(Adli Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği m. 23)
Dava: Taraflar arasındaki ziynet alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda. İzmir 10. Aile Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 29.12.2011 gün ve 2011/541 E. 2011/1330 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 26.4.2012 gün ve 2012/2914 E-2012/6633 K. sayılı ilamı ile:
(...Dava, ziynet eşyası bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece istemin reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde, davacıya ait ziynet eşyalarının davalıda kaldığını, evden ayrılırken götürme imkanı bulamadığını belirterek ziynet eşyalarının bedeli olan 31.119.-TL'nin tahsilini istemiştir. Davalı vekili, cevap dilekçesinde, davacının tüm çeyiz eşyalarıyla birlikte ziynet eşyalarını da aldığını, buna dair davacı imzasını taşıyan yazılı belge olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davalı tarafından ibraz edilen davacı imzasını taşıyan belgeyle davacının ziynet eşyalarının tümünü davalıdan teslim aldığı ve davalıdan davacının ziynet alacağı kalmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davalının dayandığı belgedeki ziynet eşyalarının teslim alındığına ve dava hakkından feragat edildiğine dair kısımların sonradan metne eklendiğine dair davacı savunması üzerine, ibraz edilen metindeki ziynet eşyalarının teslim alındığına ve dava hakkından feragat edildiğine dair kısımların sonradan eklenip eklenmediği hususunda adli tıp kurumu fizik ihtisas dairesinden rapor alınmış ise de, 29.9.2011 tarihli rapora davacı tarafça itiraz edilmiştir. Hükme esas alınan Adli Tıp kurumunun raporu yeterince açıklayıcı ve kesin kanaat bildirir nitelikte değildir. Bu sebeple mahkemece davacının adli tıp kurumu raporuna itirazları da dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan da rapor alınarak, belgeye sonradan ilave yapılıp yapılmadığının kesin olarak tespit edilmesinden sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
H.G.K.nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği düşünüldü:
Karar: Davacı N. Arslan vekili 25.2.2011 harç tarihli dava dilekçesinde özetle: 14.9.2010 tarihinde kesinleşen karara istinaden boşandıklarını, 2007 yılının 11.ayında davalının ailesiyle birlikte oturdukları haneden özel eşyalarını (giyim, kuşam) alarak uzaklaşmak zorunda kaldığını, davacıya düğün sırasında takılan ziynet eşyalarının davalının uhdesinde kaldığını, ziynet eşyalarının yanında götürülmesine imkan olmadığı gibi cebir şiddet tokat sonucu ayrıldığı evden canını zor kurtardığını iddia ederek ziynet eşyalarının toplam tutarı 31.119,00 TL nin davalıdan alınarak müvekkiline verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, 14.4.2011 havale tarihli cevap dilekçesi ile: davacının yazılı belgeyle ziynet eşyalarını ve tüm eşyalarını aldığını ve başkaca alacağının kalmadığını ve dava hakkından feragat ettiğini, davacıya çeyiz eşyalarıyla birlikte ziynet eşyalarının da teslim edildiğini, teslime dair belgelerin olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece davalı tarafça ibraz edilen ve davacı kadın tarafından da altındaki imzanın kendisine ait olduğu doğrulanan 26.6.2009 tarihli belgeye ve belge hakkında İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince düzenlenen 29.9.2011 tarihli rapora göre; davacının davalıdan ziynet eşyalarının tamamını aldığı, davalıdan ziynet alacağı kalmadığı anlaşıldığından ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine yukarda belirtilen gerekçeyle mahkeme kararı bozulmuştur.
H.G.K. önüne gelen uyuşmazlık; Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi tarafından incelenen 26.6.2009 tarihli belge hakkında Adli Tıp Genel Kurulu'ndan rapor alınmasına gerek olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davalı tarafından 26.6.2009 tarihli belgenin ibraz edilmesi üzerine davacı, söz konusu belge altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, ancak ziynet eşyalarıyla ilgili kısmın sonradan eklendiğini savunmuştur.
Davacının savunması dikkate alınarak 26.6.2009 tarihli belge hakkında Adli Tıp Kurumu, Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi'nden rapor alınmış, alınan raporda inceleme konusu belgede iddialar doğrultusunda ilave yapıldığını gösterir nitelikte ve yeterlilikte bulgu saptanmadığı bildirilmiştir.
Davacı vekili; Adli Tıp Kurumu raporunu kabul etmediklerini, raporun denetime açık olmadığını, sonuca nasıl bir inceleme sonucu varıldığının belirli olmadığı gibi, bilimsel ve teknik imkanlar kullanılarak bir tetkik yapılmadığını, İstanbul Polis Laboratuarlarından rapor alınması gerektiğini savunmuştur.
Mahkeme davacının bu talebini; inceleme ve sonuç kısmının 1 paragrafında hangi aletler ve cihazlarla inceleme yapıldığı açıklandığı gerekçesiyle reddetmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi bozma kararında mahkemece davacının adli tıp kurumu raporuna itirazları da dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan da rapor alınarak, belgeye sonradan ilave yapılıp yapılmadığının kesin olarak tespit edilmesinden sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekir gerekçesiyle bozulmuştur. Konuyla ilgili Adli Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği'nin Adli Tıp Genel Kurulunun Çalışma Usulüne Ait Genel Hükümler başlıklı 23. maddesinin (I) bendinde; Fizik ihtisas dairesi adli belge inceleme şubesi ve trafik ihtisas dairesinin işleri Adli Tıp Genel Kurulunda incelemeye alınamayacağı, bu dairelerden birinin raporuyla diğer bir bilirkişi raporu arasında çelişki varsa, mahkeme veya Cumhuriyet savcılıklarınca gerekçesi belirtilmek suretiyle ihtisas dairesinin en az yedi uzmanın katılımıyla rapor hazırlayacağı düzenlenmiş, devamında ise raporun hazırlanmasındaki usul kuralları belirlenmiştir. Yönetmeliğin söz konusu maddesi dikkate alındığında Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi'nin raporlarına karşı Adli Tıp Genel Kurulu'na gidilemeyeceğine göre, Özel Dairenin bu yöne dair bozması yönetmeliğe uygun düşmemektedir.
Ancak davacının savunması ve davaya konu evrak dikkate alındığında Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi'ne ait raporun yeterli olmadığı anlaşıldığından mahkemece başka bir uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması, alınacak bu raporla Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi'ne ait rapor arasında çelişki doğması halinde Yönetmeliğin 23. maddesine göre işlem yapılması gereklidir.
Belirtilen sebeplerle yerel mahkemenin direnme kararının bu değişik gerekçeyle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarda gösterilen değişik gerekçeden dolayı 6217 Sayılı Kanunun 30. maddesiyle 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen Geçici madde 3 atfıyla uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince bozulmasına, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, aynı kanunun 440/1. maddesi uyarınca hükmün tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 26.02.2014 tarihinde yapılan 2. görüşmede oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy