(818 S. K. m. 41, 47) (21. HD. 28.5.2002 T. 2002/3005 E. 2002/5017 K.)
Dava: Taraflar arasındaki maddi-manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kocaeli 2. İş Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 4.2.2003 gün ve 402-27 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 18.3.2003 gün ve 1966-2166 sayılı ilamiyle; (...1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalının sair temyiz itirazlarının reddine,
2- Mahkemece Dairemizin 28.5.2002 gün ve 3005-5017 sayılı ilamına uyulmasına karar verilmesine rağmen, bozma doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılmamıştır. Uyulan bozma ilamında da açıkça vurgulandığı üzere, davacının biri 1991 yılında sağ göze metal çapağı kaçması şeklinde sonuçlanan iki ayrı olay sonunda iş göremezlik durumuna girdiği dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden ve tarafların anlatımlarından açıkça anlaşılmaktadır. Davacının 4.11.1991'deki göze metal çapağı kaçması nedeniyle gördüğü tedavi sonucu 17.11.1991'de kurum hekimince işe başlayabileceğine dair rapor verildiği bu tarihten sonra davacının 1998 yılı Eylül ayına kadar herhangi bir şikayetinin olmadığı anlaşılmaktadır. 1998 yılı Eylül ayında şikayetlerinin yeniden başladığı tedavi sırasında gözünden çıkarılan parçanın kurumuş boya parçası olduğu, aşamalardaki davacı anlatımlarından anlaşılmaktadır. Davacı 1999 yılı Ağustos ayında sağ gözünden ameliyat olmuş ve sonunda davacıya 20.11.2000 tarihinde kurumca gelir bağlanmıştır. Tüm bu deliller bir arada değerlendirildiğinde davacı da sonuçta %42 oranında meslekte kazanma güç kaybında 1991 yılında göze metal çapağı kaçması ile 1998 yılında kurumuş boya parçası kaçması olaylarının etkilerinin ve oranlarının tek başlarına sürekli iş göremezliğe yol açıp açmayacaklarının, şayet 1998 yılında göze boya kaçmasının iş göremezliğe etkisi yoksa bunun tıbbi nedenlerinin uzman kişiler aracılığıyla araştırılması gerekirken, uyulan bozma öncesinde de dosyada mevcut iş kazası kolundan gelir bağlama kararını dayanak göstererek 5.11.1991 tarihi dışında davacının iş kazası geçirmediğine dair Kurum yazısının esas alınmak suretiyle sonuca gidilmesi isabetsizdir.
Sürekli iş göremezliğin hangi tarihten başladığının tespitinin, zararın belirlenmesinde ve faizin başlangıcında belirlenmesi açısından önemli olduğu açıktır.
Kabule göre de; zararla 1991'deki olay arasında illiyet bağının yöntemince kurulmadığından bahisle, yapılan bozmaya uyulduğu ve bu husus maddi tazminat yanında manevi tazminatında asli unsurlarından olduğu gözetilmeksizin manevi tazminatın kesinleştiği sonucuna varılması usul ve yasaya aykırıdır.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Karar: Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, iş kazası sonucu oluşan maluliyet nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı, davalı işyerinde çalışırken 05.11.1991 tarihinde geçirdiği kaza sonucu sağ gözünün yaralandığını, yapılan bir dizi operasyon sonucu iyileşmeyip gözünden yoksun kaldığını ileri sürerek 16.750.000.000 TL. maddi ve 7.500.000.000 manevi tazminat talep etmiştir.
Davalı işveren, davacının 05.11.1991 tarihinde geçirdiği kaza sonucu tedavi görerek 17.11.1991 tarihinde çalışır raporu aldığını, 1998 yılında ki tedavinin 1991 yılında meydana gelen kaza ile ilgisi olmadığını, manevi tazminatın fahiş olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin %75 işveren kusuru ve %42 maluliyete göre bilirkişice hesaplanan sigortalının karşılanmamış 12.644.861.000 TL. maddi zararı ile, %42 maluliyet nedeniyle çektiği acı ve ızdırap için 2.500.000.000 TL. manevi tazminatın 05.11.1991 olay tarihinden faizi ile tahsiline dair verdiği karar, Özel Dairenin 28.05.2002 gün, 2002/3005 E, 5017 K. tarihli kararıyla özetle, 1991 yılındaki kaza ile 1998 yılında saptanan %42 oranındaki malullük durumunun illiyetinin bulunup bulunmadığının saptanması, bundan sonra kusur yönünde araştırma yapılması, bilirkişice maddi tazminat miktarı hesabının yanlış yapıldığı ve mahkemece karşılanmamış zararın tesbiti işleminin de yerinde olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyulmuş, Sosyal Sigortalar Kurumu Tahsisler Daire Başkanlığı %42 maluliyet oranının 05.11.1991 tarihli kazaya ait olduğunu bildirmiştir. Davacı vekili maddi tazminat talebini atiye bıraktığını, manevi tazminata karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, kurum yazısında %42 maluliyetin 05.11.1991 tarihli iş kazası ile ilgili olduğunun belirtildiği davacının maddi tazminat talebini atiye terk ettiği, önceki kararda davacı için takdir edilen 2.500.000.000 TL. manevi tazminatla ilgili bir bozma bulunmadığından manevi tazminatın kesinleştiği gerekçesiyle 2.500.000.000 TL. manevi tazminatın 05.11.1991 olay tarihinden itibaren faizi ile tahsiline karar vermiştir.
Bu karar davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda yazılı nedenle bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Ne var ki, mahkemece, bozma ilamında kabule göre başlığı altında gösterilen zararla 1991'deki olay arasında illiyet bağının yöntemince kurulmadığından bahisle yapılan bozmaya uyulduğu ve bu husus maddi tazminat yanında manevi tazminatında asli unsurlarından olduğu gözetilmeksizin manevi tazminatın kesinleştiği sonucuna varılması usul ve yasaya aykırıdır şeklindeki manevi tazminata ilişkin bozma nedenine karşı da direnilmiştir. Oysa hemen belirtmek gerekir ki, kabule göre başlığı altında yapılan bozma tamamen bir tavsiye ve eleştiri niteliğindedir. Bu nedenle bozmada işaret edilen bu tür eleştirilere karşı direnilmesi mümkün değildir. Aslında, özel dairenin bozması meydana gelen zararla 1991'deki olay arasında illiyet bağının yöntemince kurulup kurulmadığı, giderek manevi tazminatın şartlarının oluşup oluşmadığı yönünde olup kabule göre sözcüğünün zuhulen yazıldığı anlaşılmaktadır. Yerel mahkemece Yargıtay birinci bozma ilamına uyulmasına karar verildiğine göre manevi tazminatın takdiri bakımından uyulan bozma kararının gereğinin yerine getirilip getirilmediğinin incelenmesi görevi Yargıtay Özel Dairesine ait olup Hukuk Genel Kurulu'nca incelenecek bir direnme kararı bulunmamaktadır.
Bu nedenle davalının manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle, davalı vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz itirazının incelenmesi için dosyanın 21. Hukuk Dairesine gönderilmesine 12.11.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy