(743 S. K. m. 639) (3402 S. K. m. 14) (6831 S. K. m. 1, 7) (4785 S. K. m. 1)
Dava ve Karar: Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda, davanın kabulü yolunda kurulan hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle; süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi Kararı:
Davacı, satın alma zilyetliğe dayanarak, Medeni Yasa'nın 639. maddesi uyarınca taşınmazın adına tescilini istemiştir. Yerel Mahkeme davayı kabul etmiş, karar Hazine ve Orman Yönetimince temyiz edilmiştir.
İncelenen dosya kapsamına göre, yapılan inceleme ve araştırma, alınan rapor ve krokiler hüküm kurmaya elverişli ve yeterli değildir.
Şöyle ki; 3402 sayılı Yasa'nın 14.maddesi taşınmaz edinmede kısıtlamalar getirmiştir. Bu sebeple, davacı satın almaya dayandığına göre, bu yolda yalnız davacı yönünden değil, bayii olan önceki malik yönünden de araştırma yapılması gerekir. Keşif tutanağında yerel bilirkişi ve tanıkların yaptığı ortak açıklamalara göre, taşınmazın öncesinin Mehmet'e ait olduğu, ölümü ile kızı Dudu'ya düştüğü ve Dudu'nun eşi Ömer'in davacıya sattığı anlaşılmıştır. Kocası tarafından satılsa dahi, önceki asıl malik Dudu'dur. O halde Dudu adına genel olarak belgesizden zilyetlik yolu ile tescil edilmiş taşınmaz olup olmadığı tapu sicil müdürlüğünden sorulup, varsa kayıtları getirtilip, 14. madde kısıtlamaları da nazara alınmalıdır. Satıcı Ömer'in asıl malik olmadığı belirlendiğine göre, bu kişi için araştırma yapılması ve bununla yetinilmesi anlamsızdır.
Ayrıca kadastro işlemleri kadastro müdürlüğünce yapılmaktadır. Bu sebeple; Pozantı Kadastro Müdürlüğü'ne müzekkere yazılarak yörede genel kadastro yapılıp yapılmadığı sorulmalı, daha önce 766 sayılı Yasa uyarınca tapulama yapılmış olup olmadığı da yine tapu sicil müdürlüğünden sorulmalı, kesinleşmiş paftaları istenmelidir.
Bir taşınmazın orman olup olmadığı; kesinleşmiş tahdit var ise, tutanak ve haritalarının uygulaması ile belirlenir. Tahdit yapılmamış ise, 3116, 4785 ve 5658 sayılı Yasalar karşısında öncesi araştırılır.
Mahkemece ilk yol izlenilmiştir. Ancak, Orman Yönetimince taşınmazın orman tahdit sınırları içinde kaldığı ve yapılan uygulamanın yanlış olduğu uygulanıp; yeniden uygulama istendiği halde, mahkemece bu istek gözetilmemiştir. Kaldı ki, taşınmazın yayla niteliği üzerinde ise hiç durulmamıştır.
Dosyada yer alan 24.7.1991 tarih, 579 sayılı Pozantı Orman İşletme Müdürlüğü yazısında taşınmazın (1831, 1832, 1833, 1834, 1835, 1836, 1837, 1838) nolu orman tahdit sınır noktalarının kısmen dışında kaldığı; Orman Bölge Müdürlüğü'nün 5.12.1991 tarih, 1795 sayılı yazılarında taşınmazın teşrini evvel 318 tarih, sahife 8 ve 63/5 noda Kırnekoğlu Mehmet Bini Hasan Hüseyin adına kayıtlı olduğu, Ömer adlı şahsın kesim isteğinin reddedildiği, bir kooperatife konut yapımı için mal edilmeye çalıştığı, yine Orman Bölge Müdürlüğü'nün 8.8.1989 tarih, 851-12006 sayılı yazılarında, aynı tapudan bahisle bu yer içinde 10-300 yaşları arasında sedir, göknar, ardıç ağaçlarının bulunduğu, 1951 yılında yapılan orman tahdidinde bir belge ibraz edilmeyip, ormanın devamı olduğu, konut yapımına müsait olmadığı, yaşlı orman ağaçlarının halen var olduğu açıklanmıştır.
Bu yazışmalara göre, kesim ve konut yapımı için sonradan ibraz olunan teşrini evvel 318 tarih, sahife 8, No: 63/5'de Kırnekoğlu Mehmet Bini Hasan Hüseyin adına kayıtlı bir tapu bulunduğu anlaşılmaktadır. O halde, bu tapu, Tapu Sicil Müdürlüğü'nden getirtilip, Ömer, Dudu ile irtibatı araştırılıp; keşifte uygulanıp; bu yerle ilgisi olup olmadığı belirlenmelidir. Taşınmaz tapulu ise, zilyetliğe dayalı tescil davası dinlenemeyeceği gibi, 1991 yılında oluşmuş yazı ve açıklamalara göre, üzerinde 300 yaşında ağaçların bulunduğu, bir taşınmazın tarım arazisi olamayacağı ve zilyetlik yolu ile kazanılamayacağı düşünülmelidir.
Ömer, taşınmazın satıcısıdır. Açıklamalara göre asıl malik karısı Döndü'dür. Bu taşınmaz üzerinde orman ağaçlarının varlığı ve kesimi için bu kişinin izin isteği söz konusu olduğuna göre, bu istek ve işlemlerle ilgili olarak, Orman İşletme ve Orman Bölge Müdürlükleri'nden anılan yazılardan bahisle, bilgi istenip, bu olgu ısrarla araştırılmalıdır.
Ayrıca, yine dosyada örneği bulunan 9.5.1986 tarihli özel tutanakta, dört orman yüksek mühendisi bu yerin tarla olmadığını, 10-300 yaşlarında orman ağaçları ile kaplı bulunduğunu bildirmişlerdir. Bu bir maddi olayın tesbitidir.
O halde bu belgeler mutlaka değerlendirilip, olayın içeriği araştırılıp, nazara alınmalıdır.
Orman tahdidi dışında kalan taşınmaz olsa dahi, bu bitki örtüsü ile özel mülk olmaz, zilyetlikle kazanılamaz.
Bütün bu belgeler ve tapu kaydı getirtilip, yapılacak keşifte uygulanarak taşınmazın niteliği belirlenmelidir. Bu belgelere göre, 1991 yılında orman ağaçları ile kaplı bir taşınmazın aynı yıl yapılan keşifte tarım arazisi olduğu söylenemez. Dosyaya sunulan bu resmi belgelerin içeriği, oluşumu, sonucu bu taşınmazla ilgisi araştırılmadan, bu olgu gözetilmeden asla hüküm kurulamaz.
Dosyada yer alan tutanak, harita ve ilgili belgeler, silik ve yetersizdir. Bu belgelerle sağlıklı keşif yapılamaz. Toprak incelemesinin de tarım uzmanı ziraat mühendisi ile yapılması, uygulamanın yeterli olması, çelişki içermemesi gerekir. O halde, bu yerler için 1951-1952 yıllarında yapılmış orman tahdidi ile ilgili, işe başlama, bitirme ve askı ilan tutanakları, tahdit haritasının asılları Orman İşletme Müdürlüğün'den getirtilip, dosyaya konulmalı, evvelce görev almış bilirkişiler dışında yeniden seçilecek üç uzman orman yüksek mühendis veya mühendisi, tarım uzmanı bir ziraat mühendisi ve bir harita mühendisi ile yeniden keşif yapılarak, belgelerin tümü yerine uygulanmalıdır.
Eski keşifte görev alan ormancı bilirkişiler taşınmazın üzerinde sedir, ardıç, göknar, kızılçam, tesbih gibi orman ağaçlarının var olduğunu, yer yer humus tabakası bulunduğunu bildirdikleri halde, sonuç kısmında orman değildir şeklinde çelişik bir açıklama yaptıkları gibi, ziraat teknisyeni ise hudubat tarımı yapılan tarla demek suretiyle, tamamen çelişik bir sonuç belirtmiştir.
İşte bu çelişik anlatımlar nazara alınarak, taşınmazın toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenip, belgeler uygulanıp, kesinleşmiş orman tahdit haritasındaki yeri belirlenerek, duraksamaya yer vermeyecek biçimde, aynı renklerle işaretlenip, orman yönetiminin itirazları nazara alınıp, değinilen diğer belgeler uygulanıp, tahdit haritası ile irtibatlı kroki çizdirilmelidir. Eski rapordaki bitki türlerine ait açıklamalar değerlendirilerek, bitki örtüsü ve toprak yapısı, yine uzmanlara birlikte incelettirilip, bu ağaçların yaşı, dağılım biçimi, miktarı, kesim yapılmış veya tahrip edilmiş olup olmadığı belirlenip, tüm niteliklerini içeren bilimsel verilere dayalı detaylı, gerçeği yansıtan yeterli rapor alınmalıdır.
Taşınmazın bu inceleme ve uygulamaya göre, orman tahdit sınırları içinde kaldığı belirlendiği takdirde, davanın dinlenme olanağı bulunmadığı gözetilmelidir. Yeterli ve detaylı incelemeye rağmen, taşınmazın orman tahdit sınırları dışında kaldığı belirlendiği takdirde bu kez, niteliği ve yayla konumu üzerinde durulmalıdır. Taşınmazın bulunduğu yerin (Armutoluğu Yaylası) olduğunda şüphe yoktur. Ziraat teknisyeni Nazmi, 16.7.1991 tarihli raporunda yayla konumunda olduğunu bildirmiştir. Yayla, genel tarifine göre, bir veya birkaç köy-kasaba ve şehir halkının yaz aylarında hayvanlarını otlatmak ve serinletmek için tahsisen veya kadimen yararlandığı arazi parçasıdır (Arazi Kanunu md. 21, 24). Böyle yerlerde, yaz aylarında kişi veya kişilerin hayvan otlatması, geçici olarak ikameti, baraka yapması, kısmen kültür bitkisi dikmesi, zilyetlikle kazanma hakkı vermez.
Kural olarak, yaylalar kamu malıdır. Özel yayla olduğu yolunda tapu vb. bir dayanak bulunmadığı takdirde zilyetlik yolu ile kazanılamaz ve özel mülk olamaz. Bu taşınmaz, dört tarafı ormanla çevrili ve hiçbir mülkiyet belgesi olmayan, orman bitkilerini içeren orman içi bir alandır.
Bu taşınmaz orman tahdit sınırları dışında bulunsa dahi, üzerindeki bitki örtüsü itibariyle, zilyetlikle kazanılamayacak nitelikte olabilir.
Somut olayda, taşınmaz üzerinde sedir, ardıç, göknar, kızılçam ağaçlarının bulunduğu, bilirkişiler tarafından açıklanmıştır. Bu orman bitkilerini içeren taşınmazın kültür arazisi olduğu ve ekonomik amacına uygun zilyetliğe konu olabileceği söylenemez. İşte bu nitelik üzerinde durularak, uzman bilirkişilere gerçek niteliği açıklattırılmalıdır. Çekişmeli yer Armutoluğu Yaylası içinde olduğuna ve yüksek kesimle bulunduğuna göre, bu taşınmaza ve çevresinden yararlanma biçimi araştırılmalı, Tapu Sicil Müdürlüğü'nden bir yayla tahsis kaydı olup olmadığı da sorulup, komşu köylerden sağlanacak yaşlı, tarafsız yerel bilirkişi ve tanıkların bilgisine başvurulmalı, kamunun yararlandığı yayla niteliği olup olmadığı belirlenmelidir.
Bu yerden değinilen biçimde yararlanılıyorsa, orman içi yayla niteliği taşıyorsa, özel mülk olamayacağı, zilyetlik yolu ile kazanılamayacağı düşünülmelidir.
Değinilen belgeler getirtilip, incelenmeden, çelişkiler giderilmeden, taşınmazın yazışmalara konu teşkil eden olaylarının içeriği ve sonucu belirlenmeden, orman, yayla veya devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup olmadığı kesin olarak saptanmadan, sunulan kanıtlar toplanıp, değerlendirilmeden, anılan nitelikteki taşınmazların özel mülk olamayacağı, zilyetlikle kazanılamayacağı gözetilmeden hüküm kurulması Usul ve Yasalar'a aykırıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hazine ve Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy