(1086 S. K. m. 427, 432, 445) (7201 S. K. m. 11, 32) (3402 S. K. m. 14, 20) (YCGK. 30.10.2007 T. 2007/6-209 E. 2007/216 K.)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhinde 10.08.2007 gününde verilen dilekçe ile Kozluk Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/59 E, 2005/196 K. Sayılı tapuda yüzölçüm düzeltilmesi davasının yargılamasının yenilenmesi istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine dair verilen 27.05.2008 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili ve feri müdahiller vekilleri ile duruşmasız temyiz isteyen davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 17.03.2009 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Hazine avukatı Ulviye Sarp ile davacı yanında feri müdahiller Orman idaresi vekili Av. Nuray Gül ve Pemi vekili Av. Mehmet Köksal ile karşı taraftan davalı vekili Av. Timuçin Bektaş geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tarafların sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içersindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, yargılamanın yenilenmesi istemiyle açılmıştır.
Davalılar, HUMK. nun 445. maddesinde öngörülen yargılamanın yenilenmesi koşullarının oluşmadığını, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ile davalılardan ve davayı feri müdahil olanlar temyiz etmiştir.
1- HUMK. nun 427. maddesi hükmü gereğince temyiz davanın taraflarına tanınan yasal bir yoldur. Hükmü temyiz edenlerden Orman İdaresi ve feri müdahil davanın tarafı bulunmadığından temyiz dilekçelerinin reddine,
2- Yargılamanın yenilenmesi talebine esas teşkil eden aynı yer Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/59 Esasında kayıtlı dava dosyanın incelenmesine gelince;
Davacılar, Haziran 1288 yoklama tarihli ve 1, 2, 3, 4, 5, 10 ve 11 numaralı kayıtlara dayanarak tapudaki yüzölçümlerin arz üzerindeki gerçek durumu yansıtmadıkları iddiası ile Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/12 D.İş. sayılı dosyasında yaptırdıkları tespite dayanarak kayıtlardaki yüzölçümün düzeltilmesini istedikleri görülmektedir. Bu dava yerel Tapu Sicil Müdürlüğü hasım gösterilerek açılmış, davalı gösterilen Tapu Sicil Müdürlüğü davaya cevap vermemiş, yargılamaya da katılmamıştır. Davadan sonra, davacıların 3 ve 11 sıra numaralı kayıtlarla ilgili davalarını atiye bıraktıkları anlaşılmaktadır.
Mahkemece istek kabul edilmiş, Haziran 1288 tarihli ve 1 sıra numaralı kaydın 20 ölçek yüzölçümü 723.406 m2ye, 2 sıra numaralı kaydın 3 evlek olan yüzölçümü 1.615.374 m2ye, 4 sıra numaralı kaydın 2 evlek olan yüzölçümü 4.712.231 m2ye, 5 sıra numaralı olan 3 evlek kaydın yüzölçümü 2.646.161 m2ye, 10 sıra numaralı 1 evlek kaydın yüzölçümü 1.836.189 m2ye çıkartılmıştır.
Dosya kapsamından, mahkeme kararının davalı gösterilen Tapu Sicil Müdürlüğüne 22.08.2005 tarihinde mahkeme kaleminde tebliğ edildiği, karara
iş bu karar yasal süre içersinde taraflara tebliğ edilip taraflarca verilen değişik tarihli dilekçelerle temyizden feragat ettiklerini ve hükmü temyiz etmeyeceklerini beyan ettiklerinden dolayı hüküm 12.09.2005 tarihinde kesinleşmiştir. şerhinin yazıldığı anlaşılmaktadır.
Yine dosyada yer alan bilgi ve belgelerden, Kozluk ilçesine 17.08.2005 tarihinde Hazine avukatı Muhammet Emin Emrenin atandığı, atamanın ve göreve başlama yazısının Kozluk Kaymakamlığı tarafından Cumhuriyet Savcılığına bildirildiği görülmektedir. Kısaca, anılan yazı içeriğine göre 17.08.2005 tarihinden itibaren Hazinenin taraf olduğu her türlü davada davayı takip yetkisi ve tebligat işlemlerinde Hazine adına yapılacak tebliğ belgelerini almaya Hazine Avukatı Muhammet Emin Emre yetkilidir.
7201 sayılı Tebligat Kanununun 11. maddesi hükmü gereğince; Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır
Maddede yer alan kuralın açıklığı ve buyurucu bir hüküm olması karşısında vekile tebligat yapılmadan asile yapılan tebligatla hükmün kesinleştirilmesi olanaksızdır. Bu şekilde yapılan bir tebligat aynı yasanın 32. maddesinde sözü edilen usulüne aykırı bir tebligat değil tamamen geçersiz bir tebligattır. Davaya konu olayda vekile çıkarılmış bir tebligat da bulunmadığına, yani vekile hiç tebligat yapılmadığına göre usulsüz tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanununun 32. maddesinin somut olayda uygulama yeri yoktur.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.10.2007 tarihli ve 2007/209-216 sayılı kararı, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 15.05.2008 tarihli ve 2008/2956-6670 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Diğer taraftan, yukarıda sözü edildiği üzere HUMK. nun 432. maddesinin bu süre 08.01.1943 tarih 4353 sayılı kanuna tabi kamu kuruluşları hakkında 30 gündür hükmü Anayasa Mahkemesinin 02.12.2004 günlü kararıyla iptal edilmiş, ancak iptal hükmünün kararın resmi gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin anılan kararı 21.10.2005 tarih ve 25973 sayılı resmi gazetede yayımlanmıştır. Buna göre, geçerli de olsa 22.08.2005 tarihinde tapu sicil müdürlüğüne yapılan tebliğe göre temyiz süresi Hazine bakımından 22.09.2005 tarihinde bitmektedir. Mahkemenin hükmü taraflarca verilen değişik tarihli dilekçelerle temyizden feragat ettiklerini ve hükmü temyiz etmeyeceklerini beyan ettiklerinden dolayı hüküm 12.09.2005 tarihinde kesinleşmiştir. şerhi vererek temyiz süresini beklemeden kesinleştirmesi yasal değildir. Kaldı ki, dosyada mahkemeye hitaben taraflarca hükmü temyiz etmeyeceklerine dair verilen bir dilekçe de mevcut değildir. Esasen, yasal yollar tüketilmeden mahkemece aslında kesinleşmemiş bir hükme, kesinleşme şerhi verilmesi sonuç doğurmaz.
Yapılan bütün bu açıklamalara göre, yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunan davalının 10.08.2007 tarihli dava dilekçesinin kesinleşmemiş bir karara karşı yapılmış temyiz başvurusu olarak değerlendirilip incelenmesi gerekmektedir.
Davalının, temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Yukarıda açıklandığı üzere, davada Haziran 1288 tarihli ve 1, 2, 4, 5 ve 10 sıra numaralı kayıtlardaki yüzölçümünün gerçeği yansıtmadığı ileri sürülerek yüzölçümlerinin düzeltilmesi istenmiştir. Davada öncelikle dayanılan kayıtların hukuki niteliği üzerinde durulmalıdır. Gerçekten, yoklama kaydı niteliğindeki bu kayıtlar tapuda intikal görmediğinden 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesinin 4. bendinin (E) fıkrası uyarınca tapu kaydı hükmünde olmayıp zilyetlik belgelerindendir. Kayıt kapsamında, buna dayananın zilyetliği olmadığı sürece kayda tapu hükmü tanınamaz. Öte yandan, bu kayıtların tamamı sabit sınır niteliği göstermeyen dere, meşe, dağ, çay, yol sınırlarıyla çevrilidir. Taşınmaz sınırlarının genişletilmeye ve değişmeye elverişli olduğu durumlarda ise, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 20/C maddesi uyarınca bu sınırlara değil kayıttaki miktara itibar olunması zorunludur. Kısaca ifade etmek gerekirse kayıt miktarının sabit sınırlı olduğu kabul edilemez. Esasen, gayri sabit sınırlarla çevrili 20 ölçek yüzölçümündeki bir taşınmazın 723.406, 3 evlek yüzölçümündeki bir taşınmazın 1.615.374, 2 evlek yüzölçümündeki bir kaydın 4.712.231, 3 evlek yüzölçümündeki kaydın 2.646.161, 1 evlek yüzölçümündeki diğer bir kaydın da 1.836.189 m2lik yüzölçümü içerisinde doğal olarak orman, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kamu malı niteliğindeki yerleri kapsayacağının kabulü akla ve hayatın olağan akışına aykırıdır.
Yapılan bu hukuki saptamalardan sonra, mahkemece davanın reddi yerine istem hüküm altına alındığından karar bozulmalıdır.
3- Yukarıdaki bozma nedenine göre Emin Bulutun temyiz itirazlarının incelenmesi gerekmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davanın tarafı olmayan Orman İdaresi ile
in temyiz dilekçelerinin reddine, 2.bent gereğince mahkemenin 17.08.2005 tarih 2005/59-2005/196 sayılı kararın BOZULMASINA, 3. bent uyarınca da
nın temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 625,00 YTL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temyiz olunan Hazine vekiline verilmesine, 20.03.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy