(818 S. K. m. 106, 107, 126) (15. HD. 10.06.2003 T. 2003/1440 E. 2003/3109 K.)
Dava: Taraflar arasındaki "Tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy Asliye ı. Ticaret Mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 21.5.2002 gün ve 2000/546-2002/400 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 10.06.2003 gün ve 2003/1440-3109 sayılı ilamı ile,
(...Taraflar arasındaki akit, davacı şirketin davalıya gönderdiği 14.06.1995 tarihli fesih ihbarnamesinin davalı kooperatife ulaştığı anda feshedilmiş, akdin feshi davası da 6. 1. 1996'da açılmıştır. Zamanaşımının en erken bu tarihlerden başlaması gereklidir. Davanın açıldığı 31.05.2000 tarihine kadar olayda BK'nın 126/4 maddesindeki 5 yıllık süre dolmadığından mahkemece davalının zamanaşımı definin reddiyle işin esasının incelenmesi ve sonucuna uygun bir karara varılması gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddi doğru olmamıştır...)
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle. yeniden yapılan yargılama sonunda. mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle fesih bildiriminin açıkça 14.6.1995 tarihli ihtarnameyle yapılmış, kısmi davanın da 30.01.1996 tarihinde açılmış olmasına göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile. direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nn 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA. istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 23.2.2005 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
KARŞI OY: Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen niza ek davada zaman aşımının dolup dolmadığı noktasında toplanmaktadır, yerel mahkeme ek davada zamanaşımının dolduğunu kabul etmiş özel daire ve HGK ise zamanaşımının ikinci uyandan itibaren hesaplanması gerektiği görüşünü kabul etmiştir. Gerçekten de davalıya ikinci fesih uyansı 14.6.1995 tarihinde gönderilmiş olup bu tarih esas alındığında dava tarihi itibarı ile BYnin 126/4 maddesindeki beş yıllık zaman aşımı süresi dolmamaktadır, ancak yüksek özel dairenin ve HGK'nın aşağıda açıklanan nedenlerle bozma kararına katılamıyorum:
Bilindiği gibi karşılıklı edimleri içeren sözleşmelerde taraflardan birisinin edimini yerine getirmemesi halinde BYnin 106/1 maddesine göre önce borçluya temerrüt uyansı gönderilerek akdin ifası için önel verilmesi bu önel içerisinde borç yerine getirilmez ise bu defa BYnin 106/2 maddesine göre seçimlik haldardan hangisinin kullanıldığının karşı tarafa bildirilmesi gerekmektedir bu nedenle ilk çekilen uyanda akdin feshedildiği değil süre sonunda fesh edileceği belirtilmektedir. Ancak bu uyanlar ayrı ayrı çekilebileceği gibi ayın uyanda ikisi birlikte de gönderilebilir. bu durumda verilen süre içerisinde karşı taraf yükümlülüğünü yerine getirmeyince sözleşme feshedilmiş olup yine ayın uyanda kullanılacağı belirtilen seçimlik hak kullanılır hale gelmekte ve davacı burada belirttiği haktan vazgeçer.ek seçimlik hakkını değiştirme imkanını da kaybetmektedir. Bu durum yüksek 11. Hukuk Dairesinin 08.05.1980 gün 1980/1709-3467 sayılı kararında da (B. Y. nın 106. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında öngörülen iki ayrı ihtarname yerine tek bir ihtarname ile yetinilmesi de mümkündür. Yani hem akdin ifası için mehil verilmesi hem de bu mehil zarfında borç yerine getirilmese ileride ne isteneceğinin önceden beyan edilmesinde kanuna aykırı bir durum yoktur. Davacı ihtarnamede 15 gün mehil verdiğine ve bununla yetinmeyerek davalının 15 gün zarfında sözleşme gereğini yerine getirmemesi halinde malı piyasadan temin ederek aradaki fark kadar zarar talep edeceğini bildirdiğine göre davacı artık bu zarar-ziyan isteğinden vazgeçip akdin ifasını isteyemez) denilmek suretiyle bu şekilde çekilen uyarının geçerli olduğu artık ikinci bir uyarıya gerek bulunmadığı açıklanmıştır. Olayımızda da davacı her iki uyarıyı birlikte çekmiş ve bu uyan gerek akdin feshi gerekse temerrüt yönünden sonuçlarını doğurmuş olduğundan zaman aşımının uyarı ile birlikte oluştuğunun kabulü gerekir. Bu tarih 14.5.1995 olup dava tarihi olan 31.5.2000 tarihi itibarı ile zamanaşımı dolmuştur.
Akdin feshedilmesi ve temerrüdün oluşması için muhakkak davacının uyan çekmesi diye bir koşul da yoktur. karşı tarafın uyarısı veya uyarıya cevabı ile de akit feshedilebilir olayımızda davalı kendisine gönderilen uyarıya vermiş olduğu cevapta böyle bir akdin varlığından gönderilen uyarı ile haberdar olduğunu yapılan sözleşmenin yetkili organlar tarafından düzenlenmediğini arsa tahsisi yapılmadığından sözleşmenin kendiliğinden geçersiz hale geldiğini belirtmiş ve bu uyan 23.5.1995 tarihinde davacıya tebliğ edilmiştir bu tebliğ ile birlikte davalı akitle bağlı olmadığını ve yükümlüğünü yerine getirmeyeceğini açıkladığına göre fesih ve temerrüt BYnin 107. maddesi göz önüne alındığında bu tarih itibarı ile de doğmuş olup buna göre de zaman aşımı süresi dolmuştur. Kaldı ki ek davadan önce görülüp Yargıtay onayından geçerek kesinleşmiş bulunan ilk davada dahi akdin feshinin ve temerrüdün ilk uyarı ile oluştuğu mahkemenin kabulündedir. Ek davada bunun aksine zaman aşımının ikinci uyan ile başladığının kabulünün dosya kapsamına göre dayanağı bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesindeyim.
Full & Egal Universal Law Academy