(2709 S. K. m. 28) (4721 S. K. m. 24, 25) (818 S. K. m. 49) (5680 S. K. m. 1) (4. HD. 07.10.2002 T. 2002/6340 E. 2002/10921 K.)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Şanlıurfa Asliye 2. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 20.03.2002 gün ve 2001/668-2002/276 sayılı kararın incelenmesi Davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 07.10.2002 gün ve 2002/6340-10921 sayılı ilamı ile,
(....Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kabul edilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı ,mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 25. maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkan dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. 0 an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen olayda, Posta Gazetesinin 14 Şubat 2001 günlü sayısında savcı işini bilir ve İhlas Finans'a 10 bin 400 mark kaptıran Şanlıurfa Başşavcısı, yasal prosedürü jet hızıyla tamamladı, şirketin klimalarına bir günde haciz koydurup parasını kurtardı ifadelerine yer verilmiştir.
Davacı asilin, İhlas Finans Kurumu AŞ.nin Şanlıurfa Şubesine 10460 DM yatırdığı, borçlu İhlas Finans Kurumunun iflasına dair haberlerin çıkması ve Şanlıurfa Şubesinin kapatılması üzerine, ihtiyati haciz kararı alarak bu kararı infaz ettirdiği ve parasını aldığı dosya kapsamı ile sabittir. Yine haciz işlemlerinin yapıldığı sırada, şubede hesabı bulunan vatandaşların şube önünde beklemekte oldukları da anlaşılmıştır.
Yayın bu haliyle görünürdeki gerçeğe uygundur. Davacının yürüttüğü görev ve konum gözönünde tutulduğunda davacı için öngörülen ayrıcalığın gündeme getirilmesi eleştirilmesi amaçlanmıştır. Bu haliyle yayın eleştiri sınırları içinde olup, hukuka aykırılığından söz edilemez.
Bu nedenle davanın reddine karar vermek gerekirken, yazılı gerekçe ile kabul edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Bu nedenle davanın reddine karar vermek gerekirken, yazılı gerekçe ile kabul edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, temyiz itirazlarının dairenin 07.10.2002 tarihli bozma kararında tek tek ele alınıp cevaplandırılmış bulunması ve buna ilişkin olarak bozmada açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle Davacı asilin, İhlas Finans Kurumu AŞ.nin Şanlıurfa Şubesine 10460 DM yatırdığı, borçlu İhlas Finans Kurumunun iflasına dair haberlerin çıkması ve Şanlıurfa Şubesinin kapatılması üzerine, ihtiyati haciz kararı alarak bu kararı infaz ettirdiği ve parasını aldığı hususlarının dosya kapsamı ile sabit ve tarafların da kabulünde olmasına, davacının yargı mensubu olup, yine yargı eliyle alacağını tahsil etmesinin ve tahsil şeklinin dışarıdaki görünümü ve iflas eden Finans Kurumunun diğer alacaklıları ile halk arasındaki yansıması ile yapılan değerlendirmelerin habere yansıtılmasında özle biçim arasında dengenin ortadan kalktığını kabule elverişli bir yön bulunmamasına, yayının bu haliyle görünürdeki gerçeğe uygun olması ve bir yargı mensubu olarak davacının içinde bulunulan şartlar nedeniyle dikkat çekebilecek ve bir ayrıcalık olduğunu düşündürecek surette yaklaşım sergileyerek alacağını tahsile girişmesine ve bu durumda davaya konu haberin hukuka aykırılığın varlığından söz edilemeyeceğine göre Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 12.11.2003 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy