(4342 S. K. m. 3) (14. HD. 16.03.2011 T. 2011/2782 E. 2011/3307 K.)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 07.07.2004 tarihinde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil, müdahil Hazine tarafından 08.03.2005 günlü dilekçe ile de tapu iptali ve yayla olarak sınırlandırma istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine, müdahilin davasının kabulüne dair verilen 28.11.2006 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava; mülkiyet hakkına dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davaya müdahil olarak katılan Hazine, taşınmazın yayla niteliğinde olduğu gerekçesiyle tapu kaydının iptali ile özel siciline yazılması isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından açılan davanın reddine, müdahil Hazine'nin isteminin kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü temyiz etmiştir.
Her ne kadar mahkemece dosyaya sunulan kanıtlar, bilirkişi raporu, Dairemiz ve Yargıtay'ın çeşitli dairelerince verilen kararlara da atıf yapılmak suretiyle dava konusu yerin yayla olduğu kabul edilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki; Kızıldağ yaylası, dosya içinde mevcut memleket haritasında da açıkça belirtildiği gibi maruf ve meşhur yaylalardandır.
Gerçekten; 4342 s. Mera Yasasının 3. maddesinde yapılan tanıma göre, yaylak; çiftçilerin hayvanları ile birlikte yaz mevsimini geçirmeleri, hayvanlarını otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yerlerdir. Mera, yaylak ve kışlakların özel mülkiyete geçirilmesi, amacı dışında kullanılması, kazandırıcı zaman aşımı yoluyla mülk edinilmesi olanaksız olduğu gibi sınırlarının daraltılması da mümkün değildir.
Davacı Vakıflar İdaresi davasında, çekişmeli taşınmazın yayla ile bir ilişkisi olmadığını, dayandıkları vakıfname kapsamında ve vakfın özel mülkü niteliğinde bulunduğunu ileri sürmüştür.
Yaşamını genelde çiftçilikle sürdüren kişilerin hayvanlarını otlatmakta olduğu yaylaya yakın bölgelerde ikamet etmek, ziraat yapmak, bağ ve bahçe yetiştirmek için tarım taşınmazlarına ihtiyaçları olacağı ve bu amaçlarına uygun kazanmaya elverişli bazı taşınmazları mülk edinebilecekleri olgusunu göz ardı etmek, mera, yaylak ve kışlak gibi bölgelerden insanları soyutlamak mümkün değildir.
İddia ve savunma ile az yukarda anlatılanlara göre, davada sağlıklı bir sonuca ulaşmak ve davacının dayandığı vakıfnamenin kamu malı niteliğindeki yayla sınırları içinde kalması halinde, yaylaların özel mülkiyete konu olamayacağı hususunun irdelenebilmesi için dava konusu taşınmazın kadim Çevlik Köyü sınırları içerisinde kalıp kalmadığının ve bu köyün ikamet edilen veya tarım alanları kapsamında olup olmadığının saptanması önem kazanmaktadır.
O nedenle, öncelikle Çevlik köyünün kuruluş tarihi İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğünden sorulmalı, böylelikle Çevlik Köyünün kadim köy olup olmadığı yönü üzerinde durulmalı, yine bu köye ilişkin en eski tarihlisinden başlamak üzere idari sınır belgeleri ile sınırlar bir haritaya bağlanmışsa haritası da istenilmeli, Çevlik Köyüne ilişkin mevcut en eski sınırname yerel bilirkişiler yardımıyla keşfen zemine uygulanmalı, köyün kuruluşundaki idari sınırları belirlenmeli, dava konusu taşınmazın Çevlik Köyünün ilk idari sınırları kapsamında kalıp kalmadığı saptanmalı, eğer dava konusu taşınmaz kadim Çevlik Köyünün idari sınırları içerisinde kalıyorsa seçilecek ve keşifte bulundurulacak harita mühendisi bilirkişiye daha önce sağlanacak eski günlü memleket haritasındaki durumu incelettirilmeli, köyün ikamet edilen veya tarım alanları içerisinde kaldığı belirlenirse özel mülkiyete konu teşkil edeceği kabul edilmeli, bu arada taşınmazın kadastro tutanağı edinme nedeni sütununda yerel bilirkişiler çekişmeli yerin kadim Çevlik köyünün tarım alanında kaldığını, dava dışı şahıs tarafından kullanıldığını belirttiklerinden tutanak bilirkişilerinin sözleri denetlenmeli, tüm bunların sonucuna uygun hüküm kurulmalıdır.
Tüm bu inceleme ve araştırma yapılmadan yazılı olduğu biçimde davacının isteminin reddine, müdahil Hazinenin davasının kabulü doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan sebeplerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istem halinde yatırana iadesine, 06.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy