(2709 S. K. m. 36) (4792 S. K. m. 6) (1086 S. K. m. 76, 573) (6183 S. K. m. 58) (506 S. K. m. 79, 84) (818 S. K. m. 61) (2004 S. K. m. 72) (4721 S. K. m. 1) (743 S. K. m. 1) (616 S. KHK. m. 15, 66) (10. HD. 20.03.2003 T. 2003/1184 E. 2003/2253 K.) (ANY. MAH. 31.10.2000 T. 2000/65 E. 2000/38 K.) (YİBK 18.11.1964 T. 1964/2 E. 1964/4 K.)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 6. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 27.11.2002 gün ve 2002/351/2566 E. K sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 20.3.2003 gün ve 1184-2253 sayılı ilamı ile;
(... 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, Sosyal Sigortalar Kurumunun temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Ölçümleme olarak nitelendirilen ve Sosyal Sigorta müfettişlerine, iş yerlerinde eksik işçilik bildiriminde bulunup bulunmadığını incelemek, buna dayalı olarak da Kurum'a re'sen ek prim tahakkuk ettirme yetkisi veren, 4792 sayılı yasanın 3917 sayılı yasa ile değişik 6. maddesi, karar tarihinden önce 04.10.2000 tarih ve 24190 sayılı mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmış olup, bu suretle 04.10.2000 tarihine kadar idari aşamada kesinleşmiş uyuşmazlıklar dışında kalan, anılan kurum işlemlerinin yasal dayanağı ortadan kalkmıştır.
Şu halde, bu tarihten sonra, (Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 76. maddesindeki düzenlemenin bir gereği olarak) mahkemelerin yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapmak ve karar vermek yetkilerinin bulunmadığının kabulünde kuşku yoktur.
Öte yandan, hakkında yapılan ölçümleme sonucunda, eksik işçilik beyan ettiği savına dayalı olarak tahakkuk ettirilen, ek prime ilişkin kurum işlemine muttali olan davacının, kendisinden istenen bu meblağı, aynı gün 28.09.2001 tarihinde kuruma ödediği de çekişmesizdir.
Bu aşamada, davacı hakkında 6183 sayılı yasanın 58. maddesi anlamında herhangi bir takibat yapılmadığı da gözetildiğinde, herhangi bir şekilde, hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz etme imkanı bulunmadığı gibi, kurum yararına kişisel (subjektif) bir hakkın doğmuş olduğundan da söz edilemez.
Somut olaya gelince; ölçümlemeye ilişkin yasal dayanağın ortadan kalkmasından çok sonra ve artık mevcut olmayan bir yasa hükmüne atfen, diğer bir anlatımla yasal dayanaktan yoksun olarak, Kurum tarafından davacıya ek prim tahakkuk ettirilerek, tahsil edilmesi tecviz edilemez. Bu durumda esasen hiçbir şekilde ek prim alınmaması gerektiği halde, uygulamada yapılan yanılgılı değerlendirme sonucu olarak, dava konusu edilen primlerin kurumca alınmış olması, 506 Sayılı yasanın 84 maddesinde sözü edilen, yanlış (hatalı) ve yersiz olarak alınan prim anlamında olup, anılan yasa maddesindeki düzenleme gereği, kurumun bu yoldaki kazanımını, Borçlar Kanunu'nun 61 ve ardından gelen maddelerinde yer alan, haksız iktisabın bir türü olarak kabul etmek yerinde olur. Ancak hemen belirtmek gerekirse, konunun 506 sayılı yasanın 84. maddesinde özel olarak düzenlemeye tabi kılınmış olması karşısında, bu özel düzenlemenin, Borçlar Kanunu ve İcra İflas Kanunu'nun 72. maddesine göre, uygulama önceliği mevcut ise de, anılan 84. maddedeki düzenleme boşluklarının Borçlar Kanunu'nun 61 ve ardından gelen, maddeleri hükümlerinin uygulanması suretiyle doldurulması gereği de yadsınamaz.
Mahkemece yapılacak iş: Açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilerek, 506 Sayılı Yasanın 84. maddesi uyarınca, hukuki dayanaktan yoksun bulunan ölçümlemeye dayalı olarak ve yanılgılı uygulama ile yanlış ve yersiz alınan, primlerin ve gecikme zammının geri verilmesini içeren, davanın kabulüne karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: 1- İlk kararı temyiz istemi reddedilen davalı hakkında hüküm kesinleştiğinden direnme kararını temyiz hakkı bulunmamaktadır.
2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Dava, Kurumca haksız olarak tahsil edilen prim ve gecikme zammının yasal faizi ile birlikte geri ödenmesi isteğine ilişkindir.
Davacı vekili, Sosyal Sigorta Müfettişlerine işyerlerinde eksik işçilik bildiriminde bulunulup bulunmadığını incelemek ve buna dayalı olarak ta kuruma resen ek prim tahakkuk ettirme yetkisi veren 4792 sayılı Yasanın 3917 sayılı Yasa ile değişik 6. maddesinin 4.10.2000 günlü 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kaldırıldığını, borcu iskan ruhsatı alma işleminin gecikmemesi için ödemek zorunda kaldığını beyanla, kurumca haksız olarak tahsil edilen prim ve gecikme zammının 28.9.2001 ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte geri ödenmesini talep etmiştir.
Davalı Kurum vekili, 4792 sayılı Yasanın 3917 sayılı Yasa ile değişik 6.maddesinin 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kaldırıldığını, ancak anılan kararnamenin 15. maddesinin (e) fıkrasında müfettişlerin işin yürütümü için gerekli asgari işçilik miktarını saptamak yetkisinin bulunduğunu, bu maddeye göre yapılan kurum işleminin yerinde olduğunu beyanla davanın reddini istemiştir.
Mahkemenin, işveren şirketin ölçümlemeye süresinde itirazda bulunmadığı, ölçümleme işleminin idari aşamada kesinleştiği, kurum yararına kesinleşmiş hak oluştuğu, işverenin tahakkuk ettirilen borcu kayıtsız şartsız ödediği, kurum işleminin 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 15/e maddesine dayandığı gerekçesiyle davanın reddine dair verdiği karar, yukarıda belirtilen nedenlerle Özel Dairece bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Dava, nitelikçe yersiz olarak alınan primlerin geri verilmesi istemine ilişkin olup, yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 84. maddesinde yanlış ve yersiz olarak alınmış olduğu anlaşılan primlerin, alındıkları tarihlerden on yıl geçmemiş ise, hisseleri oranında işverenlere ve sigortalılara geri verileceği, işverenlere geri verilecek primler için kurumca faiz ödeneceği ve bu faizin, kuruma yatırıldığı tarihi takip eden aybaşından iadenin yapıldığı ayın başına kadar geçen süre için hesaplanacağı belirtilmiştir.
Somut olayda, davacı inşaat şirketi yapımı biten inşaatlara belediyeden yapı kullanma izin belgesi alabilmek için kurumdan ilişiksiz belgesi talep etmiş, Kurum memurunca 1.12.1993 tarih 3917 sayılı yasa ile 7.7.1994 tarih ve 16-86 Ek sayılı genelge uyarınca yapılan ilk değerlendirmede %9 işçiliğin %25 eksiği %6,75 işçilik oranına göre eksik işçilik bildirildiği saptanmış ve fark işçilik tutarı üzerinden 4.715.110.361 TL. prim ve gecikme zammı hesaplanmış işveren, 16-118 Ek Genelgenin 3.maddesinden yararlanarak yapılan işin müfettiş incelemesine sevk edilmemek üzere borcu 28.9.2001 tarihinde kurum veznesine ödemiştir.
Kurum dosya memurunca ilişiksizlik belgesi verilmesi için genelge uyarınca yapılan asgari işçilik incelemesi idari bir tasarruf olup, kurumca resen prim alınmasına ve alınacak prim tutarının saptanmasına yönelik bir işlem değildir.
Bu aşamada somut olayda, müfettiş incelemesine dayanılarak kurumca yapılmış bir ölçüme işlemi ve tebliğ edilmiş bir ölçümleme borcu bulunmadığından 506 sayılı Kanunun 79. maddesindeki itiraz prosedürünün işletilmemesi nedeniyle hak düşürücü sürenin geçtiğinden kurum yararına kişisel (sübjektif) hak oluştuğundan, borcun idari aşamada kesinleştiğinden söz edilemez.
Ayrıca, Mahkemece hükmen dayanak alınan 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 15. maddesinin (e) bendindeki düzenleme, Kurum müfettişlerine anılan madde içeriğine uygun biçimde benzer nitelikli işlerle yapılacak karşılaştırma sonucu ölçümleme yoluyla ek prim tahakkuku yetkisi veren bir yasal içeriğe sahip değildir.
Bu nedenlerle mahkemenin borcun idari aşamada kesinleştiği ve ölçümleme işleminin 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 15/e maddesine dayanılarak yapıldığı yönündeki gerekçesi yerinde görülmemiştir.
Kaldı ki, işlem tarihinde yürürlükte olan 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, dava ve karar tarihinde Anayasa Mahkemesinin 10.11.2001 tarihinde yürürlüğe giren iptal kararıyla yürürlükten kaldırılmıştır.
Öte yandan; Kurumun asgari işçilik tespit eden müfettiş incelemesine dayanarak resen prim tahakkuku yapması halinde bu işlemin hukuki dayanağının bulunup bulunmadığı yönünden konu incelenecek olursa;
Bilindiği gibi, kurum müfettişlerine asgari işçilik tespit ve kuruma resen prim tahakkuk yetkisi veren 4792 sayılı Kanunun 3917 sayılı Kanun ile değişik 6. maddesi, 4.10.2000 tarihli 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmış, anılan kanun hükmünde kararname ise Anayasa Mahkemesinin 31.10.2000 tarihli kararı ile iptal edilmiş, 10.11.2000 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan iptal hükmü 10.11.2001 tarihinde yürürlüğe girmiş, kararda öngörülen süre içinde yasal bir düzenleme yapılmamış, bu şekilde hukuki bir boşluk oluşmuştur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.11.2001 gün 2001/21-965 E. 1038 K. ve 29.1.2003 gün 2003/21-18 E. 35 K. sayılı kararlarında aynı konu incelenmiş ve mahkemece hukuki boşluğun ne şekilde doldurulacağı belirlenmiştir.
Anılan kararlarda; Kanun Hükmünde Kararnameler Anayasa'da öngörüldüğü biçimi ile yapısal (organik-uzvi) bakımdan yürütme organi işlemi, işlevsel (fonksiyonel) yönünden ise yasama işlemi niteliğindedir. Doğurduğu hukuki sonuçlar bakımından, Kanun ile arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır.
Bir Kanun Hükmünde Kararnamenin T.B.M.M. tarafından kabul edilmemesi veya Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi hallerinde, o Yasanın veya K.H.K.'nin yürürlükten kaldırdığı veya değiştirdiği Yasa hükümleri uygulanabilir hale gelmez veya kendiliğinden yürürlüğe girmez, hukuki bir boşluk meydana gelir.
Hukukun görevi toplumsal yaşamı düzenlemek ve ilişkilerden doğacak sorunları çözümlemektir. O nedenle, herhangi bir olay, hakkında kural yoktur diye çözümsüz bırakılmaz. Bu gibi hukuki boşluğun bulunduğu durumlarda; hakim bizzat yasa koyucu gibi davranarak, olayı çözümlemek üzere Medeni Kanunun 1. maddesi hükmünce olaya uygulanacak kuralı bulmak ve uygulamakla yükümlüdür (Y.İ.B.K. 18.11.1964 T. 2/4). Bu, hakim için aynı zamanda bir görevdir. Hakim önündeki davayı sonuçlandırmak zorundadır. Anayasanın 36/2.fıkrası uyarınca hiç bir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz. O nedenle yasada; örf ve adette olaya uygulanacak bir kural bulunmadığına dayanarak bir hakim önündeki uyuşmazlığı çözmekten kaçınamaz. Aksi halde sorumlu olur (H.U.M.K. 573/6, 7). Esasen, Türk Medeni Kanunun 1. maddesinin özelliği, hakime kanun koyucu gibi kural koyma yetkisi vermiş olmasıyla önemi haizdir.
Hâkimin, hukuk yaratma alanına girebilmesi için, çözümü gereken olaya uygulanabilir yasa hükmü veya örf ve adet kuralının bulunmaması yeterlidir. Hakimin yasal boşluğu doldururken takip edeceği yol; Medeni Kanunun 1. maddesinde açıklandığı üzere, yasa koyucu gibi hareket etmekten ibarettir. Bu aşamada hakim, yasa koyucunun yapacağı gibi, tarafların karşılıklı menfaatlerini tesbit ederek, bunları adalet süzgecinden geçirip; hayat ihtiyaçlarını karşılayan ve aynı zamanda mevcut hukuk düzeni ve hukuki güvenlikle bağdaşan bir kural bulmalıdır (Prof. Kemal Oğuzman Medeni Hukuk Dersleri İstanbul 1990 sh.80-81).
Bu durumda mahkemece, dava devam ederken ortaya çıkan bu yeni durumun kamu düzeni ile ilgili olduğu ve Anayasa Mahkemesinin iptali, yeni bir içtihadın ortaya çıkması gibi durumlarda eski düzenlemelerin yasal dayanağı kalmadığından usuli kazanılmış haktan bahsedilemeyeceği dikkate alınarak ortaya çıkan boşluğun, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası, Sosyal Sigortalar Kuruluş Yasası, Sosyal Güvenlik ilke ve esasları ile genel hükümler ve yukarıda açıklanan nedenler göz önünde bulundurularak uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Yukarıda açıklanan bu nedenle Özel Dairenin, kurumun resen prim tahakkuku işleminin yasal dayanağı ortadan kalktığından davanın kabulünün gerektiği yönündeki gerekçesi doğru değildir.
Somut olayda, 506 sayılı Kanunun 79, yürürlükten kaldırılan 4792 sayılı Kanunun 3917 sayılı Kanun ile değişik 6.maddesi ve 616 sayılı Kanun Hükmünde kararnameye dayalı bir ölçümleme işlemi bulunmadığından borcun idari aşamada kesinleştiğinden söz edilemez.
Dava konusu olayda, 16-86 Ek ve 16-118 Ek genelgeler uyarınca kurum memurunun ilişiksiz belgesi verilmesine ilişkin olarak düzenlediği hesap cetvelinde belirlenen miktar kurum veznesine ödenmiş olup, davada yersiz alınan primlerin iadesi talep edilmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 84. maddesinden yersiz olarak alınan primlerin alındıkları tarihten itibaren 10 yıl geçmemiş ise faizi ile birlikte işverene geri verileceği hükmü karşısında, borcun kayıtsız şartsız ödenmiş olması 506 sayılı Kanunun 84.maddesinin uygulanmasına engel teşkil etmemektedir.
Bu durumda mahkemece, davanın 506 sayılı Kanunun 84. maddesine dayandığı gözetilerek, işin esasına girilip incelenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekir.
Yukarıda açıklanan bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: 1- Davalı kurum vekilinin temyiz talebinin yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenle REDDİNE,
2- Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenle HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 15.10.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy