(765 S. K. m. 59, 258) (647 S. K. m. 4, 6) (1412 S. K. m. 291) (2559 S. K. m. 11, 13) (YCGK. 16.11.1999 T. 1999/4-221 E. 1999/279 K.) (YCGK. 21.09.1992 T. 1992/4-205 E. 1992/228 K.) (4. CD 18.03.2002 T. 2002/3299 E. 2002/4058 K.)
Dava: Görevli memura etkin direnme suçundan sanık Aydın'ın TCY. nın 258/1-3, 59 ve 647 Sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 152.100.000.-TL ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ve bu cezasının 647 Sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca ertelenmesine ilişkin Karadeniz Ereğli Asliye Ceza Mahkemesince 3.10.2000 gün ve 329-673 sayı ile verilen kararın yerel C. Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 18.3.2002 gün ve 3299-4058 sayı ile;
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 31.5.2002 gün ve 181187 sayı ile;
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Sanık Aydın ile tanık Mustafa'nın ilçe merkezinde otomobil içinde oturup yüksek sesle konuştukları ve alkol aldıkları sırada devriye görevi yapan polisler tarafından çevreyi rahatsız etmemeleri ve olay yerini terk etmeleri konusunda uyarıldıklarında sanığın,
Açıklanan somut olayın bu oluş şeklinde ve sanığın eyleminin sabit olduğu hususlarında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Özel daire çoğunluğu ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanığın eyleminin hem görevli memura sövme hem de görevli memura etkin direnme suçlarına mı uyduğu, yoksa bir bütün halinde yalnızca görevli memura etkin direnme suçunu mu oluşturduğu noktasında toplanmaktadır.
Ancak, incelenen dosya içeriğine göre, yerel mahkeme hükmünün C.Savcısı tarafından eylemin yalnızca görevli memura hakaret suçunu oluşturacağından bahisle sanık yararına temyiz edildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle özel daire çoğunluk görüşünde olduğu gibi, somut olayda iki ayrı suç oluştuğu doğrultusunda bozma yapılıp yapılamayacağı ön sorun olarak ele alınıp değerlendirilmiştir.
Ceza Genel Kurulunun ve özel dairelerin yerleşmiş kararlarında da belirtildiği üzere, temyiz davasının yalnız sanık veya onun yararına olarak C.Savcısı ya da CYUY. nın 291. maddesinde açıklanan kişiler tarafından açılması veya hükmün kendiliğinden temyize tâbi olması hallerinde, Yargıtay'ca suç niteliğinde yanılgıya düşüldüğü saptandığında cezanın tür ve miktarı yönünden kazanılmış hak saklı kalmak koşuluyla hüküm bozulacaktır. Bunun dışında eylemin birden fazla suç teşkil etmesi, ağırlatıcı neden uygulanmaması gibi hallerin bulunması durumunda ise yol göstermek, uygulamada birliği sağlamak için eleştiri ile yetinilmesi gerekmektedir. Ceza Genel Kurulunun 19.3.2002 gün ve 88-217 ve 10.4.2001 gün ve 50-62 sayılı kararlarında da aynı esaslara yer verilmiştir.
O halde C.Savcısı tarafından sanık lehine temyiz davası açıldığı nazara alındığında özel dairece, sanığın eyleminin iki ayrı suç teşkil ettiğine ilişkin bozma yapılması yasal olarak olanaksızdır.
Somut olayda temyiz davasının sanık yararına açılmış bulunması karşısında Yerel Mahkeme hükmü belirtilen nedenle bozulamayacağına göre, isabetli olup olmadığı, diğer bir anlatımla bozma nedeni olarak gösterilen hususun eleştiri nedeni yapılıp yapılamayacağına gelince; öğretideki baskın görüşe göre, memurun görevini yapmasına engel olmak maksadıyla kullanılan cebir, şiddet veya tehdit niteliğindeki hareketleri kuvvetlendirmek amacını taşıyan tahkirler tek bir direnme suçunu oluşturacaktır. Direnme sırasında işlenen hakaret ve sövme eylemlerinin, bağımsız hüviyetlerini kaybederek, cebir, şiddet ve tehditle birlikte bir bütün oluşturduğu, bu açıdan ayrıca tahkirden ötürü ceza verilemeyeceği belirtilmiştir. (ERMAN-ÖZEK, Kamu İdaresine Karşı Suçlar, Sh. 336; ARTUK-GÖKÇEN-YENİDÜNYA, Ceza Hukuku Özel Hükümleri, Sh. 562)
Yerleşmiş yargısal kararlarda da direnme sırasındaki tahkir edici sözlerin, görevli memurları etkilemek, direnmenin ciddi olduğunu göstermek ve elverişliliği sağlamaya yönelik hareketler olduğu, görevlilere görevini yaptırmamak kastı ile yapılan bu tür eylemlerin kül halinde görevliye etkin direnme suçunu oluşturacağı kabul edilmiştir. Ceza Genel Kurulunun 16.11.1999 gün ve 221-279 sayılı ve 21.9.1992 gün ve 205-228 sayılı kararlarında aynı husus vurgulanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Yakınan polis memurlarınca, sanık ve tanığın toplum düzeni bakımından onaylanmayacak şekilde gece vakti gürültü yaptıkları, halkın rahatını bozacak derecede sarhoş oldukları tespit edilerek Polis Vazife ve Salahiyet Yasasının 11 ve 13. maddeleri gereğince, bu eylemleri engellemek üzere göreve başlamış ve olay yerini terk etmeleri için uyarıldıklarında sanık, olay yerinden ayrılmayı reddederek direnmeye başlamış ve bu direnmesinin ciddi olduğunu gösterir şekilde onlara hakaret etmiştir. Hakaret ve direnme eylemleri arasında bir fasıla bulunmadığı gibi, bu eylemlerden birisi sonuçlanıp sonradan sanığın yenilenen bir iradeyle diğer eyleme başladığından söz etmeye de olanak yoktur. Sanığın olay sırasında devam eden tüm eylemlerinin bir bütün halinde memura etkin direnme suçunu oluşturduğu açıktır. Bu nedenle Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne, özel daire kararının kaldırılmasına ve isabetli olan yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kurul üyesi ise, <özel daire bozma kararı haklı nedenlere dayandığından Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.> görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne, 4. Ceza Dairesinin 18.3.2002 gün ve 3299-4058 sayılı kararının kaldırılmasına, Karadeniz Ereğli Asliye Ceza Mahkemesinin 3.10.2000 gün ve 329-673 sayılı mahkûmiyet hükmünün ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 09.07.2002 günü yasal oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)