(2004 S. K. m. 50, 67) (11. HD. 31.10.2002 T. 2002/5122 E. 2002/9810 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen davada 1. Asliye 3. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 28.09.2006 tarih ve 2006/258-2006/481 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı nezdinde kasko sigortalı aracı çalındıktan sonra uçurumdan aşağıya atılmak suretiyle hasarlandığını, 21.000 YTL olarak hasar belirleyen davalının ödemeye yanaşmadığını, başlattıkları takibin davalının haksız itiraz ı üzerine durduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile % 40 icra-inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın yetki ve esas yönünden reddini istemiştir. Mahkemece, dosya kapsamına, toplanan kanıtlara göre, dava dilekçesinde, davalının icranın yetkisine yaptığı itirazın iptalinin ayrıca ve açıkça istenmediği, bu durumda, davalının benimsediği, İzmir İcra Dairesi'nin yetkisini benimsemeyen davacının, benimsemediği yer icrasında takip başlattığı, bu nedenle İzmir icrasının yetkili olmadığı gerekçesiyle itirazın iptali davasının reddine karar vermiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı tarafından yapılan icra takibine karşı davalı, itiraz dilekçesinde, hem icra dairesinin yetkisine, hem de borca itiraz etmiş bulunmaktadır. Bu itiraz üzerine davacı tarafça işbu dava açılarak, itirazın iptaline karar verilmesi talep ve dava edilmiştir. Dairemiz'in yerleşik uygulamasını yansıtan 31.10.2002 gün ve 5122-9810 sayılı ilamında da açıklandığı üzere, davacı itiraz sebepleri arasında bir ayrım yapmaksızın itirazın iptalini talep ettiğine göre, davanın her iki itiraza da yönelik olduğunun kabulü zorunludur. Dairemiz'ce bir ara, bu görüşün aksine kararlar verilmiştir. Bu yöndeki kararlarımızdan biri olan 04.04.2002 tarih ve 2001-6780/2002-3081 sayılı ilamımıza göre, davalı (borçlu) hem icra müdürlüğünün yetkisine, hem de borcun esasına itiraz ettiğine göre, davalının yetki itirazı benimsendiğinden ve bu itibarla mevcut bir icra takibinden bahsetmek mümkün olmadığından, itirazın iptali davasının dinlenmesi olanaksız bulunmaktadır. Davanın bu gerekçe ile reddine karar vermek gerekmektedir. Daha sonra yerleşik olan eski görüşümüze tekrar dönülmüştür.
Somut olayda, mahkemece, bir ara uygulanan Daire görüşüne uygun karar verilmiş olup, yerleşik uygulamamız karşısında, varılan sonuç doğru olmamıştır.
Bilindiği üzere, ödeme emri tebliği üzerine borçlu sadece yetki itirazında bulunmuş ise, alacaklı İİK. nun 50/2. maddesi uyarınca, bu itirazın kaldırılmasını ancak, icra tetkik merci hakimliğinden isteyebilir. Borçlu yetki itirazı ile birlikte borcun esasına da itiraz etmişse, alacaklı aynı Kanun'un 67/1. maddesi uyarınca merci hakimliğine başvurabileceği gibi, dilerse mahkemeye itirazın iptali davası da açabilir. Borçlu yetki itirazı ile birlikte borcun esasına da itiraz etmişse, tercih edilen tetkik merci tarafından önce yetki itirazı incelenip karara bağlanacaktır.
Borçlunun yetki itirazı ile birlikte borca itiraz etmesi ve alacaklının da mahkemede itirazın iptali davası açması halinde, mahkeme icra dairesinin yetkisine karşı yapılan itirazı tetkik merciinin yerine geçerek çözümlemektedir. Mahkemenin de yetki itirazını incelemeye yetkili olduğunun kabulü gerekir. Esasen merciden daha geniş yetkili bir mahkemenin yetki itirazını inceleyememesi için bir neden de bulunmamaktadır. Mahkemenin önce kendi yetkisine yönelik itirazı inceleyip karara bağlayacağı kabul edilirse, mahkeme yetkisizlik kararı verecek, yetkili mahkeme bu kez icra dairesinin yetkisiz olduğu, geçerli bir takip bulunmadığı gerekçesiyle itirazın iptali davasını reddedecektir. Bu durum ise Anayasa'nın 141/son maddesinde hüküm altına alınan usul ekonomisine de aykırı düşecektir. Borçlunun icra dairesinin yetkisine ve borca itiraz etmesi halinde, itirazın iptali davasının dinlenebilmesi için, yetkili icra dairesinde mevcut bir takip bulunmalıdır. İcra dairesinin yetkisine itiraz edilmiş olmakla takip durmuş ve bu itiraz konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olmakla yetki itirazı askıda beklemektedir. Dolayısıyla, mahkemenin önce icra dairesinin yetkili olup olmadığını incelemesi, icra dairesinin yetkili olmadığını tesbit etmesi halinde, itirazın iptali davasının da salt bu nedenle reddine karar vermesi gerekmektedir. Artık bu durumda, mahkemenin kendi yetkisine yapılan itirazı incelemesine gerek kalmamaktadır. İcra dairesinin yetkili olduğunun anlaşılması halinde, bundan sonra mahkemenin yetkisine yönelik itirazı incelemesi, sonucuna göre gerekli kararı vermesi gerekmektedir.
Bu durumda, mahkemece, yukarıda açıklanan olasılıklara göre değerlendirme yapılıp, icra dairesinin yetkisine yapılan itirazın önce incelenmesi, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, ilke bazında yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde hüküm tesisi, bozmayı gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenle, davacı vekilinin diğer temyiz itirazının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11.02.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy