(2709 S. K. m. 36) (6100 S. K. m. 27) (2004 S. K. m. 58, 61) (7201 S. K. m. 35)
Dava: Şikayet kanun yoluna başvuru nedeniyle yapılan yargılama sonunda; İzmir 9. İcra Hukuk Mahkemesince şikayetin kabulüne dair verilen 16.08.2010 gün ve 2010/23 E., 2010/1044 K. sayılı kararın incelenmesinin karşı taraf/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 14.07.2011 gün ve 2011/17184 E., 2011/15697 K. sayılı ilamı ile;
(... Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Borçlu vekili, özetle müvekkilinin adresinin Almanyada olduğu alacaklı tarafından bilinmesine rağmen bu adrese tebligat çıkartılmadığını, müvekkilinin taşınmazları üzerine haciz konulduğunu, takipten yeni haberdar olduğunu, alacaklı tarafın kötü niyetli hareket ettiğini, her iki takipte de senetlerin arka yüzünün fotokopisini sunmadığı gibi kendilerine de gönderilmediğini, alacaklının yetkili hamil olmadığını ileri sürerek takibin iptalini kabul etmez ise usulsüz tebligatın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, borçlunun yurtdışında bulunduğu, davalı alacaklı tarafça biliniyor olmasına rağmen davacının bulunmadığı belli olan adreslere tebligat yapılarak takibin kesinleştirildiği gerekçesi ile ödeme emri usulsüz kabul edilmiş, ödeme emrinin tebliğ tarihinin 14.01.2010 olarak tespitine karar verilmiş, alacaklı tarafça dosyaya sunulan takip konusu senetlerin arka yüzleri bulunmadığından İİK 58 ve 61.maddede yazılı şartın yerine gelmediği kanaatine varılarak ödeme emrinin iptaline hükmedilmiştir.
İncelenen İzmir 5. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2008-437 Esas, 387 Sayılı kararında, alacaklının aynı takip dosyasından borçluya Tebligat Kanunu 35. maddeye göre tebligat yapılması isteminin reddine ilişkin icra müdürlüğü kararının icra mahkemesince iptal edildiği bu kararın 13.6.2008 tarihinde temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
İcra mahkemesi kararları maddi hukuk açısından kesin hüküm teşkil etmez ise de takip hukuku yönünden birbirleri için bağlayıcıdır. Bu nedenle İzmir 5. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2008-437 Esas, 387 Sayılı kesinleşmiş mahkeme kararına göre borçluya Tebligat Kanunu 35 nci maddeye göre tebligat yapılmasında yasaya aykırılık bulunmadığından borçlunun usulsüz tebligat şikayetinin reddi gerekirken aksi düşünce ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir...),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: İstek, ödeme emrinin tebliğ tarihinin düzeltilmesi ve ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının yurtdışında bulunduğunun, davalı alacaklı tarafça biliniyor olmasına rağmen davacının bulunmadığı adreslere tebligat yapılarak takibin kesinleştirildiği gerekçesiyle şikayetin kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm karşı taraf/alacaklı vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire'ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; yerel mahkemece, önceki kararda direnilmiştir.
Direnme kararı karşı taraf/alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; İzmir 5. İcra Hukuk Mahkemesinin 2008/437-387 sayılı dosyada şikayet yoluyla verdiği, borçluya TK'nun 35. maddesine göre tebligat yapılmasına dair kararının eldeki şikayet dosyası yönünden bağlayıcı olup olmadığı; burada varılacak sonuca göre şikayetçi/borçluya TKnun 35. maddesine göre yapılan tebligatın usulüne uygun olup olmadığı, noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle tebligat, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkı kavramları üzerinde durulmasında yarar vardır:
Hemen belirtmelidir ki, yetkili makamlar tarafından bir takım hukuki işlemlerin, bunların hukuki sonuçlarından etkilenmeleri amaçlanan kimselere kanuna uygun şekilde bildirimi ve bu bildirimin de usulüne uygun şekilde yapıldığının belgelenmesi olarak tanımlanan tebligat, Anayasa ile güvence altına alınan iddia ve savunma hakkının, daha da özelde hukuki dinlenilme hakkının tam olarak kullanılması ve bu suretle adil bir yargılamanın yapılmasını sağlayan çok önemli bir araçtır.
Bir davada davalının, davacının açmış olduğu dâvadan haberdar olması, dâvaya cevap vermesi ve hatta cevap süresinin işlemeye başlaması için dâva dilekçesinin tebliğ edilmesi gerekir. Aksi durumun, ilgilinin hak arama hürriyetini kısıtlayacağına şüphe yoktur. Aslında hemen her hukuksal işlemin tebligat ile sonuç doğuracağını söylemek mümkündür.
Mahkeme iki tarafa eşit şekilde hukuki dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Taraflara hukuki dinlenilme hakkı verilmesi anayasal bir haktır. 1982 Anayasasının 36. maddesine göre teminat altına alınan iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı, hukuki dinlenilme hakkını da içermektedir. Yine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinde de hukuki dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukuki dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesi hükmü:
(I) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.
(2) Bu hak;
a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
b) Açıklama ve ispat hakkını,
c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini,
içerir.
Hukuki dinlenilme hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Zira, insan onurunun yargılamadaki zorunlu bir sonucu olarak, yargılama süjelerinin, yargılamada şeklen yer almaları dışında, tam olarak bilgi sahibi olmaları, kendilerini ilgilendiren yargılama konusunda açıklama ve ispat haklarını tam ve eşit olarak kullanmaları ve yargı organlarının da bu açıklamaları dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermesi gerekir.
Hukuki dinlenilme hakkı olarak maddede ifade edilen ve uluslararası metinlerde de yer bulan bu hak, çoğunlukla iddia ve savunma hakkı olarak bilinmektedir. Ancak, hukuki dinlenilme hakkı, iddia ve savunma hakkı kavramına göre daha geniş ve üst bir kavramdır.
Bu hak, yargılamanın tarafları dışında, müdahiller ve yargılama konusu ile ilgili olanları da kapsamına almaktadır. Ancak, her yargılama süjesi kendi hakkıyla bağlantılı ve orantılı olarak bu hakka sahiptir. Hakkın temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak yokluğunda karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.
Bu hakkın ikinci unsuru, açıklama ve ispat hakkıdır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanırlar. Bu durum silahların eşitliği ilkesi olarak da ifade edilmektedir.
Bu hakkının üçüncü unsuru, tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesidir. Bu değerlendirmenin de, kararların gerekçesinde yapılması gerekir (bkz. 6100 sayılı HMK.nun Hükümet Gerekçesi madde 32).
Yargılama bakımından, sadece bir tarafın dinlenmesi, başka kimsenin dinlenmemesi, tek yönlü karar verilmesi demektir. Yargılamada yer alan taraflar, yargılamanın objesi değil, süjesidir. Hukuki dinlenilme hakkı, doğru karar verilmesinin garantisidir; bu nedenle, haksızlığa karşı koyabilme imkânı tanır. Bu hak, hukuk devletinin, insan onurunun korunması ve eşitlik ilkesinin, hak arama özgürlüğünün, adil yargılanma hakkının bir gereğidir.
Hukuki dinlenilme hakkı yargılamanın süjesi olan herkese aittir. Dava sonunda hukuki durumu etkilenecek olan kişilere, yargılamadaki durumlarına uygun şekilde bu hak tanınmalıdır. Tanık ve bilirkişilerin kendileri ile ilgili bir sonuç doğması halleri dışında, hukuki dinlenilme hakkı bulunmamaktadır. Davada taraflar, çekişmesiz yargı işlerinde ilgililer bu hakka sahip oldukları gibi, feri müdahilin de kendi hakkıyla bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkı bulunmaktadır.
Hukuki dinlenilme hakkı, sadece belli bir yargılama için ya da yargılamanın belli bir aşaması için geçerli olan bir ilke değildir. Tüm yargılamalar için ve yargılamanın her aşamasında uyulması gereken bir ilkedir. Bu çerçevede gerek çekişmeli ve çekişmesiz yargı işlerinde gerekse bu yargılamalarla bağlantılı geçici hukuki korumalarda, icra takiplerinde, tahkim yargılamasında, hatta hukuki uyuşmazlıklarla ilgili yargılama dışında ortaya çıkan çözüm yollarında, her bir yargılama, çözüm yolu ve uyuşmazlığın niteliğiyle bağlantılı şekilde hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalıdır.
Hukuki dinlenilme hakkına aykırılık istinafa başvuru için bir gerekçe ve temyizde de bozma sebebidir. Hakkın ihlâlinin niteliğine göre, yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilebilir. Ayrıca adil yargılanma ihlâli çerçevesinde de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurulabilir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay ele alındığında;
İzmir 2. İcra Müdürlüğünün 2008/556 sayılı dosyası ile alacaklı H. vekilince borçlu Y. hakkında genel haciz yoluyla (ilamsız) icra takibi başlatıldığı, borçlunun adresine gönderilen ödeme emrinin muhatap tanınmadığından iade edildiği, daha sonra tapu sicil müdürlüğünce bildirilen adrese TK. m.35'e göre tebligat yapılması için alacaklı vekilinin icra müdürlüğünden talepte bulunduğu, icra müdürlüğünce talebin reddedilmesi dolayısıyla alacaklı vekilinin şikayeti üzerine İzmir 5. İcra Hukuk Mahkemesinin 2008/437-387 sayılı kararı ile şikayetçi borçluya TK m.35'e göre tebligat yapıldığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Diğer taraftan İzmir 5. İcra Mahkemesinin 2008/437-387 sayılı dosyasında şikayetçi borçlunun taraf olmadığı ve mahkemece dosya üzerinden kesin olarak karar verildiği anlaşılmaktadır.
Şu durumda, şikayetçi borçlunun taraf olmadığı mahkeme kararının borçlu yönünden takip hukuku bakımından kesin hüküm oluşturduğunu söylemek hukuki dinlenme hakkının ihlali anlamına geleceğinden olanaklı değildir.
Hal böyle olunca; yerel mahkemece verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup yerindedir.
Ne var ki, Özel Daire'ce bozma nedenine göre karşı taraf/alacaklı vekilinin işin esasına ilişkin temyiz itirazlarını incelemediğinden bu yönde inceleme yapılmak üzere, dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup; bozma nedenine göre daha önce incelenmeyen karşı taraf/alacaklı vekilinin işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 12.Hukuk Dairesine gönderilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na 5311 sayılı Yasanın 29. maddesi ile eklenen Geçici Madde 7 atfıyla aynı yasanın 366. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.09.2012 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy