(5272 S. K. Geç. m. 1) (775 S. K. m. 3) (2981 S. K. m. 10) (ANY. MAH. 18.01.2005 T. 2004/118 E. 2005/8 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki çekişmeli taşınmazların 2981 S. Kanunun öngördüğü şekilde yapılaşma olmadığı durumda davalı Belediye adına koşulsuz tespit ve tescilinin kanuna göre mümkün olmadığını ileri sürüp tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescilini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 5272 S. Kanunun geçici 1. maddesi, 775 S. Kanunun 3. maddesi, 3194 S. Yasa, Yargıtay ve Danıştay'ın yerleşik içtihatları ve usulü kazanılmış hak kurallarının dikkate alındığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Senem Altınbulak'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 2404 ve 2405 parsel s. taşınmazların 1953 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında tapulama dışı bırakıldığı, daha sonra anılan yerin 2981 S. Kanunun 10. maddesi uyarınca Belediye adına tescili istemi üzerine Valilerce başlatılan çalışma sonucu kadastro elemanlarınca düzenlenen rapor doğrultusunda, Valiliğin oluru ile 8.10.1990 gününde davalı Belediye adına tescil edildiği görülmektedir.
Anılan taşınmazların imar planı içerisinde kaldığı ve konut alanı olarak özgülendiği anlaşılmaktadır.
Davacı Hazine, Belediye adına oluşan sicil kayıtlarına dair işlemlerin kanuna uygun bulunmadığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Çekişmeli 2404 ve 2405 parsel s. taşınmazların öncesinin tescil harici, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu tartışmasız olup, anılan yerin davalı Belediye adına tescilinin sebep ve dayanağı 2981 S. Kanunun 10. maddesidir.
İmar Affı Kanunu olarak da nitelendirilen, imar ve gecekondu mevzuatına aykırı yapılara uygulanacak işlemleri düzenleyen anılan kanunun Tapu Verme başlıklı 10. maddesinin (b) ve (c/bendinin 4 üncü fıkrası) hükümlerine göre, orada belirtilen koşulların oluşması halinde devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin belediye ve özel idareler adına tescilinin olanaklı bulunduğu tartışmasızdır.
Ne var ki, söz konusu düzenlemelerdeki koşullar bulunmaksızın çekişmeli taşınmazların belediye adına intikal ve tescilinin yolsuzluğu ileri sürülmesine karşın, mahkemece, değinilen hususlar inceleme ve araştırma konusu yapılmamış, 775 S. Kanunun 3 üncü maddesi ile mülga 5272 S. Belediye Yasasının geçici 1. maddesi hükümleri hükme dayanak tutulmuştur.
Gerçekten de 775 S. olup 20.7.1966 gününde yürürlüğe giren Gecekondu Kanununun Belediyelere Arsa Sağlanması başlıklı 3 üncü maddesi, yasadaki istisna halleri ayrık ve yine yasada belirtilen koşulları mevcut olmak kaydı ile Hazinenin özel mülkiyetindeki ve devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazların bedelsiz olarak ilgili belediyelerin mülkiyetine geçeceğini öngörmüştür. Ancak, anılan kanun hükmü 3.7.2003 gün 4916 S. Kanunun 38. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Diğer taraftan 24.12.2004 gününde yürürlüğe giren 5272 S. Belediye Yasasının geçici 1. maddesi ile de istisna kuralları getirilerek, bu ayrıcalıklar dışında kalan Hazineye ilişkin taşınmaz malların yasada belirtilen koşulların gerçekleşmesi halinde ilgili belediyelere bedelsiz devredileceğine ait düzenleme yapıldığı, sözü edilen düzenlemenin, 5272 S. Kanunun Anayasa Mahkemesinin 18.01.2005 gün 2004/118-2005/8 s. kararı ile iptali sonucu yürürlükten kalktığı, sonradan yürürlüğe giren 5393 S. Belediye Kanununda ise benzer bir hükme yer verilmediği bilinmektedir.
Bu halde mahkemece hükme dayanak yapılan kanuni düzenlemelerin hüküm gününde mer'i olmadığı açıktır. Buna karşın anılan yasaların yürürlükte bulundukları zaman içerisinde, davaya konu edilen taşınmazların mülkiyetinin nakli bakımından, dava tarafları yararına bir hakkın kazanılmasının dayanağını teşkil etmeleri halinde bu kazanmaya, kazanılmış hak kuralı gereği değer verileceğinde kuşku yoktur. Nitekim mahkemece kazanılmış hak kavramı hükme yapılan dayanaklardan biridir.
Öyle ise kazanılmış hak kavramı üzerinde durulmak gereklidir.
Bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında, bu kurala uygun şekilde bütün sonuçları ile kesin olarak edinilmiş hakların korunması, hukuk devletinin gereğidir. Tamamlanmış hukuki durumları yeni kanun veya düzenleyici kuralın etkilememesi onlar üzerinde hukuki sonuçlar doğurmaması, kazanılmış hakların saklı tutulması amacını güder.
Ancak, henüz tamamlanmamış veya devam eden hukuki durumlara yeni düzenleyici kural (olayımızda, 5272 S. Kanunun geçici 1. maddesi bakımından Anayasa Mahkemesinin iptal hükmü; 775 S. Kanunun 3. maddesi için ilga düzenlemesi) derhal yürürlüğe girme niteliği sebebiyle uygulanacak ve hukuki sonuçlarını doğuracaktır.
Somut olaya açıklanan ilkeler gözetilerek bakıldığında; gerek 5272 S. Kanun ile ilgili Anayasa Mahkemesinin iptal kararı, gerekse 4916 S. Kanun ile 775 S. Kanunun 3 üncü maddesinin yürürlükten kaldırılmasına dair kanuni düzenleme öncesi, çekişmeli taşınmazlar mülkiyetinin nizasız olarak davalı belediyeye geçmiş olması halinde, mülkiyetin nakli bakımından tamamlanmış hukuki durumun varlığından ve kazanılmış haktan sözedilebileceği muhakkaktır.
Bu konuda şu hususa da değinilmesinde yarar vardır, gerek 5272 S. Yasanın geçici 1; gerekse 775 S. Kanunun 3 üncü maddesi ifadeleri incelendiğinde, anılan düzenlemelerin konusunu teşkil eden hak, bakımından mülkiyeti kendiliğinden nakleden hükümler olmadığı, lehtarı idarelere tescil isteme hakkı verdiği açıktır. Öyle ise tescilsiz iktisaba ait kanuni düzenlemelerin eldeki davaya uygulama olanağı da yoktur.
Şu halde, davada çekişme konusu edilen taşınmazlar bakımından, davalı belediye yararına korunmaya değer bir kazanılmış hakkın varlığından sözedilemez.
Sonuç: Hal böyle olunca, dava konusu taşınmazların davalı belediye adına tescilinin dayanağını teşkil eden ve tescilin yolsuzluğu ileri sürülen hukuki sebep bakımından işin esasının sağlıklı bir biçimde tetkiki tescilin 2981 S. Kanunun 10. maddesi hükümlerine uygun olup olmadığının araştırılması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir, davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan sebeplerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 16.03.2006 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, Hazine tarafından açılan ve 2981 S. Kanunun 10 uncu maddesi dayanak gösterilmek suretiyle belediye adına oluşturulan sicil kayıtlarının iptali, Hazine tescili isteğine ilişkindir.
Sayın çoğunluğun, dava dosyası ve somut olay ile ilgili olarak belirlediği olgular, 775 S. Kanunun 3 ncü maddesinin geçirdiği süreç; 4916 S. Kanun ile yürürlükten kaldırılması, ayrıca kazanılmış hakkın tanımı, mahiyeti ve içeriğine ait bütün saptama ve görüşlerine aynen katılıyoruz. Keza, 5272 S. Kanunun olaya etkili olmadığının kabulü halinde, sayın çoğunluğun kararda değindiği hususların araştırılması gereğine biz de katılıyoruz. Ancak sayın çoğunluk ile ayrıldığımız konu, 5272 S. Kanunun 24.12.2004 gününde yürürlüğe girmesiyle hükmünü icra edip etmeyeceği; (Lazım-ül icra olup olmadığı) bunun sonucu olarak belediye yararına kazanılmış hak doğup doğmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere; 24.12.2004 gününde yürürlüğe giren 5272 S. Belediye Yasasının geçici 1. maddesinde niteliği belirtilen taşınmazların, (madde metninde yer alan koşullar altında) belediyeye bedelsiz devredileceği hükmü yer almıştır. Sözü edilen yasa, Anayasa Mahkemesinin 18.1.2005 tarih 118/8 s. kararı ile ve şekil bozukluğu sebebiyle iptal edilmiş, yürütmenin durdurulması isteği ret edilerek, iptal kararının resmi gazetede yayınlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesi, kanunun sonuç doğurmaması amacıyla yürütmenin durdurulması yolunu seçmemiş, aksine bu yoldaki isteği ret etmekle kalmayarak, 6 ay ek yürürlük süresi tanımıştır. Öte yandan, kanun şekil yönünden iptal edildiğinden, kanunun özü ve içerdiği hükümlerin niteliği itibariyle Anayasaya aykırı olup olmadığı tartışılmamıştır. Kaldı ki bir kanunun bir tek tarih bile yürürlükte kalması, hukuksal sonuçlar doğurması için yeterlidir.
Daha sonra çıkarılan 5393 S. Belediye Yasasında benzer bir hükme yer verilmemiş ise de, 5272 S. Kanun ile kazanılmış bir hak var ise onun yeni bir kanun ile teyit edilmesine ihtiyacı olmayacağı izahtan varestedir. Üstelik kanun koyucu, 5393 S. Kanunun yürürlük gününde belediye adına tescil edilmemiş taşınmazlar yönünden 5272 S. Kanunun geçici 1. maddesinin artık uygulanamayacağına dair bir hüküm vaz edebilirdi.
Somut olayda kanun yürürlüğe girmekle, belediye açısından geçici 1. maddede yazılı koşullar altında anılan taşınmazların bedelsiz devrini isteme konusunda kazanılmış hak doğmuştur. Hazine ise bedelsiz devir yükümü altına girmiştir. Sair bir deyişle, madde bir hakkın düştüğü yönünde değil; sair bir tarafa (belediyeye) hak kazandırıcı nitelikte ifade kullanmış; hakkın kullanılmasını engelleyen değil; bir imkanı, hakkı düzenlemektedir. Kanun yürürlüğe girmekle de anılan hak doğmuş; istenebilir duruma gelmiştir.
Eldeki davada 2981 S. Kanun dayanak gösterilerek belediye adına oluşan sicilin 5272 S. Kanunun geçici 1. maddesi uyarınca, kanuni koruma kazandığı görüşünde olduğumdan yerel mahkeme kararının onanması gerektiği kanaatiyle, sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy