(4721 S. K. m. 732) (YHGK 11.11.2009 T. 2009/6-427 E. 2009/492 K.) (YHGK 24.02.2010 T. 2010/6-94 E. 2010/100 K.) (YHGK 20.01.1988 T. 1987/1-249 E. 1988/28 K.) (6. HD. 07.12.2010 T. 2010/7497 E. 2010/13374 K.)
Dava: Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davalılar ve davacı tarafından süresi içinde istenilmekle gün tayin edilerek taraflara gönderilen davetiyelerin tebliğ edilmesi üzerine belli günde temyiz eden davacı vekili ve davalı vekili geldiler. Hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Uyuşmazlık, önalım hakkına konu edilen payın iptali ile davacı adına tesciline ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili ve davalılar vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde, müvekkilinin dava konusu payın ilişkin bulunduğu 13 No'lu parselin paydaşlarından olup bir işlem için gittiği tapu sicil müdürlüğünde 4.7.2006 tarihinde taşınmazdaki 528/972 payın 28.2.2005 tarihinde davalı M. K.'a satıldığını, M. K.'ın da önalım hakkının kullanılmasını bertaraf etmek için söz konusu payı 29.9.2005 tarihinde eşi olan diğer davalı Ş. K.'a bağışladığını öğrendiğini, davacının önalım hakkını kullanmak istediğini belirterek, davalı adına kayıtlı payın iptali ile davacı adına tescilini istemiştir. Davalılar vekili, dava konusu edilen payın davalı M. K. tarafından eşi olan diğer davalı Ş. K.'a bağışlanması nedeniyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini, yine taşınmazda pay sahibi olmayan M. K.'a dava açılamayacağını, davacının muvazaa iddiasını yazılı delille kanıtlaması gerektiğini, payın dava tarihindeki değerinin belirlenmesini istediklerini belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Dava konusu edilen 13 parsel no'lu taşınmazdaki 528/972 pay, taşınmazın bir kısım paydaşları tarafından 28.2.2005 tarihinde 13.000 TL bedelle davalı M. K.'a satıldıktan sonra, adı geçen davalı da aynı payı 29.9.2005 tarihinde yine 13.000 TL bedel göstererek diğer davalı eşi Ş. K.'a bağışlamıştır. Önalım hakkının tanınması için davacı tarafından 6.7.2006 tarihinde açılan davada mahkemece davalı Ş. K.'a bağış şeklinde yapılan temlikin önalım hakkını bertaraf etmek için muvazaalı yapıldığı kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu hükmün davalı tarafça temyiz edilmesi üzerine Dairemiz 4.11.2008 gün ve 2008/9209-11961 sayılı ilamıyla Ş. K.'a yapılan bağışın gerçekte satış olduğunun kanıtlanamaması, bağış işlemine karşı da önalım hakkının kullanılamayacağı, bu nedenle davanın reddinin gerektiğine işaretle hükmü bozmuştur. Mahkemece önceki kararda direnilmesine karar verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 11.11.2009 gün ve 2009/6-427-492 sayılı bozma kararına karşı karar düzeltme isteminde bulunulduğunda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu kez 24.2.2010 gün ve 2010/6-94-100 sayılı kararı ile karar düzeltme istemini kabul edip davalı Ş. K.'a yapılan bağış işleminde karı -koca olan davalıların gerçek amaçlarının bağış olmayıp, önalım hakkının kullanılmasını engellemek amacıyla yapıldığını, işlemin gerçek bir bağış olmadığını davacı yönünden geçersiz olduğunu ve bu nedenle yapılan ilk satış nedeniyle davacının önalım hakkını kullanabileceğini belirterek, direnme kararı yerinde olduğundan diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyayı Dairemize göndermiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun verdiği bu kararla davalı Ş. K.'a yapılan bağışın gerçek bir bağış olmadığı, davacının önalım hakkını engellemek amacıyla muvazaalı olarak yapıldığı hususu kesinleşmiştir.
Dosyanın Dairemize gönderilmesi üzerine yapılan inceleme sonucunda, 7.12.2010 gün ve 2010/7497-13374 sayılı kararla, davacının bu yolda bir iddiası olmadığı halde, davacının son temlikin muvazaalı olup gerçekte payın satıldığını ileri sürerek önalım davası açtığı kabul edilmek suretiyle, yapılan temlikin aslında muvazaalı olup gerçekte payın davalı Ş. K.'a satıldığı sonucuna varılarak ve gerçek satış bedeli belirlenemediğine göre keşfen saptanan 382.528,96 TL pay değeri üzerinden önalım hakkının kullanılıp kullanılmayacağı sorularak sonucuna göre bir karar verilmesine işaretle kararı bozmuştur. Mahkemece bu bozma ilamına uyularak davacının keşfen saptanan bedelden önalım hakkını kullanmayacağını beyan etmesi üzerine davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı, davanın başından itibaren davalı Ş. K.'a bağış şeklinde yapılan temlikin gerçek bir bağış olmadığını, sırf önalım hakkının kullanılmasını engellemek amacıyla muvazaalı olarak yapıldığını ileri sürmektedir. Hiçbir zaman temlikin aslında satış olduğunu, önalım hakkını engellemek amacıyla bağış olarak gösterildiğini iddia etmemiştir. Bu husus Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararının gerekçesinde davalıların bağış işleminde kötü niyetli oldukları, asıl amaçlarının bağış işlemi yapmak olmayıp önalım hakkının kullanılmasının önlenmesi olduğu şeklinde açıklanarak yapılan işlemin davacı yönünden geçersiz olduğuna karar verilmiştir.
Davalının iddiası ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararının gerekçesine göre bağışın muvazaalı olduğunun kabul edilmesine rağmen Dairemizin, iddianın gerçekte payın satıldığı, bunu gizlemek amacıyla hibe yapıldığı şeklindeki kabulü, bu haliyle maddi bir hataya dayanmaktadır. Kural olarak bozma kararına uyulmakla lehine bozma yapılan taraf yararına usulü kazanılmış hak doğar ise de, usul hukukunda benimsenen bir ilke olarak maddi hataya dayanan bozma kararına uyulması ile usulü kazanılmış hak doğmaz. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.1.1988 gün ve 1987/1-249 Esas 1988/28 Karar sayılı kararı)
Bu durumda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.2.2010 gün ve 2010/6-94-100 sayılı kararı ile davalılardan Ş. K.'a yapılan bağış şeklindeki işlemin muvazaalı olup tümüyle geçersiz olduğu kabul edildiğine göre mahkemece davalı M. K.'a yapılan satış sebebiyle davacının depo ettiği 13.450 TL önalım bedeli üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi yönünden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK. ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3. madde hükmü gözetilerek HUMK. nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA ve bozma nedenine göre davalılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve Yargıtay duruşması için kendisini vekille temsil ettiren davacı yararına takdir edilen 900 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edenlere iadesine, 10.07.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy