(1163 S. K. m. 8, 14) (1086 S. K. m. 388, 389) (YHGK. 08.11.2006 T. 2006/14-700 E. 2006/690 K.) (14. HD. 14.12.2004 T. 2004/8744 E. 2004/8712 K.)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 25.8.1993 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 28.7.2005 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, kooperatif ortağı olan davalının hissesini, ferdi mülkiyete geçmeden önce düzenlenen devir sözleşmesi ile satın aldığı halde ferdi mülkiyete geçerken tapunun davalı adına düzenlendiğini belirterek bağımsız bölüm tapusunun iptali ile adına tescili isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, davacı ve davalının imzalarını taşıyan 22.6.1991 tarihli devir sözleşmesinin kooperatif yönetimince onanmadığı bu nedenle hukuki sonuç doğuracak işlem sayılamayacağının kabulü ile davanın reddine dair verilen karar verilmiştir. Hükmün, davacı tarafından temyizi üzerine Dairemizin 14.12.2004 tarih, 2004/8744 Esas 2004/8712 Karar sayılı ilamı ile; 1163 numaralı Kooperatifler Kanununun 14/2. maddesi gereğince, üyeliği devralan kişinin aynı yasanın 8. maddesindeki koşulları taşıması halinde üyeliği iktisapta herhangi bir mahsur olmadığı için kooperatif yönetiminin bu devri reddetme hakkının bulunmadığı ve davaya konu payın bulunduğu kooperatifin özel statülü bir kooperatif de olmaması ve herhangi bir kısıtlılık hali de ileri sürülmediğinden taraflar arasındaki sözleşmenin imzalanmasının kooperatif payının devri için yeterli olacağı, davalı Cemile Sert'in devir ile ilgili düzenlediği 22.6.1991 tarihli belgenin son paragrafında kooperatife hitaben kaleme aldığı istem ve talimat cümlesinde ferdileşme sırasında tapunun alıcı Hasan Küçük'e geçirilmesi istendiğine ve bu istemin aynı tarihli alıcı Hasan Küçük'ün imzalı beyanı ile de belirlenmiş olmasına göre taraf iradelerinin birleştiği, bu konuda ileriye sürülen itirazın taraf muvazaası varlığına işaret eden bir savunma olması sebebiyle bunun yazılı bir belge ile kanıtlanmaması halinde dinlenme olanağının bulunmadığından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği halde reddine karar verilmesinin doğru olmadığı belirtilerek bozulmuştur.
Mahkemece, Dairemiz bozma kararına uyularak davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılamaya toplanan kanıtlara ve Dairemiz bozma ilamı doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiş bulunmasına göre davalının diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak, HUMK'nun 388. maddesi gereğince bir mahkeme kararının hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi ve 389. maddesi ile de, kararda iki tarafa yükletilen görev ve verilen hakların şüphe ve tereddüdü gerektirmeyecek biçimde açık olarak yazılması öngörüldüğü halde mahkemece hangi bağımsız bölümün tapusunun ve bu bağımsız bölüme isabet eden pay oranını belirtilmeksizin sadece davanın kabulüne şeklinde hüküm kurulması içeriği yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırı olup hükmün infaza elverişli olmaması ve Dairemizin bozma kararı üzerine karar düzeltme isteğinde bulunan davalı tarafından yatırılan 16.86 YTL karar düzeltme harcının da davacı tarafından yapılan yargılama giderlerine dahil edilerek davalıdan tahsiline karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine, 06.12.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy