(4857 S. K. m. 2, 19) (9. HD. 24.03.2008 T. 2008/9712 E. 2008/6017 K.)
Dava ve Karar: Davacı vekili, davalılar arasında alt-asıl işveren ilişkisi olduğunu, davacının iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiğini belirterek feshin geçersizliğine ve davacının şirket işyerine işe iadesine, işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücretinden davalıların birlikte sorumluluklarına karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen kararın davalılar vekilleri tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 24.03.2008 gün ve 2008/9712 Esas, 2008/6017 Karar sayılı ilamı ile, davacının iş sözleşmesinin 15.01.2007 tarihinde feshedildiği, davanın ise 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca bir aylık süre geçtikten sonra 14.02.2007 tarihinde açıldığı, hak düşürücü süre içinde açılmayan davanın reddi gerektiği gerekçesi ile yerel mahkeme kararın bozularak ortadan kaldırılmasına ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/3 maddesi uyarınca davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili, davacının mevsimlik çalıştığını, her yıl Ocak ayında iş sözleşmesinin askıya alındığını, 15.01.2007 tarihinin de fesih tarihi değil, askı tarihi olduğu, ücretleri ödenmeyen davacının ücretlerini talep etmesi üzerine iş sözleşmesinin feshedildiğini öğrendiğini, öğrenme tarihine göre davanın süresinde açıldığını, Dairemiz kararın maddi hataya dayandığını, kararın kaldırılarak yerel mahkeme kararının onanmasını talep etmiş olup;
Dosya içeriğine göre, davalı ........ Şirketinin Mayıs- Aralık aylarında her yıl mevsimlik olarak davalı Karayolları Genel Müdürlüğü’nün faaliyet alanı içinde olan Bitümle Kaplama işini aldığı ve davacı işçiyi bu işte çalıştırdığı, mevsim sonu işçilerden iş bitimi nedeni ile ibraname ve feragatname aldığı, çalışılmayan sürelerde iş sözleşmesinin askıda olduğu, davalı şirket tarafından mevsimlik iş sonunda iş bitimi nedeni ile daha önceki yıllar gibi 15.01.2007 tarihinde ibraname alındığı, ancak iş sözleşmesinin feshedilmediği, davacı ve diğer işçilerin çalıştıkları süreye ait ücretlerin ödenmesi için davalı Karayolları Genel Müdürlüğü’ne başvurmaları üzerine, davalı şirketin iş sözleşmelerine sözlü olarak feshettiğini bildirdiği, bu bildirim tarihine göre davanın süresinde olduğu, 15.01.2007 tarihinin askı tarihi olduğu, davanın süresinde açıldığı, buna göre Dairemiz kararının maddi hataya dayandığı anlaşıldığından, davacı vekilinin maddi hata istemli dilekçesi yerinde bulunduğundan; Dairemizin maddi hataya dayalı 24.03.2008 gün ve 2008/9712 Esas, 2008/6017 Karar sayılı bozma kararının ortadan kaldırılmasına, karar verilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ........ tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü;
Somut uyuşmazlıkta, fesih bildirim tarihine göre davanın süresinde açıldığı, davalı şirket tarafından yazılı bir fesih bildirimi yapılmadığından, feshin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca geçerli nedene dayanmadığı sabit ise de, davalılar arasındaki ilişkinin asıl alt işveren olup olmadığı uyuşmazlık konusu olup, mahkemece bu konuda yeterince araştırma yapılmış değildir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/6 maddesinde yapılan tanıma göre, “bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde veya asıl işin bir bölümünde, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işverene alt işveren denilir”. Bunlara ayrıca, taşeron, aracı, müteahhit, alt yüklenici gibi isimler de verilmektedir.
Alt-asıl işveren arasındaki ilişki, niteliğine göre, eser, taşıma, kira gibi sözleşmelere dayanır. Alt işveren üstlendiği işi sözleşme koşulları doğrultusunda, ama kendi adına ve bağımsız bir biçimde yürütür. Çalıştırdığı işçilerle kendi adına iş sözleşmesi yapar; gerekli talimatları verir; işçilere ücretlerini kendisi öder; ücret bordrolarını düzenler; SSK primlerini yatırır.
Asıl işveren-alt işveren ilişkisinden söz edilebilmesi için; alt işveren, işçilerini asıl işverene ait işyerinde, asıl işverenden aldığı iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde çalıştırıyor olmalı ve asıl işverenin işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde ya da asıl işin bir bölümünde çalıştırmalıdır. Bu anlamda verilen iş süreklilik arzetmeli, anahtar teslimi verilmiş olmamalıdır.
4857 sayılı İş Kanununun 2/6 son cümlesi uyarınca asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden alt işverenle birlikte sorumludur. 4857 sayılı İş Kanunu ile asıl işverenin, bu Kanundan, iş sözleşmesinden ve alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden sorumlu tutulması şeklindeki düzenleme, asıl işverenin sorumluluğunun genişletilmesi olarak değerlendirilmelidir. Bu durumda, ihbar, kıdem, kötüniyet ve işe iade sonucu işe başlatmama tazminatları ile ücret, fazla çalışma, hafta tatili, bayram ve genel tatili, yıllık izin, ikramiye, pirim, yemek yardımı, yol yardımı gibi tüm işçilik haklarından birlikte sorumluluk esastır. Kanunun kullandığı “birlikte sorumluluk” deyiminden tam teselsülün, dolayısı ile müşterek ve müteselsil sorumluluğun anlaşılması gerekir.
Feshin geçersizliği ve işe iade davasının alt ve asıl işveren ilişkisinde, her iki işverene birlikte açılması halinde, davacı işçi alt işveren işçisi olup, iş sözleşmesi alt işveren tarafından feshedildiğinden, feshin geçersizliği ve işe iade yükümlülüğü alt işverenindir. Asıl işverenin iş ilişkisinde sözleşmenin taraf sıfat bulunmadığından, asıl işverenin işe iade yönünde bir yükümlülüğünden sözedilemez. Asıl işverenin işe iade kararı sonrası işçinin işe başlamak için başvurması ve alt işverenin işe almamasından kaynaklanan işe başlatmama tazminatı ile dört aya kadar boşta geçen süre ücretinden yukarda belirtilen hüküm nedeni ile alt işverenle birlikte sorumluluğu vardır.
Somut uyuşmazlıkta, yukarda davalı asıl işveren olduğu iddia edilen Karayolları Genel Müdürlüğü’nün faaliyet alanının yol yapım, bakım ve onarım işleri olduğu tartışmasızdır. Diğer davalının ise ihale ile karayollarında Bitümle kaplama işlerini aldığı sabittir. Ne var ki davalılar arasında her yıl sözleşme yapılıp yapılmadığı, sözleşmelerin hangi yolları kapsadığı, sözleşmenin yol yapımı mı, yoksa yol bakım ve onarım işini mi düzenlediği açılığa kavuşmuş değildir. Sözleşmelerle verilen bitümle kaplama işi yol yapım işi ve anahtar teslimi ise, davalılara arasında asıl alt işveren ilişkisinden söz edilemeyecektir. Ancak ihale konusu iş her yıl verilen ve süreklilik arzeden yol bakım ve onarım işi ise, bu durumda davalılara arasında asıl alt işveren ilişkisi olduğu kabul edilecektir. Mahkemece sözleşmeler getirilmeden, gerekirse bilirkişi incelemesi yapılmadan, davalılar arasındaki ilişki açıklığa kavuşturulmadan yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 21.07.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)