(506 S. K. m. 120) (2709 S. K. m. 138/4)
Dava : Taraflar arasındaki "tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kartal 1.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 2.12.2003 gün ve 2003/553 E. 2003/538 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin 16.3.2004 gün ve 399 E. 2472 K.sayılı ilamı ile;
( ... Dava konusu uyuşmazlık, davacının Mahkemece düzeltilen doğum tarihin Sosyal Sigorta Kurumunun yaşlılık aylığı bağlanması esnasında nazara alınıp alınmayacağına ilişkindir.
Yerel Mahkeme, davacının doğum tarihinin Mart 1945 olarak tespit edildiğine ilişkin kesinleşmiş Mahkeme kararı olduğundan bahisle davacının yaşlılık aylığı bağlama işleminde 1945 tarihi nazara alınarak yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar vermiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun 120/2 maddesi, bazı kötü uygulamaları önlemek amacı ile özel bir düzenleme getirmiş ve belli sigorta kollarında, hangi doğum tarihinin esas alınacağını açıkça belirlemiştir. Gerçekten anılan Yasa'nın 120/2. maddesi çok açık olarak malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin yaş ile ilgili hükümlerin uygulanmasında "sigortalıların ilk defa çalışmaya başladığı tarihte nüfus kütüğünde kayıtlı bulunan doğum tarihleri ... esas tutulur" hükmünü içermektedir. Hiçbir yoruma yer vermeyecek şekilde yapılan bu düzenleme karşısında sigortaya ilk tescil tarihinden sonra yapılan yaş tashihinin yaşlılık aylığı bağlanmasında nazara alınamayacağı açıktır. Nitekim Bağ-Kur Yasası 66. madde Sosyal Sigortalar Yasasının 120/2. maddesi ve Emekli Sandığı Yasanında da anılan maddeye paralel hükümler getirilmiştir. Hukuk Genel Kurulunun 9.10.2002 gün ve 2002/21-761 Esas sayılı kararı da bu yöndedir.
Bu özel düzenleme dışında ki kesinleşmiş bir yargı kararının uygulamalarda geçerliliğini koruyacağı tartışmasızdır.
Somut olayda, davacı, Sosyal Sigortalar Kurumuna ilk defa 1.11.1977 tarihinde tescil edilmiş, yaş tashihi kararı ise 2.8.1979 tarihinde yılında verilmiştir. Bu durumda yukarıda belirlenen esaslar nazara alındığında, ilk tescil tarihinden sonra yapılan bu yaş tashihinin, sigorta işlemlerinde dikkate alınamayacağı tabiidir. Mahkemece bu maddi olgular nazara alındığında davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu kabulüne karar verilmesi usul yasaya aykırı olup bozma nedenidir... )
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, tespit ve iptal isteğine ilişkindir.
Davacı, ilk sigortalılık başlangıcından sonra mahkeme kararı ile 1959 olarak düzeltilen doğum tarihinin yaşlılık aylığı bağlanmasında nazara alınarak aylık bağlanması gerektiğinin tespiti ile aksine olan kurum işleminin iptalini istemiştir.
Davalı Sosyal Sigortalar Kurumu vekili, ilk işe girişten sonra yapılan yaş düzeltme işleminin yaşlılık aylığı bağlanmasında esas alınamayacağının 506 sayılı Kanunun 120. maddesinde hükme bağlandığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin "davacının prim ödeme gün sayısının ve düzeltilmiş haliyle gerçek yaşının 20.6.1959 olması nedeniyle talep tarihi itibariyle yaş haddini doldurduğu" gerekçesiyle davanın kabulüne dair verdiği karar yukarıda açıklanan nedenlerle Özel Daire'ce bozulmuştur.
Özel Dairenin bozma kararında; Mahkemece düzeltilerek tashihe karar verilen doğum tarihi Mart/1945 olarak gösterilmiş ise de bunun maddi hataya dayandığı, tespitine karar verilen tarihin ise 20/6/1959 olduğu görülmüştür.
Mahkemece, "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 138. maddesinde belirtildiği gibi, kesinleşmiş mahkeme kararlarının; yasama, yürütme; idare ve yargı organlarını bağlamasının Anayasal bir zorunluluk olduğu, yargı organları dahil hiçbir kurum ve kuruluşun kesinleşmiş mahkeme kararını uygulamaktan kaçınamayacağı, bu nedenle de kesinleşmiş yaş düzeltme kararına uyulmasının anayasal bir zorunluluk olduğu" gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 120. maddesi olup, uyuşmazlık; ilk kez sigortalı bir işe girdikten sonra mahkemece düzeltilen doğum tarihinin Sosyal Sigortalar Kurumunca yaşlılık aylığı bağlanmasında nazara alınıp alınamayacağı noktasındadır.
Her ne kadar, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 138/4 maddesi "yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez" hükmü gereğince mahkeme kararlarına uyulması anayasal bir zorunluluk ise de; davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 120. maddesi, sonradan yapılacak yaş düzeltmelerinde, kimi kötü uygulamaları önlemek amacıyla özel bir düzenleme getirmiş ve belli sigorta kollarında, hangi doğum tarihinin esas alınacağını açıkça belirtmiştir. Gerçekten de, anılan maddede çok açık olarak "yaşlılık, ölüm ve maluliyet sigortalarına ilişkin yaş ile ilgili hükümlerin uygulanmasında; sigortalının ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başladığı tarihte nüfus kütüğünde kayıtlı bulunan doğum tarihinin esas alınacağı" hükme bağlanmıştır. Hiçbir yoruma yer vermeyecek şekilde yapılan bu düzenleme karşısında sigortaya ilk tescil tarihinden çok sonra yapılan yaş düzeltilmesinin yaşlılık aylığı bağlanmasında nazara alınamayacağı açıktır. Nitekim, bu husus 1479 sayılı Bağ-Kur Kanununun 66. maddesinde de hükme bağlanmış olup, Emekli Sandığı Kanununda da anılan maddeye paralel hükümler yer almaktadır. Elbette ki, kesinleşmiş bir yargı kararının bu özel düzenleme dışındaki uygulamalarda geçerliliğini koruyacağı tartışmasızdır.
Somut olayda, davacı, Sosyal Sigortalar Kurumuna ilk kez 1.11.1977 tarihinde tescil edilmiş olup, tescil tarihinde nüfus sicilinde kayıtlı doğum tarihi 20.6.1962'dir. Davacının doğum tarihi, Ladik Asliye Hukuk Mahkemesinin 2.8.1979 tarihli kararı ile 20.6.1959 olarak düzeltilmiştir. Bu durumda yukarıda belirtilen esaslar nazara alındığında davalı Kurumun ilk tescil tarihinden sonra verilen yaş düzeltme kararını yaşlılık aylığı bağlarken dikkate almaması usul ve yasaya uygundur.
O halde, yukarıda açıklanan nedenlere göre Özel Dairenin bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 22.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy