(3402 S. K. m. 12, 36) (1086 S. K. m. 428) (ANY. MAH. 12.05.2011 T. 2009/31 E. 2011/77 K.) (YİBK. 28.11.1997 T. 1996/5 E. 1997/3 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen davada:
Davacı Hazine; davalının kayden malik olduğu çekişmeli 359 ada, 13 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünün kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını, devletin hüküm ve tasarrufu altında kalan yerlerin özel mülkiyete konu olamayacağını ileri sürerek kıyı kenar çizgisi içinde kalan kısmın tapu kaydının iptali ile terkinine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, çekişme konusu taşınmazı tapu siciline güvenerek iktisap ettiğini, uyuşmazlığın kıyı kenar çizgisinin saptanmasından kaynaklandığını, kıyı kenar çizgisinin iptali için idari yargıda açılan davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Kanun ile değişik 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesine eklenen 3. fıkra 2 ve 3. cümle ve geçici 10. maddedeki düzenlemeler karşısında 10 yıllık hak düşürücü süre yönünden davanın reddine, ilişkin olarak verilen karar Dairece; "...haklılık orana göre kıyı kenar çizgisi içinde ve dışında kalan yerlerin değerleri ayrı ayrı gözetilerek belirli oran dahilinde yargılama giderlerinden sorumlu tutulmaları gerektiğinin gözetilmesi" gereğine değinilerek bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama soncunda davanın hak düşürücü süre sebebiyle reddine, hazine harçtan muaf olduğundan harç konusunda karar vermeye yer olmadığına, yargılama giderlerinden davalı tarafın sorumlu tutulmasına, davalı yararına 1.100,00.-TL. avukatlık ücreti taktirine karar verilmiştir.
Karar, davacı hazine tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi İ. A.'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Mahkemece; hükmüne uyulan bozma ilamı uyarınca işlem ifa edilerek 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Kanun hükmü gereğince hak düşürücü süreden davanın reddine karar verilmiş olması karar tarihi itibariyle doğru ise de anılan Yasanın Anayasa Mahkemesi'nin 12.5.2011 tarih, 2009/31 Esas, 2011/77 Esas sayılı kararı ile iptal edildiği ve iptal hükmünün Resmi Gazetede yayımlanmasına kadar da aynı tarih ve esas numaralı ve 2011/27 Sayılı kararla eldeki davalara uygulanmak üzere yürütmenin durdurulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve usulü kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında 5841 Sayılı Kanun hükümleri uyarınca davanın reddine ilişkin olarak kurulan hükmün, verildiği tarih itibarıyla doğru olduğu düşünülse de. Anayasa Mahkemesince anılan yasanın 12.5.2011 tarihli iptal ve yürütmeyi durdurma kararı sebebiyle doğru olduğu söylenemez. Ayrıca, şu da ifade edilmelidir ki; iptal kararı ile birlikte usulü kazanılmış hak olgusundan bahsetmekte olanaksızdır.
Diğer taraftan, davanın kabulü halinde, 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe giren ve eldeki davalara da uygulanması gereken 3402 Sayılı Kanunun 36. maddesi ve bazı ilave düzenlemeler getiren 6099 Sayılı Kanun hükümleri uyarınca yargılama giderlerinden ve bu giderlerden sayılan avukatlık ücretinden davalı tarafın sorumlu tutulamayacağının gözetilmesi gerekeceği de kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca; işin esasının 28.11.1997 tarih 5/3 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre değerlendirilmesi, taraf iddiaları doğrultusunda gerekli araştırma ve inceleme yapılmak suretiyle uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması bakımından karar bozulmalıdır.
Davacı Hazinenin, temyiz itirazları belirtilen sebeplerle yerindedir.
Sonuç: Kabulü ile hükmün H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 20.06.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy