(765 S. K. m. 51, 59, 450) (1. CD. 27.03.2002 T. 2002/143 E. 2002/1024 K.)
Dava: Adam öldürmek suçundan sanık Mehmet Çetin'in TCY. nın 450/1, 51/2, 59. maddeleri uyarınca 20 ağır hapis ve fer'i cezayla cezalandırılmasına ilişkin Şanlıurfa 1. Ağır Ceza Mahkemesince 31.05.2001 gün ve 327/171 sayı ile verilen ve kendiliğinden de temyize tabi olan kararın sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 27.03.2002 gün ve 143/1024 sayı ile;
Maktul Mustafa'yı babası sanık Mehmet'in ağır kışkırtma altında öldürdüğünün kabulü ile TCY. nın 450/1, 51/2, 59. maddelerince mahkûmiyetine hükmedilmiş ise de;
1- Failin ve öldürme sebep saikının hazırlık soruşturmasıyla netleştirilememesi sonucu; tahmin ve kuşkuya dayanılarak ve içlerinden birinin fail olabileceği zannıyla yekdiğerinden farklı ve bağımsız nedenlere dayanılarak sanık Mehmet dahil üç kişinin suçlanmasına, bunlardan sanık Ali'nin; kollukta el yazısıyla yaptığı yarım bırakılmış itirafnamesine dayanılarak, sanık Mehmet Faik'in; evindeki pantolonda kan izi görülmesine istinat edilerek, sanık Mehmet'in ise; komşularının şahadetine dayanılmak suretiyle suçlanmış bulunmalarına,
2- Son soruşturmanın, hazırlık soruşturmasındaki belirsizliği giderememesi nedeniyle; sanıklardan Mehmet Faik'in tutukluluğunun 14.9.2000 günlü celseye dek, sanık Ali'nin tutukluluğunun ise hüküm celsesi olan 31.5.2001 gününe kadar sürdürülmüş oluşunun, sanık Mehmet'in suç faili olduğuna hüküm gününe kadar Yerel Mahkemece kanaat getirilemediğini açığa çıkarmasına,
3- Aleyhe temyiz olmamakla beraat hükmü kesinleşen sanık Ali'nin; zor ve baskıyla müstenit göstererek bilahare reddetmiş olsa dahi, savcılık ifadesinde, yanında kimse olmadan kendiliğinden yazdığını belirttiği el yazılı polis itirafının ve bu itirafta yer alıp olay gerçekleriyle örtüşen ayrıntıların, sanık Mehmet aleyhindeki sübut kanıtlarını kuşkulu kılmasına,
4- Ezcümle; komşu evin bahçesinde beton dökümü yaparken saat 14.30 sularında maktulün evinden bağırmalar geldiğini, maktulün yapma, yapma baba tarzında seslendiğini, bu bağrışma karşısında maktulü babasının öldürdüğü kanısına vardığını açıklayan ve sanık Mehmet'in mahkûmiyetine gerekçe olan tanıkların, algıya dayalı işbu şahadetlerinin, sanık Ali'nin el yazılı beyanında, maktulün karşılıklı livata teklifine kızarak onu bıçakladığını maktul Mustafa'nın da istimdat niteliğinde ay baba ay baba diyerek bağırdığını belirtmesi karşısında yanılgıya ve yanlış algılamaya dayanmış olabileceği kuşkusunu yaratmasına,
5- Yarım kalmış itirafnamenin baskıya müstenit olabileceği kuşkusuyla sanık Ali aleyhine sübut kanıtı sayılmaması usule uygun ise de; Ali'nin bu belgeyi yanında kimse olmadan yazdığını ifade etmesi, kolluk görevlilerinin sanık Ali'ye belge için baskı yapmadığını söylemesi, komşu binada çalışmalar olduğunu, dış kapının maktul tarafından içeriden sürgülendiğini, ay baba ay baba biçimindeki sözlerin söylendiğini ancak olayı yaşayanın bilebileceği kuşkusunun sanık Mehmet yararına yorumlanarak, tanık komşuların, ay baba veya baba yapma tarzındaki sözleri yorumlamasında yanılgıya düşme olasılığının bulunması karşısında, bu sözlerin, babayı suçlamaya elverişli olması kadar bıçaklanmanın verdiği çaresizlik içinde içgüdüsel bir istimdadı da ifade edebilir olmasının reddedilmemesine,
6- 18.6.2000 tarihli olay yeri inceleme raporunda; başka bir şahsa ait olabileceği kaydıyla olay yerinden elde edildiği ifade edilen gömlek ile kopyalama yöntemiyle alınmış kanlı ayak izlerinin, beraatları kesinleşen diğer şahıslara ait olabileceği kuşkusu araştırma ve irdeleme konusu yapılmadığı ve bundan böyle yapılsa dahi beraatı kesinleşen kişiler aleyhine sonuç yaratmaya yetmeyeceği, açık ise de, sanık Mehmet'in fail olduğunun kabulü halinde; eylemin hemen sonrasında kendisini suçsuz göstermeye yönelik kurgulamalara soğukkanlılıkla giriştiği düşünüldüğünde, kendi gömleğini olay mahallinde bırakmış olabilme tedbirsizliği göstermesinin düşünülemeyeceğine,
7- Kişilerin olaylar karşısındaki tepkisinin farklı olacağı bilindiğinden, sanık Mehmet aleyhine şahadette bulunanların, oğlunun öldürüldüğünü gördüğünde sanık soğukkanlıydı diyerek yorum yapmalarının kanıt değeri olamayacağına,
8- Bu tanıkların da; sanık sıfatıyla ve kuşkulanılan kişiler olarak hazırlık soruşturması sürecinde nezarete alınmış olmaları karşısında; sanığı suçlayan beyanlarının ihtiyatla değerlendirilmesi gerekmesine,
9- Sanık Mehmet'in olay saatinde dükkanında olduğunu, ayrılsaydı mutlaka dükkana bakmasını kendisinden rica etmiş olacağını belirten tanık ile akşam vakti eve giderken oğlumla yiyeceğim deyip 400 gram pirzola aldığını açıklayan diğer tanığın, sanık Mehmet hakkındaki şüpheyi dağıtmasına,
10- Avlu kapısının içten sürgülenmesi ve olay sonrası damlardan atlanarak kaçılması gerçeğinin; öldürme eylemini daha genç bir şahsın yapmış olabileceği kuşkusunu doğurmasına,
11- Velev ilişki halinde yakalasa dahi bir babanın 13 adedi sırttan olmak üzere 27 bıçak darbesini öz oğluna vurmuş olabileceğinin kuşkulu görülmesine dayanılarak;
Sanık Mehmet Çetin'in mahkûmiyetine yeter kanıt bulunmadığına hükmedip kuşkudan sanığın yararlanacağı ilkesine dayanılmak suretiyle beraatına karar vermek gerekirken, giderilmemiş kuşku hali bazı varsayımlara dayalı biçimde aleyhe yorumlanmak suretiyle mahkûmiyetine hükmedilmesi isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 01.05.2002 gün ve 119608 sayı ile;
1- Failin ve öldürme sebep ve saikinin hazırlık soruşturması ile netleştirilmemiş olduğu görüşü:
Hazırlık soruşturması sonuçlarını özetleyen iddianamede, öldürme sebep ve saiki, mahkûmiyetine karar verilen maktulün babası sanık Mehmet Çetin yönünden, oğlunun hemcinsleriyle cinsel ilişkide bulunmak alışkanlığından vazgeçmemesi ve yaşanan çevredeki değer yargıları nedeniyle oluşan psikolojik baskı şeklinde, oluşa uygun olarak açıklanmıştır. İddianın ağırlığı sanık baba üzerinedir.
2- Sanıklardan M. Faik'in tutukluluğunun 14.9.2000, sanık Ali'nin tutukluluğunun ise 31.5.2001 tarihine kadar sürdürülmüş olmasının, sanık babanın suçluluğu hususunda Yerel Mahkemede var olan kuşkunun hüküm gününe kadar sürdüğü görüşü:
Diğer iki sanık yargılama aşamalarında tahliye edilmişlerse de sanık babanın tutukluluğu Yerel Mahkemece hükümden sonra da sürdürülmüştür. Tahliye kararı Yargıtay aşamasında 1. Ceza Dairesince verilmiştir.
3-4-5- hakkındaki beraat kararı kesinleşen sanık Ali'nin polis nezarethanesinde kendi el yazısıyla yazdığı itirafın ve bu itirafta yer alıp olay gerçekleriyle örtüşen ayrıntıların sanık baba hakkındaki kanıtları da kuşkulu kıldığı görüşü:
Yarım kalmış olan, altında imza da, isim de bulunmayan ve zora dayalı olduğu iddia edilen polis nezarethanesinde yazılmış bu el yazısındaki ifadenin sübut kanıtı sayılmamasının usule uygun olduğu 1.Ceza Dairesinin bu olayla ilgili bozma kararının 5. maddesinde de vurgulanmaktadır. Ayrıca, zaman ve mekan tanıkları, sanık Ali ile ilgili kuşkuları giderici beyanlarda bulunmuşlardır.
Sanık Ali'nin yarım kalmış, imzasız, isimsiz olup zora dayalı olduğu iddia edilen itirafın polis nezarethanesinde yazdığı tarihte (bu tarih de belli değildir) maktulün olay sırasında ne şekilde bağırdığı, bu sesleri duyan komşularının ifadelerinin de alınmış olması nedeniyle, Karakoldaki görevliler tarafından bilinmesi olası değildir. Nitekim bu sanık daha karakoldan çıkmadan önce ve daha sonra bu ifadenin zora dayalı olduğunu, polislerin kendisine işkence ettiklerini, çırılçıplak soyduklarını, elektrik verdiklerini, yazıyı bu şartlar altında polislerin dikte ettirdiklerini iddia ederek suçsuzluğunu açıklayan asıl ifadesini vermiştir.
4-5- Maktulün olay sırasında ay baba, ay baba, yapma baba şeklinde sözlerle bağırdığını duyan, bu seslerden maktulü, babasının öldürdüğü kanısına vardıklarını açıklayan ve sanık babanın mahkûmiyetine gerekçe olan tanıkların algıya dayalı bu şahadetlerinin, sanık Ali'nin el yazısı ifadesinin içeriği karşısında yanılgıya ve yanlış algılamaya dayanmış olabileceği, bu sözlerin tanıklar tarafından yanlış yorumlanabileceği, bu sözlerin babayı suçlamaya elverişli olması kadar bıçaklanmanın verdiği çaresizlik içerisinde içgüdüsel bir istimdadı da ifade edebileceği görüşü;
Tanıklar Naif Yılmazer, Gazal Yılmazer, Fatma Yılmazer, Uğur Yılmazer ve Ali Yolcu, polise, C.Savcısına ve Mahkemeye verdikleri ifadelerde baba vurma, baba yeter, ay baba, baba dur, vurma baba sesleri duyduklarını, bu seslerin maktule ait olduğunu çelişkisiz bir şekilde anlatmışlar, bu seslerden maktulün babası tarafından dövüldüğü kanaatine vardıklarını söylemişlerdir. Adı geçen tanıklar bu beyanlarını Mahkemece yapılan keşifte de tekrarlamışlardır. İçgüdüsel bir istimdadı ifade eden sözlerin, yapma baba, yeter baba, vurma baba şeklinde değil, yetiş baba, kurtar baba, baba yetiş şeklinde olması gerekirdi.
6- 18.6.2000 tarihli tutanakta olay yerinde elde edildiği belirtilen gömleğin, sanık babanın fail olduğunun kabulü halinde, eylemin hemen sonrasında kendisini suçsuz göstermeye yönelik kurgulamalara soğukkanlılıkla giriştiği düşünüldüğünde, kendi gömleğini olay mahallinde bırakmış olabilme tedbirsizliğini göstermesinin düşünülemeyeceği görüşü:
Bir polis memuru tarafından tanzim edilip imzalanmış olan bu tutanakta bu gömleğin tahminen başka bir şahsa ait olması kuvvetle muhtemel ibaresi yer almaktadır. Bu gömleğin sanık babaya aidiyeti kanıtlanmış olmadığından Mahkemece hükme dayanak alınmamıştır. 6.7.2000 tarihli ekspertiz raporuna göre bu gömlek üzerinde herhangi bir materyale rastlanmamıştır.
7-Kişilerin olaylar karşısındaki tepkisinin farklı olacağı bilindiğinden, sanık Mehmet aleyhinde şahadette bulunanların, oğlunun öldürüldüğünü gördüğünde sanık soğukkanlıydı diyerek yorum yapmalarının kanıt değeri olmayacağı görüşü:
Yukarıdaki sözler tanık ifadelerinin sadece bir bölümüdür. Mahkeme bu sözleri maktule ait yapma baba, yeter baba, vurma baba, ay baba şeklindeki feryatlarla ve sanığın diğer davranışlarıyla birlikte değerlendirmiştir. Dosyaya göre maktulü kanlar içinde gören ilk kişi sanık babadır. Sanık baba oğlunu kanlar içinde gören ilk kişi olduğu halde oğlunun yanına gitmemiş, ölü mü, yaralı mı olduğunu merak etmemiş, yardıma ihtiyacı olabileceğini düşünmemiş, oğlunun ölmüş olduğunu komşularına duyurmakla yetinmiştir. Maktulün yanına gidip ölüp ölmediğini, yardım gerekip gerekmediğini araştıran kişiler sanık babanın komşuları olan tanıklardır.
8- Maktulün feryatlarını duyan ve sanığın soğukkanlı davranışlarını ifade eden tanıkların hazırlık soruşturması sırasında kuşkulanılan kişiler oldukları ve hazırlık soruşturması sürecinde nezarete alınmış olmaları karşısında sanığı suçlayan beyanlarının ihtiyatla değerlendirilmesi gerektiği görüşü:
Olayın polis tarafından öğrenilmesi üzerine olay hakkında bilgi sahibi olan bütün kişiler Karakola götürülüp ifadeleri alınmış, bunlardan tanık durumunda olanlar serbest bırakılmışlardır. Yapılan işlem makul süre içinde yapılmış olup, tanıklık görevinin yerine getirilmesine ilişkindir. Tanık ifadelerini etkileyici bir yönü de bulunmamaktadır.
9- Sanık babanın olay saatinde dükkanında olduğunu söyleyen tanık ile akşam vakti eve giderken, oğlumla yiyeceğim deyip 400 gram pirzola aldığını açıklayan tanığın ifadelerinin sanık baba hakkındaki şüpheyi dağıttığı görüşü:
Tanıklardan Ekrem Durna, sanık babanın dükkanının bitişiğindeki kasap dükkanını işleten kişidir. Sanık babanın önceki tarihlerde bir yere giderken bu tanığa haber vermiş olmasından, sanık babanın olay saatlerinde dükkanında bulunduğu sonucu çıkartılamaz. Zira, tanık Ekrem Durna'nın ifadesi görgüye dayalı değil tahmine dayalıdır. Bu tanık, olay günü öğlenden sonra sanık babayı hiç görmediğini söylemiştir.
Sanık babanın kebapçı Sabri Tokmak'tan oğluyla yiyeceğini söyleyerek 400 gram et aldığı saat, olaydan 4-5 saat sonrasına tekabül etmektedir. Soğukkanlı bir yapıya sahip olan sanık babanın bu tanığa söylediği sözleri özel bir saikle seçip söylemiş olması oluşa daha uygun düşer. Sanık babanın sair zamanlarda eve et alırken, kiminle yiyeceğini söyleme alışkanlığına sahip olduğuna dair bir beyan mevcut değildir.
10- Avlu kapısının içten sürgülenmesi ve olay sonrası damlardan atlayarak kaçılması gerçeğinin öldürme eylemini daha genç bir şahsın yapmış olabileceği kuşkusunu doğurduğu görüşü:
Sanık baba 43 yaşındadır. Bedensel bir özrü de tespit edilmiş değildir. 43 yaşında olup bedensel özürlü olmayan bir kimse tek katlı yapılardan aynen daha genç bir kişi gibi kaçabilir.
11- Velev ilişki halinde yakalasa dahi bir babanın 13 adedi sırttan olmak üzere 27 bıçak darbesini öz oğluna vurmuş olabileceği kuşkulu görüldüğü görüşü:
Benzer olaylara, hatta daha vahimlerine Adliye arşivlerinde rastlamak mümkündür. Ölü muayene ve otopsi tutanağında maktulün anüsünde fiili livata izi tespit edilmediğinin yazılı olmasına rağmen, maktulün hemcinsleriyle cinsi ilişkide bulunduğu tanıklar Ömer Faruk Açıkşimşek, Mehmet Nuri Açıkşimşek, Abdurrahman Lüle, Müslüm Göçer'in Savcılıktaki ifadeleriyle sabittir. Bu husustaki tanık beyanları ile ölü muayene ve otopsi tutanağındaki bulgular arasındaki farklılığın nedeni Adli Tıptan sorulmuş, Adli Tıp 1. İhtisas Dairesinin 23 Şubat 2001 tarihli raporunda Uzun süre kronik livata yoluyla cinsel ilişkiye girenlerin anal bölgelerinde bazı değişiklikler olmakla birlikte, bu değişikliklerin her olguda görülmeyebileceği tıbben bilindiğine ve otopsi sırasında yapılan muayenesinde fiili livataya ilişkin herhangi bir bulgu tarif edilmediğine göre ölenin fiili livataya maruz kalıp kalmadığı hususunda kanaat beyan edilemeyeceği oybirliği ile mütalaa olunur. denildiği görülmüştür. Sanık babanın oğlunun gayri ahlaki ilişkilerini bildiği ve onu bu ilişkileri nedeniyle ölüm olayından bir sene kadar önce, yaşadığı evin avlusunda zincire vurarak 6-7 gün kadar zincirde tuttuğu yukarıda isimleri yazılı tanıkların beyanlarından anlaşılmaktadır.
Bu tespitler karşısında ve toplumdaki ahlaki telakkiler nedeniyle sanık babanın tepkisindeki aşırılığın nedeni anlaşılır hale gelmektedir.
Sonuç olarak: Olay anında maktulün yapma baba, vurma baba, yeter baba, ay baba, şeklindeki feryatlarını duyan, sanık babanın oğlunu dövdüğünü zannederek kapısının zilini çalan, kapı açılmadığı için de sonuç alamayan, sanık ile hiçbir husumeti ve yalan söylemeleri için herhangi bir neden bulunmayan sanığın ev komşusu tanıklar Naif Yılmazer ile Gazal Yılmazer, Fatma Yılmazer, Uğur Yılmazer, Ali Yolcu'nun aşamalarda değişmeyen açık ve net ifadeleriyle, tüm dosya kapsamından, olayın cereyan tarzı, sebep ve saikinden, olay tarihinde 17 yaşında olan oğlu Mustafa Çetin'in, babası sanık Mehmet Çetin tarafından, hemcinsleriyle gayri ahlaki ilişkileri nedeniyle öldürüldüğü olgusunu, iddia makamının da mütalaası doğrultusunda sabit gören, duruşmanın yüzyüzeliği ilkesi uyarınca ilgili tüm kişilerle yüzyüze gelen, onların psikolojik ve fizyolojik durumlarını gözlemleyen, keşif yaparak olay yerindeki ayrıntıları gören, bütün bu uğraşlardan sonra oluşan vicdani kanaate göre mahkûmiyet hükmünü oybirliği ile veren, Yerel Mahkemenin tespiti isabetli görülmektedir. görüşüyle itiraz yoluna başvurarak, Özel Daire kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, somut olayda sanığa yüklenen adam öldürme suçunun sübuta erip ermediğinin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
İncelenen dosya içeriğine göre;
18.06.2000 tarihinde düzenlenen ihbar tutanağı ve yakalama tutanakları içeriklerinden, saat 20.30 sıralarında polis imdat telefonunu arayan Naif Yılmazer adlı kişinin, komşusu Mehmet Çetin'in evinde meydana gelen şüpheli bir ölüm olayını bildirmesi üzerine başlatılan soruşturmada, avluda, çeşitli yerlerinden bıçaklanmış olarak Mustafa Çetin adlı kişinin cesedinin görüldüğü, komşuların ve aile yakınlarının şifahen sorgulanmaları sonucunda maktulün birçok kişiyle cinsel ilişkiye girdiğinin öğrenilmesi nedeniyle yakın arkadaşı Ali Çetin, olayın namus meselesinden kaynaklanabileceği düşünülerek babası Mehmet Çetin ve ad vermeden yapılan bir ihbar üzerine de evinde yapılan aramada kanlı bir pantolon bulunan Mehmet Faik Karagözlü'nün gözaltına alındıkları anlaşılmaktadır.
Sanık Mehmet Çetin kolluktaki ifadesinde, fotoğrafçılık ve gazete bayiliği yaptığını, olay günü sabah erken vakitte dükkanını açtığını, saat 10.00 sıralarında çok çabaladığını ancak oğlunun iki sene üst üste kaldığı için okuldan alıp açık liseye kaydettirmek zorunda kaldığını, oğlunun başka erkeklerle cinsel ilişkide bulunduğu hususunda hiçbir şey duymadığını, oğlunu öldürmediğini, kimin öldürmüş olabileceğini bilemediğini, kimseyle husumetinin olmadığını beyan etmiştir.
C.Savcılığında ve Sulh Ceza Mahkemesinde de benzer şekilde ifade vermiş, duruşmada ise özünde benzer şekilde anlatımda bulunmakla beraber, olaydan sonra bir hafta nezarette kaldığını, işkence yaptıklarını, suçu üzerinize alın ya da bize isim verin dediklerini, kendisinin de ölenin tek oğlu olduğunu, onu öldürmesinin mümkün olmadığını, kimseye de iftira atamayacağını söylediğini, içeriğini okutmadan kendisine belgeler imzalattıklarını, bunlarda neler yazdığını bilemediğini, oğlunu erkeklerle ilişkisi olduğu için dövdüğü ve zincire bağladığının doğru olmadığını, altı yıl önce karnesinde zayıf getirdiği için kızıp bu nedenle bağlamış olduğunu, çok çalışacağını söyleyince de hemen açtığını belirtmiş, kolluktaki ifadesi okunarak çelişkinin nedeni sorulduğunda ise, o ifadesini okumadan imzalattıklarını, komşusu Naif Yılmazer'in evden sesler duyduğuna ilişkin sözler söylediğini duymadığını, C.Savcılığı ifadesinin kısmen doğru olduğunu, oğlunu zayıf getirdi diye bağladığını, olay günü evden alınmış herhangi bir şey olmadığını, evin iki anahtarının olduğunu, birisinin kendisinde diğerinin ise eşinde durduğunu, onun da olay günü yeğenine vermesi üzerine maktulün anahtarı oradan almış olduğunu söylemiştir.
Hakkındaki beraat kararı kesinleşen sanık Ali Çetin, Komiser Mehmet Erikoğlu tarafından tarihsiz olarak verilen şerhe göre, olay hakkında bildiklerini yazması istenerek kağıt kalem verilmesi üzerine bu sanığın el yazısıyla yazdığı ve yarım bıraktırıldığı belirtilen ifadesinde, düğünleri bittikten sonra gezmek için çarşıya indiğinde saat üç sıralarında maktul Mustafa ile karşılaştıklarını, saat dörtte kendisini evde beklediğini söyleyerek evi tarif ettiğini, saat dörtte maktullerin evinin önüne gittiğini, avlu kapısını açıp girdiğinde maktulün çiçekleri sulamakta olduğunu gördüğünü, içeri geçip televizyon seyrettiklerini, şarkı dinlerken kendisinin de söylediği sırada maktulün etrafta işçilerin çalıştığını belirterek karşı çıktığını, sustuğunu ve kanalları değiştirmesini istemesi üzerine maktulün kanalları değiştirip yabancı bir film açtığını, sonra da çay yaptığını, birlikte içtiklerini, çay bardaklarını mutfağa bıraktıktan sonra tuhaflaştığını ve Ali gel birbirimizi yapalım dediğini, kendisinin de soytarı ibne, buraya çay içmeye mi geldik, yoksa ibnelik etmeye mi geldik diye sorduğunu, maktulün hiç cevap vermediğini, bir süre sustuğunu ve sonra kendisine bana bir kere verir misin? dediğinde kanın beynine sıçradığını, maktulün Ali sen bana vermezsen seni burada boğarım diye söze devam ettiğini, kolaysa boğmasını söylediğinde iki eliyle boğazına sarılıp sıktığını, ayağından tutup maktulü yere düşürdüğünde de cebinden bıçak çıkardığını ve maktulün elini büküp bıçağı yere düşürdüğünü, yerden bıçağı alıp iki üç kere maktulün karnına batırdığını, maktulün bağıramadığını ve ay baba diyerek sayıkladığını, sonra dışarıdaki kapıya doğru yürüyüp yukarı doğru çıktığını, tekrar bıçakla vurmaya başladığını, maktulün duvara doğru yürüyüp kendisini duvara sürdüğünü, birinci merdiven basamağına çıktığını ve ikinci basamakta bel üstü yere düştüğünü, kendisinin de o anda merdivenden dama çıktığını yazmıştır.
Kolluk tarafından müdafii huzurunda alınan ifadesinde ise, olay günü halalarının düğünü olduğunu, sabah kahvaltısından sonra saat 10.00 sıralarında oraya gittiklerini, üzerinde siyah pantolon ve ceket, beyaz gömlek ve mavi kravat olduğunu, saat 13.00 sıralarında minibüsle gelin getirmeye gittiklerini, arkadaşlarıyla havuza gideceği için sık sık saatine baktığını, dönüşte saat 14.00 sıralarında halasının oğlu Ahmet Çakmak ve Cuma Çetin'e havuza gitme teklifinde bulunduğunu, kabul etmemeleri üzerine tek başına düğünden çıktığını, yolda tanıdıklarının otobüsüne rastlayarak onunla ilçeye geldiğini ve havuza gittiğini, bu sırada saatin 14.30-15.00 sıraları olduğunu, havuzda tanıdıklarından Ercan Albayrak, Cuma Çetin, Hasan Albayrak, Yusuf Parmaksız ve Murat Timuçin'in bulunduklarını, hepsiyle konuştuğunu arkadaşlarının saat 16.30 sıralarında havuzdan ayrıldıklarını, kendisinin ise saat 20.00'ye kadar kaldığını, saat 18.00 sıralarında havuzdan çıktığında ağabeyinin arkadaşı Mustafa adlı kişinin kendisini kebap pişirmesi için çağırdığını ve yemeği birlikte yediklerini, saat 20.30 sıralarında bu kişilerle birlikte arabayla ilçeye geldiklerini, çarşıda fotonun oğlu Mustafa'nın öldürülmüş olduğunu öğrenip olay yerine gittiğini belirtmiş; daha önce şifahi sorgusunda havuza Cuma Çetin ile gittiğini, düğün bittikten sonra da Cuma Çakmak ile Fırat'a gittiklerini söylediği, bu kişilerle yapılan yüzleştirmede birlikte gitme olayını doğrulamadıklarında sinirlenerek el yazısıyla yazdığı ifadesinde ve sözlü olarak olayı gerçekleştirdiğini anlattığı hatırlatılarak sorulduğunda, havuza tek gittiğini Cuma Çetin'in ise sonradan geldiğini, orada birlikte oldukları için bu nedenle birlikte gittiklerini söylediğini, anlattıklarının diğer kısmının senaryo olduğunu, bunu arkadaşı Mahmut Baltacı'dan duyduğunu, fakat doğru olmadığını, yalnız bir keresinde sigarasının olmadığını, sigara alması halinde kendisiyle ilişkiye gireceğini söyleyen Ömer Faruk Açıkşimşek'e 2001 sigarası alarak ilişkiye girdiğini, maktul ile hiç ilişkiye girmediğini, el yazısı ile yazdığı ifadeyi nezarette tek başına olduğu sırada kendisinin yazdığını, kendisine gösterilen şort ile havuza girdiğini, duşun musluğuna takılarak yırtılmış olduğunu beyan etmiştir.
C.Savcısı tarafından alınan ifadesinde benzer şekilde anlatımda bulunmuş, ayrıca el yazılı ifadenin kendisine ait olduğunu ve yalnızken yazdığını, ancak emniyette kendisini zorladıkları için bunları yazdığını, doğru olmadıklarını, kendisine vurup buz içine koyduklarını ve suyla yıkadıkları, sağ ayak küçük parmağı ile cinsel organından elektriğe bağladıkları için yazmak zorunda kaldığını, suçsuz olduğunu belirtmiş, Sulh Ceza Mahkemesindeki sorgusunda ve duruşmada da benzer şekilde beyanda bulunmuştur.
Hakkındaki beraat kararı kesinleşen sanık Mehmet Faik Karagözlü kolluktaki ifadesinde, balıkçılık yaptığını, maktul Mustafa'yı şahsen tanıdığını, olay günü öğlen saat 12.00 sıralarına kadar arkadaşlarıyla birlikte kahvehanede olduğunu, sonra havuza gittiğini, bir saat kadar yüzdükten sonra eve döndüğünü ve yemek yedikten sonra tekrar kahvehaneye gittiğini, yarım saat kadar oturduktan sonra taksici Mahmut Çolak ile birlikte Fırat'a gittiklerini, 18.00-19.00'a kadar yüzdükten sonra yine kahveye döndüğünü ve burada maktulün öldürüldüğünü öğrendiğini, pantolonunda görevlilerce bulunan kan lekelerinden haberi olmadığını, nasıl olduğunu bilemediğini, olaydan bir gün öncesinde iş bulamadığı için İstanbul'dan ilçeye yeni dönmüş olduğunu beyan etmiştir.
C.Savcılığında, Sulh Ceza Mahkemesindeki ve duruşmadaki savunmalarında da benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.
Tanık Naif Yılmazer kolluktaki ifadesinde, saat 13.30-14.00 sıralarında komşu evden sesler gelmeye başladığını, kulak verdiğinde baba yeter diye sesler geldiğini fark ettiğini, çocuklara sesi sorunca daha önce de geldiğini söylemeleri üzerine Mehmet Çetin'in bahçe kapısına gidip zile bir iki sefer bastığını, cevap alamayınca kapıyı eliyle çaldığını, yine cevap alamayınca geri dönüp işine devam ettiğini, saat 20.00 sıralarında sanık Mehmet Çetin'in gelerek evinin dış kapısının açılmadığını, arkadan sürgülü olabileceğini bir çocuk gönderip kapıyı açtırmalarının söylediğini, oğlu Uğur'u kapıyı açması için gönderdiğini, kapı açıldıktan 2-3 dakika kadar sonra Mehmet Çetin'in evinin dama çıkan merdivenlerinin yanından, kendilerine hitaben, çocuğumu burada öldürmüşler, cesedi merdivenin üzerinde dediğini, Mehmet Çetin'in evine koştuklarını, Ali Yolcu ve Halil Yılmazer'in cesedi merdiven başından aşağıya avluya aldıklarını, bu sırada Mehmet Çetin'in çok sakin olduğunu, evine gidip polisi aradığını beyan etmiştir.
C.Savcısı tarafından alınan ifadesinde benzer şekilde anlatımda bulunmuş, ayrıca evine saat 13.30.14.00 sıralarında geldiğini, bahçede olan çocuklarının yanına vardığında komşusu Mehmet Çetin'in evinden baba vurma, baba yeter seslerini duyduğunu, bu seslerin maktul Mustafa'ya ait olduğu konusunda emin olduğunu, sesin kısık olup bağırma şeklinde olmadığını, eşine bunu sorduğu sırada oğlu Uğur'un, baba, ben annemi de önceden çağırdım onlar ilgilenmedi, önceden ses daha çok geliyordu. Duyduğumuz bu ses daha önceden de iki üç sefer geldi, koşuşma sesleri de duyuldu, aşağıya dış kapıya doğru, yukarıya eve doğru koşuşma sesleri de hissettik demesi üzerine merak ederek, komşu evin avlu kapısına gidip çaldığını, aklına ilk gelenin ise komşusu Mehmet Çetin'in oğluna birkaç tokat atıp olayın yatıştığının olduğunu, bu arada seslerin kesildiğini, ancak olay yerinde sanık Mehmet Çetin'i görmediğini, akşam saat 20.00 sıralarında sanık kapının açılması konusunda yardım istemeye geldiğinde bu hususu sanığa da söylediğini, ancak o sırada sanığın uzaklaştığını, sanığın oğlunun öldüğünü bildirmesi üzerine gittiklerinde cesedin başında, elinde bir cüzdan olduğu halde oğul sen ne yaptın, ben sana dur demedim mi! Evinde dükkanında otur demedim mi? İşine bak demedim mi diyerek dolaştığını gördüğünü belirtmiştir.
Duruşmada da benzer şekilde beyanda bulunmuş, ayrıca kanaatine göre sanığın kendilerine olayı haber verdiği sırada soğukkanlı olduğunu, kendisinin yalnızca ay baba şeklinde ses duyduğunu, diğer sesleri oğlunun duyduğunu kendisine söylediğini, öleni pek fazla tanımadığını, gelen sesin ona ait olup olmadığını bilemeyeceğini, önceki ifadelerinde bu hususların yanlış anlaşıldığını, sanık Mehmet ile düşmanlığı ya da samimiyeti olmadığını söylemiştir.
Tanık Fatma Yılmazer kolluktaki ifadesinde, saat 14.00 sıralarında oğlu Uğur'un yan evden bağırma seslerinin geldiğini söylediğini, kendisinin de baba yapma, ay baba, baba, baba yeter diye bağırmaları net bir şekilde duyduğunu, bu seslerle birlikte koşma sesleri ve kapı ile uğraşma sesleri de duyduğunu, bu esnada eşi Naif'in geldiğini, durumu ona anlattığını, bunun üzerine eşinin, gidip kapıyı çaldığını fakat kimsenin kapıyı açmadığını söylediğini, yaklaşık bir aydır bu evin inşaat işleriyle uğraştıklarını, ara sıra maktulün gelip geçerken kolay gelsin demesinden dolayı gelen sesin maktul Mustafa'ya ait olduğunu bildiğini, akşam ezanından yarım saat önce sanık Mehmet Çetin'in avlularına geldiğini ve evinin avlu kapısını açamadığını söylediğini, oğlu Uğur'un duvardan atlayıp avlu kapısını açtığını daha sonra sanık Mehmet Çetin'in çatıya çıkıp oğlumu vurmuşlar dediğini, eşi Naif'in, kim vuracak belki bayılmıştır demesi üzerine oğlum kanlar içinde, ölmüş dediğini, bunu söylediği sırada sanığın çok sakin olduğunu, yöre adetlerine göre ağlama, bağırma gibi üzüntülü bir halinin olmadığını, bu durumunun kendisine çok garip geldiğini beyan etmiştir.
C.Savcısı tarafından alınan ifadesinde de benzer şekilde anlatımda bulunmuş, ayrıca olay günü saat 14.00 sıralarında sanığın evinden sesler gelmesinden sonra saat 15.00-15.30 gibi kapısının çalındığını duyup baktığında maktulün halasının oğlu Müslüm Göçer'in kapının önünde olduğunu gördüğünü, kapı açılmayınca yaya olarak aynı mahallede bulunan evlerine doğru gittiğini belirtmiş, duruşmada da benzer şekilde beyanda bulunmuştur.
Tanık Ali Yolcu kolluktaki ifadesinde, tahminen saat 15.30 sıralarında Mehmet Çetin'in evinden üç dört sefer bağırma sesleri duymaları üzerine Naif ile beraber gidip zili ve kapıyı çaldıklarını, kapıyı açan olmayınca aile içi bir mesele olabileceğini karışmamaları gerektiğini söyleyerek Naif'i uyardığını, duyduğu seslerin baba, baba şeklinde olduğunu, sonra aniden seslerin kesildiğini, saat 20.00 sıralarında yanlarına gelen Mehmet Çetin'in evinin kapısının açılmadığını söylemesi üzerine Naif'in oğlunu duvardan aşağı sarkıtmak suretiyle kapıyı açtırdıklarını, 2-3 dakika sonra Mehmet Çetin'in, kendilerine hitaben, çocuğumu burada öldürmüşler, cesedi merdivenin üzerinde dediğini, önce inanmayıp terslediğini, ısrar edince duvardan yan eve geçtiğinde maktulün cesedini gördüğünü, kontrol ettiğini, öldüğünden emin olunca cesedi yerden kaldırıp balkona getirdiklerini, Mehmet Çetin evin kapısını açamayınca anahtarları alıp kendisinin açtığını ve polisi aramak istediğinde telefonun çalışmadığını gördüğünü, Naif'in kendi evinden polise haber verdiğini, dikkatini çeken tek şeyin oğlunu ölü bulmasına rağmen Mehmet Çetin'in çok sakin ve soğukkanlı olması ve akrabalarına haber vermesi olduğunu, beyan etmiştir. C.Savcılığında da benzer şekilde anlatımda bulunmuş, duruşmada ise önceki ifadelerini tekrar ettiğini söylemiştir.
Tanıklar Uğur Yılmazer, Gazal Yılmazer ve Osman Yılmazer de bu tanıkların anlatımlarına benzer şekilde beyanda bulunmuşlardır.
Tanık Songül Göçer kollukta, maktul Mustafa'nın dayısının oğlu olduğunu, olay günü Şanlıurfa'ya düğüne giden yengesinin ev anahtarlarını kendisine bıraktığını, saat 13.30 sıralarında maktulün gelip anahtarları aldığını ve saat 14.00 sıralarında geri bıraktığını, daha sonra saat 15.00 sıralarında tekrar gelip banyo yapacağını söyleyerek anahtarları aldığını, uzun süre getirmeyince merak edip telefonla aradıysa da cevap veren olmadığını, saat 17.00 sıralarında eve gelen ağabeyi Müslüm'ün direk olarak maktulün anahtarları alıp almadığını sorduğunu, getirmediğini öğrenince telefon açtığını ancak yine cevap veren olmadığını, saat 19.30 sıralarında dayısı Mehmet Çetin'in gelip maktulün öldürülmüş olduğunu haber verdiğini beyan etmiştir.
C.Savcısı tarafından alınan ifadesinde benzer şekilde anlatımda bulunmuş, maktulün her iki sefer de motosikletle geldiğini, üzerinde sarı tişört ve kahverengi pantolon olduğunu belirtmiş, duruşmada da bu ifadesini tekrar ettiğini söylemiştir.
Tanık Ömer Faruk Açıkşimşek kollukta, maktul Mustafa'nın teyzesinin oğlu olduğunu, defalarca ters ilişkiye girdiklerini, iki yıl kadar önce babasının bu durumu öğrenerek kendisini çok kötü dövdüğünü, kendisini bu yola maktulün düşürdüğünü, maktulün önceleri çok alkol aldığını, aşırı derecede para harcayıp paraları içkiye ve oğlanlara yatırdığını, iki yıl kadar önce yine dükkandan yüklüce miktarda para çalıp beraber harcadıklarını ve amcasının kendilerini yakalayıp getirdiğini, maktulün babasının, kalan parayı alarak onu bu yola kendilerinin ittiği hususunda suçlamalarda bulunduğunu ve bir akşam babalarının toplanıp kendilerini bu konuda sorgulamaları üzerine aralarında ilişki bulunduğunu saklamadan anlattıklarını beyan etmiştir.
C.Savcılığında benzer şekilde anlatımda bulunmuş ve ayrıca aralarındaki ilişki ortaya çıkınca bir yıl önce babalarının kendilerini dövüp, zincire bağladığını, o zamandan beri maktul ile yalnızca selamlaştıklarını belirtmiştir.
Duruşmada ise, önceki ifadelerinde maktul ile cinsel ilişkiye girdiğini söylediyse de bunun doğru olmadığını, poliste ifade verirken gözlerinin bağlı olduğunu, birkaç memurun kendisini tokatlayarak bu şekilde ifade verirse serbest kalabileceğini söylediklerini, korkup C.Savcılığında da benzer şekilde ifade verdiğini, babasının daha önce kendisini okula gitmediği ve ders çalışmadığı için dövdüğünü, önceki ifadelerini baskı altında verdiği için kabul etmediğini söylemiştir.
Tanık Mehmet Nuri Açıkşimşek kollukta, teyzesinin oğlu olan maktulün çarpık ilişkilerini duyduğunu, sorduğunda maktulün de bunu doğruladığını beyan etmiştir.
C.Savcılığında ise, bir yıl önce kardeşi Ömer Faruk ile maktulün cinsel ilişkide bulunup bunu etrafta söylemeleri üzerine konunun babaları tarafından da duyulduğunu, babasının kardeşini, sanık Mehmet Çetin'in de maktulü, evlerinin avlularında zincire bağladıklarını ve birbirleriyle görüşmelerini yasakladıklarını, bir senedir de başkaca bir olay yaşanmadığını belirtmiş, duruşmada da bu ifadesinin doğru olduğunu tekrar ettiğini söylemiştir.
Tanık Abdurrahman Lüle de C.Savcılığında ve duruşmada, olaydan üç dört yıl önce maktul ile onların evinde cinsel ilişkiye girdiğini beyan etmiştir.
Tanık Mustafa Yıldırım kollukta, olay günü saat 15.30-16.00 sıralarında fotoğrafçı Mehmet Çetin'in dükkanının önüne gittiğini elinde bulunan eriklerden bir kısmını istemesi üzerine ona verdiğini, yedikten sonra daha erik getirip getiremeyeceğini sorduğunda bahçeden aldığın u ve polis memuru Vedat Gülmez ise aşamalarda tutarlı bir şekilde, soruşturma sırasında sanıklara baskı yapılmadığını, her gün doktor kontrolünden geçirildikleri gibi avukatlarıyla da görüştürdüklerini, sanıklardan Ali Çetin'in kendi isteği üzerine kağıt kalem verdiklerini ve onun da el yazısı ile itiraflarını yazdığını, ayrıca şifahen kendilerine de anlattığını söylemişlerdir.
Olayla ilgili ifadesine başvurulan çok sayıda tanığın ise görgüye dayalı ve olayın aydınlanmasına yararı olacak bir bilgileri bulunmadığı anlaşılmaktadır.
21.06.2000 tarihinde düzenlenen ihbar tutanağında, saat 22.00 sıralarında polis imdat telefonunu arayan ve adını vermeyen orta yaş grubu bir bayanın, bıçakla adam öldürme olayı ile ilgili olarak Hamit oğlu Mehmet Karagözlü'yü yakalamaları halinde olayın kendiliğinden çözüleceğini söylediği, aynı gün düzenlenen yakalama ve el koyma tutanaklarında gece sanık Mehmet Faik Karagözlü'nün evinde yakalanıp gözaltına alındığı ve evde yapılan aramada pantolonlarından birisinde kan lekesi tespit edilmesi üzerine el konulduğu belirtilmiştir.
Emniyet Genel Müdürlüğü Merkez Kriminal Polis Laboratuarınca düzenlenen 06.07.2000 gün ve 363 sayılı raporda; olay yerinden alınan kan örnekleri ve maktule ait giysiler üzerindeki kan izlerinin aynı genotiplerde, sanık Mehmet Faik Karagözlü'ye ait pantolon üzerindeki kan izlerinin ise farklı genotiplerde olduğu belirtilmiştir.
C.Savcısı tarafından düzenlenen olay yeri inceleme tutanağı içeriğine göre; saat 21.00 sıralarında sanık Mehmet Çetin'in evine gidildiğinde, avlu kapısının girişinden itibaren eve, oradan da üst kata çıkan terasa kadar kan izlerinin bulunduğu, ev girişinin sağ tarafında terasa çıkan merdiven ile ev girişi arasında, elbiseleri kanlı, 18 yaşlarında bir erkek cesedinin yatmakta olduğunun görüldüğü, evde ve avluda bulunan ölü yakınlarının dışarıya çıkarıldığı, yapılan aramada herhangi bir kesici delici alet, kanlı elbise bulunamadığı, Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü olay yeri inceleme ekibi getirtilerek olay yerinin tüm ayrıntılarının polis kamerasıyla tespit edildiği, görevlilerce kan örneklerinin alındığı anlaşılmaktadır.
Hazırlık aşamasında yapılan kamera kaydı mahkeme heyetince izlenmiş olup bilirkişi Murat Sağkan tarafından bu konuda düzenlenen 04.01.2001 havale tarihli raporda, toplam 10 dakikalık kayıtta çekimin akşam saatlerinde yapılması nedeniyle görüntünün ışık yetersizliğinden dolayı flu olduğu, evin bahçesinin zemininde bol miktarda kan lekeleri olduğu, yine evin duvarlarında bol miktarda kan lekelerinin bulunduğu, maktulün cesedinin, yoğun kan birikintilerinin olduğu ve olayın son bulduğu yer olarak tahmin edilen merdivenlerin başlangıcından yaklaşık yarım metre, dama çıkan merdivenlerin yan tarafına alınmış bulunduğu, maktulün pantolon kemerinin çözülmüş ve pantolonunun sıyrılmış olduğu, bahçe sulamak için kullanılan plastik hortumun toplanmış olarak bahçenin kenarına koyulduğu, dama çıkan merdivenlerde ve damdaki çanak antenin yanında, yerlerde seyrek aralıklarla kan lekelerinin olduğu ve damın kenarında muhtemelen sanığın aşağı atlarken elindeki kandan bulaşan kanlı sağ el izinin zemine çıktığı, olayın oluş zamanı ve kaydın yapıldığı zaman göz önüne alındığında izlerin özelliğini yitireceği, olayın sanığının kimliğinin saptanmasına yarayabilecek herhangi bir bulguya rastlanamadığı belirtilmiştir.
Sanıkların ve gözaltına alınıp tanık sıfatıyla bilgilerine başvurulan kişilerin, gözaltına alınırken, gözaltında oldukları süre boyunca her gün ve gözaltından çıkartılarak C.Savcılığına sevkleri sırasında Bozova Sağlık Ocağınca yapılan muayeneleri sonucunda herhangi bir darp ve cebir izi saptanamadığına ilişkin raporlar dosya içinde mevcuttur.
Yerel Mahkemece olay yerinde keşif yapılmış, maktulün bulunduğu yer, seslerin iki ev arasında duyulup duyulmadığı tespit edilmiş, bilirkişi olarak dinlenen polis memuru Hasan Aslan 12.10.2000 havale tarihli raporunda, söz konusu evin bahçesinin iki metrelik duvarla çevrili, avlu kapısında kilit ve ayrıca demir sürgü olduğunu, sürgü kapalıyken kapının dışarıdan açılmasının mümkün olmadığını, bahçeden çıkışa göre kapının sağ tarafında yerden 150 cm. yükseklikte kanlı el izi, binaya girişte antrede ve oturma odasının giriş kapısının sol tarafında yerden 140 cm. yükseklikte kanlı el izi, dama çıkmak için kullanılan 9 basamaklı merdivenin 6. basamağına kadar kan izleri, ayrıca merdiveni çıkınca çatı merdiveninin azında kanlı el izi ile 70 cm. daha aşağıda olan Naif Yılmazer'e ait evin çatısının batı tarafında duvar ile kesişen bölgede kanlı el izinin olduğu, buna göre cinayet sanığının muhtemelen Naif Yılmazer'in çatısına ve buradan da yere atlayarak kaçtığı, Naif Yılmazer'e ait bahçeden Mehmet Çetin'in bahçesinin içinin görülmediği, ancak diğer duvara bitişik olan 70 cm.lik duvarın üzerine çıkıldığında Mehmet Çetin'in bahçesinin içinin tamamen görüldüğü, ayrıca Mehmet Çetin'in bahçesindeki normal konuşmaların rahatlıkla Naif Yılmazer'in bahçesinden duyulduğu belirtilmiştir.
Bozova Sağlık Ocağı doktorları Ziya Yücel ve Hasan Ali Yücel'in katılımıyla yapılan dış muayenede cesedin 175 cm. boylarında, 55-60 kg. ağırlıkta, 18 yaşlarında bir erkeğe ait olduğu, üzerinde sarı renkli kısa kollu tişört ve toprak renkli pantolon bulunduğu; baş bölgesinin incelenmesinde, burun kemiğinin kırık, çenenin sağ mandibula bölgesinde 2X4 cm. uzunluğunda yüzeysel güneş yanığı olduğu, göğüs kısmının incelenmesinde, sağ meme altında 3X5 cm. ebadında düzensiz cilt kesisi, sternum bölgesinde sağ tarafta 2X6 cm. ebadında akciğere kadar uzanıp onu yırtan cilt altı kesisi, sol meme altında 3X6 cm. ebadında ve sağ karın bölgesinde 2X5 cm. ebadında cilt kesileri tespit edildiği, sol kolda çeşitli yerlerde toplam yedi adet cilt kesisi olduğu, sırt bölgesinde ise toplam 13 adet kesici delici alet yarası bulunduğu, bunlardan sol scapula altında 2X4 cm. ebadında akciğere kadar uzanıp onu kesen yara, bu yaranın 4 cm. sağ tarafında 2X5 cm. ebadında omurgayı kesip 8 cm. derinliğe inen yara, bunun 6-7 cm. sağ tarafında sağ scapula altında 2X5 cm. ebadında akciğere ulaşıp kesen yara, lomber bölgede 2X4 cm. ebadında dalağı da kesen yara, bu yaranın yaklaşık 6 cm. altında 2X4 cm ebadında omuriliğe ulaşıp kesen yara, sağ gluetal bölgede 2X4 cm. ebadında derin yaranın olduğu, bunlar dışındakilerin yüzeyel cilt kesileri olduğu, anal bölgenin incelenmesinde herhangi bir lezyon, fiili livata izi tespit edilemediği, doktor bilirkişi Ali Yücel'in bu dış bulgulara katılarak, akciğere kadar ulaşan kesici delici alet yaralarının kanamaya yol açmasıyla meydana gelen solunum ve dolaşım yetmezliğinin ölüm nedeni olduğunu, klasik otopsi yapılmasına gerek bulunmadığı, ayrıca ölü katılığı ve morluklarının oluştuğu, maktulün muhtemelen 15.00-18.00 arasında öldürülmüş olduğunu belirttiği anlaşılmaktadır.
Tüm bilgi ve belgeler bir arada ele alınıp değerlendirildiğinde;
Olayın görgü tanığı yoktur. Sanık Mehmet Çetin aşamalarda özde tutarlı bir şekilde yüklenen suçu işlemediğini söylemiştir. Görüldüğü gibi tanıkların anlatımları maktulün yaşam biçimine, cesedin bulunmasına, muhtemelen olay sırasında maktulün bağırmasına, sanıkların olay sırasında nerede bulunduklarına ve sanık Mehmet Çetin'in maktulün cesedini bulduktan sonra sergilediği hal ve hareketlerin tarif edilmesine ilişkindir. Olay yerinde gerek C.Savcısı tarafından, gerekse kolluk görevlilerince yapılan incelemelerde olayın failinin bulunmasına katkı sağlayacak somut ve kesin bir bulgu veya kanıt elde edilememiştir. Keza, ceset üzerinde ölü muayenesi yapılmasıyla yetinilmiş olup, bunda da olayın çözümüne katkı sağlayacak her hangi bir bulguya rastlanmamıştır.
Sanığın suçlu olup olmadığını, suçlu ise cezalandırılıp cezalandırılmayacağını, cezalandırılacaksa cezasının ne olacağını belirleme demek olan ceza yargılamasının amacı somut gerçeği ortaya çıkarmaktır. Yargılama makamlarının bu amaca ulaşmak için hukuka aykırı bulunmayan, gerçekçi, akılcı, olayı temsil edici, kanıtlamada önemli ortak tüm kanıtları toplamaları, bunları değerlendirerek son karara varmaları gerekir. Varsayıma dayalı olarak bir kimsenin cezalandırılması, ceza yargılamasının yukarıda açıklanan amacına aykırıdır.
Sanık Mehmet Çetin'in, savunmasının aksine, oğlu olan maktul Mustafa'yı öldürdüğüne dair dosya kapsamında her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı her hangi bir kanıt elde edilemediği açıktır. Yerel Mahkemenin kabulü ve suçun sübutuna esas olarak dayandığı kanıtlar varsayımdan öteye gitmeyen, soyut bir takım saptamalardan ibarettir. Sanığın olay günü dükkanından ayrılarak olay yeri olan evine gittiğini gören olmadığı gibi, tam tersine hiç ayrılmadığına ilişkin tanık anlatımları bulunmaktadır. Haklarında beraat kararı verilen sanıkların olaydaki konumlarından farklı olarak sanık Mehmet Çetin hakkında bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Ceza yargılamasının amacı dışına çıkılarak, sanık hakkında kesin kanıtlar elde edilmeden, varsayıma dayalı olarak sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi isabetsiz olduğundan, Özel Dairece hükmün bozulması yerindedir.
Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 21.05.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy