(743 S. K. m. 630, 639) (4721 S. K. m. 713) (6831 S. K. m. 1) (3402 S. K. m. 14) (8. HD. 25.04.2002 T. 2002/3097 E. 2002/3428 K.)
Dava: Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Geyve Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 19.7.2001 gün ve 1999/15-2001/226 sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 25.4.2002 gün ve 3097-3428 sayılı ilamı ile,
(...Davacı, dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı taşınmazın adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine Temsilcisi, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı Köy Temsilcisi, bir diyeceği olmadığını bildirmiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine Temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, eklemeli 20 yıldan fazla kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak, tescil isteğinde bulunmuştur. Yerel bilirkişi ve tanıklar/davacı ve satıcısının daha önceleri dava konusu taşınmazı kültür arazisi olarak kullandıklarını/davacının satın ve devraldıktan sonra kum ocağı olarak işlettiğini ziraatçı, jeolog ve orman mühendislerinden oluşan bilirkişi kurulunun ortaklaşa vermiş oldukları raporda taşınmazın orman sayılmayan yerlerden, Sakarya Nehrinin kıyı kenar çizgisi Nehrin aktif yatağı ve etki alanı dışında bulunan kapama kavaklık olduğunu bildirmişlerdir. Mahkemece kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. Bir yerin yürürlükten kaldırılan MK. nun 630/1. ve 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren TMK. nun 713/1.fıkrası hükümleri uyarınca; tapuya tesciline karar verilebilmesi için kanunda belirtilen diğer kazanma koşulları yanında, taşınmazın niteliği itibariyle kazanılmaya elverişli yerlerden olması gerekir. Bilirkişi kurulu taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğunu bildirmiş ise de, taşınmazın ormanla olan ilgisinin belirlenmesi bakımından yapılan araştırma ve inceleme yetersizdir. Orman sınırlandırma çalışmalarına ait harita ve tutanaklar yöntemine uygun bir biçimde uygulanmadan taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanununun 1. maddesi hükmü uyarınca, orman sayılmayan yerlerden olduğu sonucuna varılmış olması doğru değildir. Bundan ayrı tescil konusu taşınmaz ve çevresindeki taşınmazların konumunu gösteren dosya arasındaki haritada, çevre taşınmazlar üzerinde birçok göletlerin oluştuğu belirlenmiştir. Bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen 15.1.2001 günlü raporda; taşınmazın tamamının kapama kavaklık olduğu, çevresindeki taşırmazlar üzerinde ceviz ve kavak ağaçlarının bulunduğu, taşınmaz ile Sakarya Nehri arasında 4 m'lik kot farkının bulunduğu ve 400 metre mesafede olduğu ve bu nedenle nehrin etki alanı dışında olduğu açıklanmış ise de, bu dosyayla birlikte temyiz incelemesi nedeniyle Dairemize gönderilen aynı yerde bulunan taşınmazlar hakkındaki dava dosyaları arasında bulunan bilirkişi kurulu raporlarına göre; kum ve çakıl alınması nedeniyle taşınmazlar üzerinde birçok göletlerin oluştuğu arada küçük adacıkların kaldığı açıklanmıştır. Dosya arasındaki haritada da görüldüğü üzere; taşınmazdan kum ve çakıl alınması nedeniyle Sakarya Nehrinin suları etkisi altında kalarak, gölet haline geldiği belirlenmiştir. Gölet haline gelen bir yer, kural olarak Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup, hiç bir şekilde özel mülkiyete konu olamaz. Taşınmazın gölet sularının etkisi ve ortasında kalmış olması nedeniyle, kültür arazisi niteliğini yitirmiş bulunmaktadır. Bitişik ve çevrede bulunan taşınmazların üzerinde tarımsal faaliyette bulunulamayacağı bilirkişi kurulu tarafından açıklanmış bulunmaktadır. Böyle bir yerin kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla tapuya tescili mümkün olmaz. Taşınmazların belirlenen bu niteliği göz önünde tutularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı Hazine temsilcisi
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, zilyetliğe dayalı tescil isteminden ibarettir.
Davacı, miras ve zilyetliğe dayalı olarak Geyve ilçesi Kışlaçay köyü Adatarla mevkisinde bulunan doğusu Fikret Yazıcı tarlası, batısı Kazım Kamış tarlası, kuzeyi Hızır Turan tarlası ve güneyi M. Emin Kutlu tarlası ile çevrili tahminen 2 dönüm miktarındaki, taşınmazın adına tapuya Saffet Kutlu'dan satın aldığı tescilini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, dava konusu taşınmazın nehir terki yerlerden olduğunu, tabanının kumluk olduğunu, davacı ve başka kişilerce kum ocağı olarak işletildiğini, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki bu yerden izinsiz kum alınması nedeniyle davacı aleyhine tazminat davası açıldığını, davacının tazminat ödememek için bu davayı açtığını, dava konusu yerin ziraat arazisi olmadığını, imar ihya edilen yerlerden de olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı köy temsilcisi ise bir diyeceğinin olmadığını belirtmiştir.
Mahkemenin, dava konusu taşınmazın ziraat arazisi olduğu, davacının eklemeli olarak 20 yıldan fazla bir süre zilyet olduğu, bilirkişi aracılığıyla saptanan kıyı kenar çizgisinin dışında kaldığı, Türk Kanunu Medenisinin 639.maddesi ve 3402 sayılı Kanunun 14.maddesindeki koşulların davacı lehine gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne ilişkin olarak kurduğu hüküm Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenle bozulmuş, mahkeme önceki kararında direnmiştir.
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında çıkan uyuşmazlığın özü; dava konusu taşınmazın zilyetlikle edinilebilecek yerlerden olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Tescili istenen taşınmaz ve çevresindeki taşınmazların konumunu ve durumunu gösteren, bilirkişiler Mustafa Dağlar ve Sıla Esen tarafından Kışlaçay Köyüne ait 1/1000 ölçekli olarak üretilen halihazır haritasında dava konusu taşınmazın çevresindeki taşınmazlarda bir çok göletin oluştuğu belirlenmiştir.
Dosya kapsamına göre, bu bölgede bulunan ve Sakarya Nehrine yakın olan taşınmazların üzerindeki ince toprak örtüsü kaldırılıp, yoğun bir biçimde kum ve çakıl istishali yapılmakta olduğu, 15.1.2001 tarihli ortak bilirkişi kurulu raporundan bu kum ve çakılın tüketiminin Sakarya ili ile sınırlı kalmayıp Kocaeli ve İstanbul yörelerindeki yoğun kum ve çakıl ihtiyaçlarının da buradan karşılandığı, bunun sonucunda bu bölgedeki davaya konu taşınmaz çevresindeki taşınmazlarda birçok göletler ve arada küçük adacıkların oluştuğu anlaşılmaktadır.
Sakarya Nehrinin sularının etkisi altında kalıp gölet haline gelen bu yerdeki taşınmazlar, göletlerin kural olarak devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup, özel mülkiyete konu olamayacağından zilyetlikle kazanılamaz. Davaya konu taşınmaz gölet sularının etkisi altında ve ortasında kalmış olması nedeniyle kültür arazisi niteliğini yitirmiş bulunmaktadır. Bitişik ve çevrede bulunan taşınmazların üzerinde tarımsal faaliyette bulunulamayacağı da anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, zilyetlikle kazanılamayacak olan gölet ve göletin ortasında adacık olarak kalan dava konusu taşınmaz bakımından davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü hatalı olmuştur.
Bozulması gerekir.
Sonuç: Davalı Hazine temsilcisinin temyiz isteminin kabulü ile yerel mahkemenin kararının yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, 03.12.2003 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy