olmayan tutanakta isim düzeltimleri doğru değildir.
Davalı idarenin tazminat sorumluluğundan kurtulmasını gerektirecek,yasal bir neden olmadığı gibi kuşkulu durumdan dolayı acılı ailenin bunu da sineye çekmesini istemek zararı işletenin üstlenmesini engellemek , hukukun üstün kurallarına ve hak-adalet duygusuna ters düşer. Davalı idare de başlangıçta bunu böyle görmeli ki, Rıfat Terlemez' in hak sahiplerine 2330 sayılı kanun uyarınca nakdi tazminat ödemiştir.
0 halde davalı idarenin tazminat sorumluğu tartışmasız biçimde kabul edilmeli, tazminat miktarı kuşkulu durum nedeniyle irdelenip bir indirim gerekip gerekmeyeceği ise mahkemece tartışılıp takdir edilmelidir.") gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacılar; polis memuru olan desteklerinin, idareye ait araçta görevli olarak bulunmakta iken geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmesi nedeniyle, davalı İçişleri Bakanlığından tazminat istemektedir.
Davalı idare, aracı davacıların desteğinin kullandığı ve olayda %100 kusurlu olduğunun ceza yargılamasında anlaşıldığını ifadeyle davanın reddini savunmuştur.
Dava, önce mahkemece kısmen kabul edilmiş; davalı hazine vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece "...davalı idareye ait aracın kaza sırasındaki sürücünün kim olduğunun kesin olarak belirlenmesinde zorunluluk vardır..." gerekçesiyle araştırmaya yönelik olarak bozulmuş; bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılamada mahkeme, davalı idare aracının sürücüsünün kim olduğu hususunda kanıt elde edilememekle birlikte , davacıların desteğinin araç sürücüsü olarak ceza davasında belirlendiğini kabulle ve BK. 53. maddesine göre bununla kendini bağlı sayarak davanın reddine karar vermiştir. Bu kararın davacılar vekilince temyizi üzerinde bu kez karar başlığında ayrıntısı yazılı nedenlerle Özel Daire hükmün yeniden bozulmasına karar vermiş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını davacılar vekili temyiz etmiştir.
İlkin , davalı idarenin hukuksal sorumluluğunun irdelenmesinde yarar vardır.
Davalı İçişleri Bakanlığı, içindeki dört polis memurunun kimlikleri dahi zor tespit edilecek şekilde ölmelerine neden olan kazaya karışan ve tamamen hasar gören aracın kayıt malikidir. Araç , maliki idare tarafından operasyonda kullanılmak üzere tahsis edilmiştir.
Bilindiği üzere, motorlu araçların neden olduğu zararlardan , kural olarak motorlu aracın işleteni ağırlaştırılmış sorumluluk kurallarına göre sorumludur. Kimlerin işleten olabileceği ise, 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasası'nın 3. maddesinde gösterilmiştir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Yasası'nın "Devlete ve Kamu Kuruluşlarına Ait Araçlar" başlığını taşıyan 106. maddesinde ise; "Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine ve belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı, bu Kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır. Bu kuruluşlar, 85 inci maddenin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere 101 inci maddedeki şartları haiz milli sigorta şirketlerine mali sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlüdürler."Hükmü yer almaktadır. Maddenin bu açık hükmü karşısında devletin ve kamu kuruluşlarının, maliki bulundukları motorlu araçların neden oldukları zararlardan sorumluluğunun da işletenin sorumluluğu kapsamında değerlendirilmesi gereği açıktır. Zararın aracın maliki olan kamu tüzel kişi ve kuruluşlarında çalışan bir kişiye verilmiş olması sonuca etkili olmayıp, aynı sorumluluk ilkeleri geçerlidir.
Davacılar desteği bir emniyet mensubudur ve araç maliki durumundaki İçişleri Bakanlığı Erzurum Emniyet Müdürlüğünde çalışmaktadır. Görevi gereği bulunduğu aracın karıştığı trafik kazasında hayatını kaybetmiş, davacılar onun desteğinden yoksun kalmışlardır. Davalı idarenin bu olay nedeniyle işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümler çerçevesinde sorumlu bulunduğunda duraksama bulunmamaktadır. Bu nedenle de, araç işleteni sıfatıyla idare, davacılar desteğinin araç sürücüsü olduğu hususunu kanıtlamadan, tazminat sorumluluğundan kurtulamaz.
Açıklanan bu hukuksal durum ve ilke çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde;
Uyuşmazlık ; davacılar desteğinin idareye ait aracı kullanıp kullanmadığı ve bu hususun varılacak sonuca etkisi noktasında, toplanmaktadır.
Davacılar desteği Rıfat T. , İçişleri Bakanlığı Erzurum Emniyet Müdürlüğü emrinde polis memuru olarak görev yapmakta iken, diğer görevliler Komiser M.Fatih B., polis memurları Ö. D., Aydın T. ile birlikte Erzurum Valiliğinin (Emniyet Müdürlüğü'nün) 10.07.1997 olurları ile gizli bir operasyonda görevlendirilmiş ve kendilerine tahsis edilen 25 A 0025 (34 PM 47 sahte-sivil) plakalı araçla operasyona katılmıştır. Operasyon dönüşünde 17.07.1997 tarihinde Sivas-Zara arasında bu aracın karşı yönden gelen kamyonla çarpışması sonucu meydana gelen trafik kazasında yine diğer polis memurları ile birlikte hayatını kaybetmiştir. Kazada ölen tüm polislerin hak sahiplerine olduğu gibi Rıfat T.nin hak sahiplerine de davalı İçişleri Bakanlığınca 2330 sayılı kanun uyarınca nakdi tazminat ödenmiştir.
Gerek polislerin görevlendirme ve gerekse araçların tahsis yazılarında aracı kimin kullanacağına ve araçtan sorumluluğa ilişkin bir kayıt ve buna ilişkin bir olur bulunmamaktadır. Araç ise, görevlendirme yazısında ismi geçmeyen, operasyona katılmayan ve kaza sırasında araçta bulunmayan polis memuru İzzet K. üzerine zimmetlidir. Dolayısıyla, tümünün sürücü ehliyeti bulunduğu anlaşılan araçtakilerden birisinin sürücü olarak kabulüne yeterli bir belge bulunmamaktadır.
Dosyadaki tutanak, beyan ve belgelerden de kaza nedeniyle aracın iki parçaya bölündüğü ve içindeki dört emniyet mensubunun araç dışına fırladıkları, parçalanarak öldükleri ve aracın kim tarafından kullanıldığının tespitinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim, olay yerinde tutulan tutanaklarda önce sürücü olarak M. Fatih B. ismi yazılmış, ardından bu isim çizilmiş ve davacılar desteği Rıfat T. ismi başına "tahminen" ibaresi de eklenerek yazılmıştır. Bu durum "Trafik Kazası Tespit Tutanağı"na da yansımış, sürücü olarak Rıfat T. gösterilmiş, kazanın özeti bölümünde "cesetler parçalanmış olduğundan sürücünün tahminimize göre Rıfat T. olduğu" şeklinde açıklama yapılmıştır. Gazetelerin manşetlerine taşınan olayla ilgili haberlerde ise sürücünün M.Fatih B. olduğu belirtilmiştir. Ceza yargılaması aşamasında da bu tahmine dayalı bilgi esas alınarak ve ölen sürücü Rıfat T. kabul edilerek ek takipsizlik kararı verilmiş; kamyon sürücüsü hakkında açılan ceza davasında da polislerin bulunduğu araç sürücüsü yine bu tahmini bilgiye dayanılarak Rıfat T. kabul edilmiş; alınan bilirkişi ve adli tıp kurumu raporlarında da aynı nedenle bu kişinin %100 kusurlu, kamyon sürücüsü sanığın ise kusursuz olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Kazaya karışan kamyon sürücüsü hakkında beraatla sonuçlanan davada Zara Asliye Ceza Mahkemesinin 08.09.1998 tarihli ve 1997/75-1998/95 sayılı kararında ( Her ne kadar müdahiller Aşur ve Aynur T. müdahale dilekçelerinde ve beyanlarında maktullerin içinde bulunduğu aracı maktul Rıfat T.nin kullanmadığını bildirmiş iseler de ve Adli Tıp Raporu , yerel bilirkişi raporunda bu şahsın kullandığı yönünde beyan bulunmuş ise de bu dosyamızın sanığı başka bir şahıs olması, kazaya sebebiyet verdiği iddia edilen Rıfat T.nin olayda ölmesi nedeniyle dosyamızda ilgisi bulunmaması ve otomobil sürücüsünün kimliğinin tespiti yapılan yargılamaya herhangi bir katkı sağlamayacağı anlaşılmakla bu hususta mahkememizce herhangi bir araştırma yapılmamış, bu hususun ayrı bir yargılama konusu olabileceği kanaatine varılmıştır. ) gerekçesine yer verilmiştir. Bu gerekçe de göstermektedir ki , İçişleri Bakanlığına ait ve içinde birisi davacılar desteği olan dört polisin hayatını kaybettiği aracın kim tarafından kullanıldığı konusunda kesinleşen bir olgu ve bunu destekleyecek bir delil bulunmamaktadır. Zira, kusur oranına ilişkin belirleme, İçişleri Bakanlığının aracını kim kullanıyorsa onun kusurlu olduğuna ilişkin bir belirleme olup, resmi araç sürücüsünün kim olduğunun tespiti bakımından bir anlam ifade etmemektedir.
Olay sonrası görev yapan Jandarma ve Emniyet görevlileri, tanık olarak alınan ifadelerinde, resmi araç sürücüsünün kim olduğunu belirleyemediklerini ve bunun da olayın oluş biçimi ve cesetlerin durumu nedeniyle hiçbir şekilde mümkün olmadığını birbirini doğrular ve tamamlar biçimde açıklamışlardır.
Bu beyanlardan da anlaşıldığı üzere, ilgililer tutanak tanzimi sırasında sürücüyü belirleyemedikleri gibi, aracı kullananı tespit konusunda tekniğin ve bilimin yardımı da alınamamıştır. Jandarma ve polis görevlilerinin tutanaklarda tespit edemedikleri bir ismi yazmaları ve bunu yöntemine uygun olmayan şekilde düzelterek bu kez "tahmine dayalı" bir belirleme kaydetmeleri ; beyanlarında da bu tahmini güçlendirecek bir açıklamadan çok açıkça aracı kimin kullandığını tespit edemediklerini bildirmeleri karşısında, aracı davacılar desteğinin kullandığına ilişkin tutanaklar da bu açık çelişkileri nedeniyle dayanaksız kalmıştır. Bu nedenle, anılan tutanaklarda tahmine dayandırılarak davacılar desteğinin ismine yer verilmiş olması, onun aracı kullandığına yeterli ve kesin delil olarak kabul edilemez.
Diğer taraftan, aracı kullandığı tahminine dayanılan davacılar desteği Rıfat T. hakkında düzenlenen ve kaza tarihinden iki gün önceye rastlayan İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Acil Cerrahi bölümünün 15.07.1997 tarihli raporunda adı geçenin kanlı ishal, kusma , bulantı, ateş şikayetiyle hastaneye başvurduğu belirgindir. Tümü sürücü ehliyetine sahip olan araçtakilerden hasta olan hatta kanlı ishal şikayetiyle hastaneye başvuran Rıfat T.nin aracı kullandığını kabul, hayatın olağan akışına da uygun görülmemiştir.
Ayrıca, İçişleri Bakanlığının bu davanın davacıları aleyhine Karşıyaka Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nin 1999/891 esas sayılı dosyasında açtığı rücuan tazminat davasında mahkemece verilen davanın kabulüne ilişkin karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nce bozulmuş , mahkemece verilen direnme kararı da Hukuk Genel Kurulu'nun 28.03.2001 gün ve 2001/4-273 esas, 2001/312 karar sayılı kararıyla "...Her ne kadar mahkemece dayanılan dava dosyalarında aracın davalılar desteği tarafından kullanıldığı maddi olgusunun kesinleştiği kabul edilmiş ve HUMK.nun 237. maddesi hükmüne dayanılmışsa da, anılan dosyalarda kesinleşen bir olgu söz konusu değildir. Öte yandan trafik kazası tespit tutanağı ile Jandarma tarafından düzenlenen tutanaklar da tahmine dayalıdır. Şu durumda davacı (İçişleri Bakanlığı) idarenin, ödemeleri rücuen talep edebilmesi ancak aracı kimin kullandığının kesin olarak tespit edilmiş olmasıyla mümkündür..." denilerek bozulmuştur.Dava henüz derdesttir.
Kazada hayatını kaybeden diğer polislerin yakınları tarafından açılan davalarda ise, ceza dosyasında davacılar desteğinin araç sürücüsü olduğu yönünde kesinleşmiş bir olgu varmış gibi kabul edilerek, kuşkulu durum nedeniyle tazminat miktarında bir indirim gerekip gerekmeyeceği tartışılıp değerlendirilmeden tazminata hükmedilmiştir. Bu davalarda verilen kararların taraf olmayan davacıları bağlayıcı olmayacağı açık olduğu gibi, kazada hayatını kaybeden M.Fatih B.un hak sahiplerince açılan davalardan birisi de halen derdest olup, sonuçlanmamıştır.
Tüm bu açıklamalar göstermektedir ki, idare aracının kim tarafından kullanıldığının kesin olarak tespitinin olanaklı olmadığı eldeki dosyada yapılan yargılama sonunda açıkça anlaşılmıştır. Yine, idarenin aracını kullananın davacılar desteği olduğuna ilişkin açık bir delil yoktur. İdare, görevlendirme ve araç tahsisi sırasında kullanım konusunda bir belirleme yapmamış ve aracın davacılar desteğince kullanıldığını ortaya koyacak bir delil de bildirmemiştir. Yine vurgulanmalıdır ki, davacılar desteği polis memurunun otomobilin sürücüsü olduğu kesin değildir. Kesin olan bir şey varsa, o da davacılar desteği polis memuru Rıfat T.nin davalı idareye ait araçta görevli olarak bulunurken trafik kazasında hayatını kaybettiği olgusudur. Nitekim, İdare kazada hayatını kaybeden diğer polis memurları ile bir ayrıma gitmeden Rıfat T.nin hak sahiplerine de diğerleri gibi 2330 sayılı kanun uyarınca nakdi tazminat ödemiştir.
Bu açık durum karşısında davalı idarenin tazminat yükümlülüğünden kurtulmasını gerektirecek bir olgunun varlığını kabule de olanak bulunmamaktadır. Ayrıntısı açıklanan kuşkulu durumdan işleteni yararlandırmak , desteğini şehit veren acılı ailenin bu kuşkulu durum nedeniyle yasal haklarını yok sayarak bunu sineye çekmesini istemek, hukukun üstün kurallarına ve hak-adalet duygusuna ters düşer. Öyle ise yapılacak iş, İdarenin tazminat sorumluluğunu tartışmasız biçimde kabul etmek olmalıdır.
Tazminat miktarının takdirinde ise, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 42. ve devamı maddeleri gereği kural olarak kuşkulu durum nedeniyle bir indirim gerekip gerekmeyeceği mahkemece tartışılıp takdir edilmelidir. Ne var ki, bu takdir hakkının kullanılmasında; somut olay özelliği nazara alınarak ve aynı kazada ölen diğer polis memurlarının yakınlarının karara bağlanıp kesinleşen tazminat taleplerinde aynı kuşkulu durumun varlığına karşın bir indirime gidilmemiş olması, bir kısmının açtığı davanın da halen derdest bulunup, bu hususun karara bağlanmamış olması gözetilerek eşit durumdaki mağdurlar arasındaki dengenin bozulmaması gereği de unutulmamalıdır.
Hal böyle olunca, Rıfat T.nin desteğinden yoksun kalan davacıların açtığı eldeki tazminat davasının, yerel mahkemece reddedilmesi, yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular karşısında yasal dayanaktan yoksun olup, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 24.3.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy