(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26) (1512 S. K. m. 60, 89)
Dava: Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Üsküdar 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 14.12.2010 gün ve 2010/90 E. 2010/314 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 28.06.2011 gün ve 2011/3020 E. 2011/3784 K. sayılı bozma ilamı ile;
(... Davacı vekili, taraflar arasında düzenlenen 18.03.2008 tarihli harici sözleşme ile vekil edeni ile davalıya ait taşınmazların karşılıklı takas edildiğini, vekil edeninin edimini yerine getirerek taşınmazının davalıya tapuda devrettiği halde davalının vekil edenine devretmesi gereken taşınmazın 2/3 payını tapuda devrettiğini açıklayarak 639 ada 10 parseldeki 5 nolu dubleks meskenin davalı adına, diğer 1/3 paya ait tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, sözleşmenin trampa niteliğinde olduğunu, resmi şekle tabi olup geçersiz bulunduğunu, dayanılan sözleşmenin daha sonra iki ayrı sözleşme ile tadil edildiğini, bu şekilde gerek tadil sözleşmeleri gerekse değerler gözetilerek karşılıklı devirler yapıldığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davacının dayandığı 18.03.2008 tarihli trampa niteliğindeki sözleşmenin şekil şartından yoksun olması sebebiyle geçersiz ise de, davalının edimini yerine getirmemek için şekil noksanlığı savunmasının hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğu, davalının irade fesadı hallerinden birine tutunarak dava açması gerekirken bu şekilde savunmasına değer verilemeyeceği gerekçesi ile davanın kabulüne, 639 ada 10 parselde 5 nolu dubleks meskenin davalı adına bulunan 1/3 payına ait tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı taraf dosya arasında bulunan 18.03.2008 tarihli sözleşmeye dayanmış, davalı taraf ise bu sözleşmenin tadiline ilişkin olduğunu iddia ettiği 24.03.2008 ve 14.04.2008 tarihli sözleşmelere göre karşılıklı edimlerin yerine getirildiğini savunmuştur. Mahkemece, davacının dayandığı 18.03.2008 tarihli sözleşmenin trampa niteliğinde olduğunu kabul ederek yazılı şekilde hüküm kurmuştur. Adi yazılı şekilde düzenlenen 18.03.2008 tarihli sözleşmede, davacıya ait Ankara'da bulunan 26347 ada 10 parseldeki 3 nolu meskenin, davalıya ait Üsküdar'da 639 ada 10 parseldeki 5 nolu dubleks mesken ile karşılıklı takas edileceği yazılıdır. Tadile ilişkin olduğu ileri sürülen sözleşmelerin ise davalının dubleks meskenin tapusunu devrinde davacının ödeyeceği bir miktar bedel ve senetlerden söz edilmekte olup, daha sonra bu anlaşmaların iptal edildiği ve senetlerin iade edildiği yazılıdır. Tapu kayıtları incelendiğinde Ankara 26347 ada 10 parseldeki 3 nolu meskenin 22.02.2001 tarihinde davacı S. A. adına tapuda kayıtlı iken 19.03.2008 tarihinde davalı E. M.'ya satıldığı, yine Üsküdar 639 ada 10 parseldeki 5 nolu dubleks meskenin E. M. adına tapuda kayıtlı iken 24.04.2008 tarihinde 2/3 payının davacı S. A.'a satıldığı, 1/3 payın ise davalı E. M. üzerinde bırakıldığı görülmektedir.
13.08.2008 tarihli sözleşme tarihinde dava konusu 639 ada 10 parseldeki 5 nolu meskenin davalı E. M. adına tapuda kayıtlı olduğu açıktır. TMK.nun 706, Borçlar Kanununun 213, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26 ve Noterlik Kanununun 60 ve 89.maddeleri gereğince tapuda kayıtlı taşınmazın satışı resmi şekilde yapılmadıkça hukuken geçerli bir sonuç doğurmaz ve alıcıya herhangi bir hak bahşetmez. TMK.nun 706/1.fıkrasında açıklanan şekil bir kanıtlanma şekli olmayıp bir geçerlilik koşuludur. Eldeki davada dayanılan sözleşme mahkemenin de kabulünde olduğu gibi trampa sözleşmesi niteliğinde olup Borçlar Kanunu 232.maddesine göre satım sözleşmesi hükümleri trampa sözleşmeleri hakkında da uygulanır. Bu sebeple trampa sözleşmeleri de resmi şekle tabidir. Resmi şekilde yapılmayan trampa sözleşmesi geçersiz olup geçersiz sözleşmeye dayanılarak tapu iptali ve tescile karar verilmesi mümkün değildir. Geçersiz sözleşmelerde ancak taraflar verdiklerini geri isteyebilirler. Somut olayda verilenlerin geri iadesine ilişkin bir istek de bulunmamaktadır.
Diğer yandan 25.01.1984 tarih ve 3/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararında ifade edildiği üzere Türk Medeni Kanunu'nun 2.maddesinde düzenlenen hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralının amacı, hâkime özel ve istisnai hallerde hüküm verme imkânını sağlamaktadır. Bu istisnai durum, adalete uygun düşecek hüküm kurmanın zorunlu olduğu durumlarda kendini gösterir ve talidir. Orta yerde şekle aykırı bir akit varken ve bu akit Borçlar Kanunu'nun 11.maddesinin 2.fıkrasına göre batıl iken, yasanın emredici ve hâkimin resen gözetmesi zorunlu hükmünü bertaraf edecek şekilde hakkın kötüye kullanılması kuralından söz etmek hukuka uygun olmaz. Aksi halde bu sonuç emredici kuralları tali, hakkın kötüye kullanılması kuralını da öncelikli hale getirir. Kaldı ki; taraflarca sunulan sözleşme içerikleri gözetilerek karşılıklı edimler tapuda resmi şekilde yerine getirilmiş olup, bunun dışında dava konusu 1/3 payın devredilmesini gerektiren hukuki sebep olmadığı gibi davacı tarafından tapuda yapılan devirlerde irade fesadı halleri bulunduğu iddiası ileri sürülmediği gibi bu konuda bir dava da açılmamıştır. Yapılan bütün bu açıklamalardan sonra, tarafların hür irade ve arzuları ile tapuda yerine getirdikleri edimlere değer verilerek davacının geçersiz sözleşmeye dayalı isteğinin reddine karar verilmesi gerekirken biçim koşuluna uygun yapılamayan sözleşmeye dayanılamayacağı göz ardı edilerek hakkın kötüye kullanılması kuralından söz edilmek suretiyle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır...),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, trampa sözleşmesi nedeniyle tapu iptali ve tecil istemine ilişkindir.
Davacı, taraflar arasında düzenlenen 18.3.2008 tarihli harici sözleşme ile davalıya ait taşınmazların karşılıklı takas edildiğini, edimini yerine getirerek taşınmazını davalıya tapuda devrettiği halde davalının tamamını devretmesi gereken taşınmazın 2/3 payını tapuda devrettiğini ileri sürerek 639 ada 10 parseldeki 5 nolu dubleks meskenin davalı adına kayıtlı 1/3 payının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, sözleşmenin taşınmazların trampası niteliğinde olduğunu, resmi şekle uygun yapılmadığını, geçersiz olduğunu, dayanılan sözleşmenin daha sonra iki ayrı sözleşme ile tadil edildiğini, gerek tadil sözleşmeleri gerekse taşınmazların değerleri gözetilerek karşılıklı devirler yapıldığını bildirip davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece; davacının dayandığı 18.3.2008 tarihli trampa niteliğindeki sözleşmenin şekil şartından yoksun olması sebebiyle geçersiz ise de, davalının edimini yerine getirmemek için şekil noksanlığı savunmasının hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğu, davalının irade fesadı hallerinden birine tutunarak dava açması gerekirken bu şekilde savunmasına değer verilemeyeceği gerekçesi ile davanın kabulüne, 639 ada 10 parselde 5 nolu dubleks meskenin davalı adına bulunan 1/3 payına ait tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece, yukarıda belirtilen bozma ilamında açıklanan nedenlerle karar bozulmuştur.
Yerel Mahkemece, önceki karardaki gerekçeler tekrarla direnme kararı verilmiş, direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen ve imzası kabul edilen 18.03.2008 tarihli şekil koşulundan yoksun sözleşmeye dayalı olarak davacının edimini yerine getirmesine karşın davalının anılan sözleşme gereğince edimini eksik yerine getirmesi durumunda, davalının edimini yerine getirmemek için şekil koşulunun bulunmadığını ileriye sürmesinin hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğu kabul edilerek, tapu iptali ve tescile karar verilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, bir kısım üyelerce geçerli bir devir sözleşmesi yok ise de davalı tarafından tapuda pay devri yapılmak suretiyle edimin önemli ölçüde yerine getirildiği, 30.09.1988 tarih, 1987/2-1988/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, davalının durumunun hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, yerel mahkeme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de Hukuk Genel Kurulu'nun çoğunluğunca bu görüşe itibar edilmemiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nun çoğunluğunca, somut olayda, 30.09.1988 tarih, 1987/2-1988/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yerinin bulunmadığı, resmi şekle uyulmadan adi yazılı yapılan sözleşmeye dayanılarak tapulu taşınmazdaki hisse devrinin tapu iptali ve tescil yoluyla mahkemeden istenemeyeceği benimsendiğinden Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüş ve bu nedenle direnme kararının bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında açıklanan nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen Geçici madde 3 atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince bozulmasına istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı kanunun 440/1. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.02.2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy