(3194 S. K. m. 11) (4753 S. K. m. 8) (YHGK 30.10.1991 T. 1991/8-427 E. 1991/544 K.) (8. HD. 01.07.2002 T. 2002/4509 E. 2002/5226 K.)
Taraflar arasındaki tapu iptali, tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Cihanbeyli Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 14.12.2001 gün ve 280-1415 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 1.7.2002 gün ve 4509-5226 sayılı ilamı ile; (.....Davacı dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmesi üzerine, hüküm, kabule ilişkin bölümü davalı hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davaya konu taşınmazın babasından mirasen intikal, taksim ve eklemeli zilyetliğe istinaden iptali ile adına tescilen karar verilmesini istemiştir. Davalı hazine vekili, davaya konu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu ve zilyetlikle kazanılamayacağını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuş, mahkemece, davaya konu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunmayan yerlerden olduğu, tespit gününe kadar davacı ve murisi tarafından kazanma koşullarına uygun olarak kullanıldığı gerekçe gösterilerek kadastro fen bilirkişisi M. Y. tarafından düzenlenen 8/10/2001 tarihli krokide B harfi ile gösterilen 7407, 74 m2.lik taşınmaz bölümünün Hazine adına olan tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tapuya tesciline, aynı tarihli krokide A harfi ile gösterilen taşınmaz bölümü hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir. Davaya konu 138 ada 99 parsel 28/8/1996 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları esnasında, 40 nolu toprak tevzi komisyonunun 2195 mera pareline tekabül etmesine karşın Kelhasan Köyünün 1992 yılında Belediye olması ve dava konu taşınmazın nazım imar planı içerisinde kalarak 3194 sayılı İmar Yasasının 11. maddesi gereğince mera vasfının ortadan kalkması sebebi ile ve arsa vasfı ile Hazine adına tespit ve tescil görmüştür.
Mahkemece, taşınmaz başında yapılan 4/10/2001 günlü keşfi takiben teknik bilirkişi M. Y.dan alınan 8/10/2001 tarihli bilirkişi raporu ve krokiye göre, davaya konu taşınmaz Toprak Tevzii Komisyonu 2195 mera parseli içerisinde kalmaktadır. Yine Toprak Tevzi Komisyonunun 21/11/1960 tarih ve 197 nolu mera norm kararına göre, 2195 parsel komisyonca Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki mera nitelikli araziden ayrılarak orta malı mera olarak tahsis edilmiştir. Adı geçen belgeler ve bilirkişi raporu karşısında davaya konu taşınmazın evveliyatının da mera olduğu anlaşılmaktadır. Meralar Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kamu malı niteliğinde orta mallarından olup, özel mülkiyete konu edilemezler. Kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile de kazanılmaları mümkün değildir. Bu sebeple davanın reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece değişik düşüncelerle kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir ...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı vekili
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, zilyetliğe dayalı tapu iptal, tescil isteğine ilişkindir.
Davacı vekili dava dilekçesiyle, Kelhasan Kasabasında yapılan kadastro çalışmaları sonucunda 138 Ada, 99 parsel sayılı taşınmazın Hazine adına tespit ve tescil edildiğini; esasen taşınmazın davacının babasına aitken 1960 yılında ölümü ile mirasçılarına intikal ettiğini, aynı yıl mirasçılar arasında yapılan rızai ve harici taksimde bu yerin davacının payına isabet ettiğini, zilyetliğin çekişmesiz aralıksız, malik sıfatıyla altmış yılı aştığını, tapunun iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddini savunmuş, yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hükmün kabule ilişkin bölümü Özel Dairece yukarda yazılı gerekçe ile bozulmuştur.
Öğretiye ve süreklilik kazanan yargısal uygulamalara göre bir yerin mera olarak kabul edilebilmesi için o yer ile ilgili olarak ya mera tahsis kararı ve kaydının bulunması ya da başlangıcı bilinmeyen bir süreden beri eylemli şekilde mera olarak kullanılması gerekir.
Hemen belirtilmelidir ki, bir taşınmazın toprak tevzii komisyonunca mera olarak tahsis edilmiş olması, evveliyatı itibariyle de mutlak surette mera olarak kabulüne yeterli değildir. Ancak, toprak tevzii komisyonunca bir yerin mera olarak tahsisinin yapılmış olması durumunda gerçek kişinin o yerdeki zilyetliği sona erer. Taşınmaz kadim meradan tahsis edilmemişse mera olarak tahsis edildiği tarihte kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinme koşullarının gerçekleştiğinin saptanması gerekir. Bunun için de yalnızca mera tahsis haritasıyla yetinilmeyip belirtmeye ilişkin tutanak ile kayıt ve belgelerin celp edilmesi, taşınmazın evveliyatının ne olduğunun araştırılması zorunludur. HGK. 30.10.1991 tarih, 1991/8-427 E., 1991/544 K.; HGK. 3.5.1995 tarih, 1995/17-149 E., 1995/502 K. sayılı kararları da bu yöndedir.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre somut olayda davaya konu taşınmazın 74 nolu Toprak Komisyonunca 21.11.1960 tarihinde 4753 sayılı Kanunun 8/a maddesi uyarınca devletin hüküm ve tasarrufu altındaki araziden norm kararıyla mera olarak tahsis edilen 2195 parsel içerisinde kaldığı; daha sonra 1996 yılında yapılan kadastro tespiti sırasında, tutanağın beyanlar hanesinde davacı H. A. Ç.ın işgalinde olduğu belirtilerek, Kelhasan Köyünün 1992 yılında belediyelik olması nedeniyle 3194 sayılı İmar Yasasının 11. maddesi hükmüne istinaden bu gibi yerlerin mera niteliği kalktığından arsa niteliği ile Hazine adına tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece dinlenen tanıklar, taşınmazın mera olarak tahsis edilmesinden önce miras bırakanı babası ve davacının zilyetliği altında bulunduğunu söylemişlerse de, tanıkların yaşları itibarıyla zilyetlikle iktisaba yeterli düzeyde bilgi verdiklerini söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Eksik inceleme ile hüküm verilemez. O halde uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için komşu köylerden seçilerek yaşlı ve yansız bilirkişiler vasıtasıyla mahallinde yeniden keşif yapılmalı, tarafların komşu köylerden gösterecekleri tanıkları da dinlenilmeli, bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı taşınmazın öncesinin ne olduğu, kimden kaldığı, kimin zilyet ettiği, zilyetliğin başlangıcı tarihi, süresi, sürdürülüş biçimi olaylara dayalı olarak sorulmalı, bilirkişi ve tanık sözleri arasında aykırılık doğduğunda giderilmeli, belirtmelik tutanakları getirtilerek uzman bilirkişi vasıtasıyla mahalline uygulanmalı, taşınmazın evveliyatının ne olduğu bir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmeli böylece tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
O itibarla, yukarda açıklanan gerekçe ile Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarda açıklanan nedenlerden dolayı HUMK. nun 429.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17.12.2003 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy