(6831 S. K. m. 2) (743 S. K. m. 641) (3402 S. K. m. 16)
Dava: Davacı Hazine tarafından, davalı İlyas Kızları Aliye ve Behiye aleyhine 28.06.1937 gününde verilen dilekçe ile tapu kaydının iptali, müdahalenin meni ve ecrimisil istenmiş, tapulamanın başlaması sebebiyle dosyanın kadastro mahkemesine devri üzerine diğer davalarla birleştirilerek ve bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; davaların kısmen kabul ve kısmen reddi yolunda kurulan 22.02.1991 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacı Hazine ve Orman Yönetimi vekilleri ile davacı Ömer Tokgöz mirasçılarından Ali Haydar ve Gündoğdu Tokgöz vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 25.02.1992 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenlerden İlyas Alantar ile Orman Yönetimi vekili Av. Harika Kuş ve Hazine vekili Av. Bilal Çelenkoğlu geldiler, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Hazine, İlyas Kızları Aliye ve Behiye aleyhine Yalova Asliye Hukuk Mahkemesine verdiği 28.06.1937 tarihli dilekçe ile adı geçenlere tevfizen verilen taşınmazlardan, 780 dönüm bahçe kapsamındaki 480 dönümlük yerin, davalıların istemi üzerine, 2400 liralık mazbata karşılığında iadesi gerekmesine rağmen davalılar adına tapuya tescil edildiğini ve halen de ellerinde bulundurduklarını ileri sürerek, 480 dönümlük kesime ait tapu kaydının iptalini, davalıların bu bölüme elatmalarının önlenmesini ve ecrimisil istemiştir. Buna karşı davalılar, kendilerine istihkaklarından daha az yer verildiği savı ile bunun tamamlanması talebinde bulunmuşlardır.
Yalova Asliye Hukuk Mahkemesi, 27.06.1940 günlü ilk kararında, her iki davayı da reddetmiş, Hazinenin temyizi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 07.07.1941 günlü ilamı ile 480 dönüm yer hakkında 2400 liralık mazbata düzenlenmiş olmasına rağmen bu miktarın Hazineye fiilen iade edilip edilmediğinin araştırılmadığına, tevfiz belgesinde kumsalın da verildiği yazılı bulunduğuna göre, denizden itibaren ölçüm yapılıp, sonuca gidilmesi gerektiğine işaretle hükmü bozmuştur. Bozmaya uyan mahkeme 09.06.1950 günlü kararında davayı yeniden reddetmiş ise de hüküm, Hazinenin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 18.09.1951 günlü ilamı ile ikinci defa bozulmuştur. Yüksek Daire, bozmasında, davalılara tevfizen verilen yerin kuzey sınırında deniz gösterdiğine, kapsamında dutluk, zeytinlik, çınarlık, kumsallık, bahçe vesair yerler bulunduğuna; 30.06.1926 tarihli tesbit tutanağında haksahiplerine teslim edildiği yazılı bulunmasına rağmen, daha sonra 480 dönüm yerin iadesine ilişkin mazbatada Hazineye geri verilmeden söz edilmediğine göre, iadenin gerçekleşip gerçekleşmediğinin ve sözü geçen kesimin halen iadesi gerekip gerekmediğinin incelenmesi ve iadesi gereken yer varsa bunun kumsal vesaire dahil olmak üzere, denizden itibaren ölçüm yapılarak, kapsamının belirlenmesine işaret etmiştir.
Mahkeme bu bozmaya da uymuş; ancak, kumsalın tevfizen verilen yere dahil bulunmadığı, ormanlık kesimin dava konusu olmadığı gerekçeleri ile Hazine davasını üçüncü kez reddetmiştir. Hazine, bu karara karşı da temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 16.10.1956 günlü bozma ilamında, davalı kaydında yazılı lebiderya sınırının denizle karanın birleştiği yeri ifade ettiği, davalıların elinde istihkaklarından fazla yer bulunduğu, yapılan uygulama sonucu düzenlenen krokide, Hazine yerinin belirtilip, tefrik edildiği; mahkemece bozmaya uyulduğuna göre o doğrultuda karar verilmesi, uygulama sonucu düzenlenen rapor ve bilirkişi beyanı yeterli görülmüyorsa, yeniden inceleme yapılması gerektiğine değinilmiştir.
Asliye Hukuk Mahkemesince bu bozmaya da uyulmuş; ancak, arazi kadastrosunun başlaması sebebiyle dosya Yalova Gezici Arazi Kadastro Mahkemesine devredilmiştir.
Bu aşamada dava, çekişmeli taşınmaz ve dayanağı tapu kapsamında olup ta ayrı ayrı parseller halinde tesbit edilen yerlere ait itiraz davaları ile birlikte, konusu, Yalova Esenköy Köyünde yer alan, 247, 248, 249, 283, 284, 309, 333, 676 ve 677 sayılı parsellere ilişkin olmak üzere kadastro tesbitine itiraz davasına dönüşmüş, taraflar arasına Orman Yönetimi ile diğer bazı gerçek kişiler de girmiş, davanın konusunu teşkil eden istekler de genişlemiş ve buna göre Hazine 480 dönümlük kesimin iade sebebiyle kendi adına tescili, Orman Yönetiminin savı, orman tahdit sınırı içerisinde kalan kesimlere ait tesbitin iptali, gerçek kişilerin istemi, tapuları kapsamındaki bölümlerin adlarına tescili niteliğini almıştır.
Tapulama tutanaklarına göre, tapulamaca bu taşınmazlardan; 247 sayılı parsel, 26.10.1954 tarih, 221 numaralı tapu kaydı uygulanarak Kaya Kaya; 248 sayılı parsel, 23.12.1954 tarih ve 116 numaralı tapu kaydına müsteniden Hasan Beşler; 249 sayılı parsel, 26.10.1954 tarih, 223 numaralı tapu kaydına göre Kaya Kaya; 283 sayılı parsel 10.09.1953 tarih, 50 numaralı tapu kaydı kapsamında bulunduğundan ve fakat davalı olduğundan bahsile İlyas Alantar; 284 sayılı parsel, 28.07.1954 tarih, 76 numaralı tapu kaydı uygulanmak ve davalı olduğu şerhi verilmek suretiyle paylı biçimde Hazine ve Hüseyin Yavuzer adlarına; 309 sayılı parsel, 283 parselin, 333 sayılı parsel ise, 247, 248, 249 parselin miktar fazlası olarak Hazine adına, 676 sayılı parsel, 30.11.1942 tarih ve 41 numaralı tapu kaydı kapsamında ve ancak, 1944 yılında yapılan orman tahdit sınırı içerisinde olup, 1952 yılında makilik olarak tefrik edilen yere dahil bulunduğundan Hazine adına, 677 sayılı parsel ise, 30.11.1942 tarih, 41 numaralı tapu kaydı kapsamında bulunduğu açıklanarak Nazmiye Tokgöz ve arkadaşları adına tesbit edilmiştir.
Bunlardan 283 sayılı parsele ait olup, kadastro mahkemesine devredilen tutanak dışında, 247, 248 ve 249 sayılı parsellerin tesbitine, Ömer Tokgöz mirasçıları; 284 ve 309 sayılı parsellere karşı İlyas Alantar; 333 sayılı parselin tesbitine, Kaya Kaya ile Ömer Tokgöz mirasçıları; 676 ve 677 sayılı parsellere karşı da Ömer Tokgöz mirasçıları ve Orman Yönetimi itiraz etmişlerdir. Genel Mahkemeden devredilen 283 sayılı parsele ait dava ile tapulama tutanaklarına karşı doğrudan doğruya itiraz yoluyla açılan davalar birleştirilmiştir. Kadastro Mahkemesi, 16.12.1970 günlü kararında, Asliye Hukuk Mahkemesinde toplanan delillerle bozmaları dikkate aldığını vurgulayarak ve Hazine davasını teşkil eden yerin 283 sayılı parsel kapsamında olduğunu belirterek, fen memuru Salih Karadeniz tarafından çizilen 13.02.1970 günlü krokide yeşil renkle boyalı kesim hakkındaki Hazine, 676 sayılı parsele yönelik Ömer Tokgöz mirasçıları davalarının kabulüne, bu kesimlerin adlarına tesciline; 247, 248, 249 ve 333 sayılı parseller ile ilgili isteklerin reddine;
İlyas Alantar'ın 309, Kaya Kaya ve Hasan Beşler'in 333 sayılı parsellerde dava ettikleri belirli kesimlere ait taleplerinin kabulüne ve bu bölümlerin ayrı ayrı adlarına tesciline; İlyas Alantar'ın 284 sayılı parsel hakkındaki davasının reddine karar verilmiştir. Hüküm, Orman Yönetimi, Hazine, Ömer Tokgöz mirasçıları ile İlyas Alantar tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 23.09.1971 günlü ilamında, Yüksek 1. Hukuk Dairesinin 16.10.1956 günlü bozmasına yollama yaparak ve bu bozmaya uyulmakla oluşan durumun tarafları lehine usulü kazanılmış hak doğurduğunu; bunun ihlal edilemeyeceğini; Hazinenin dava ettiği 480 dönümlük kesimin nasıl hesaplanması ve tefriki gerektiğinin bu ilamla belirtildiğini vurgulayarak ve ayrıca, dava konusu yerde orman tahdidi yapılıp, kesinleştiğine göre, tahdit harita ve mazbatalarının getirilip, uygulanması; 676 sayılı parselin bulunduğu kesimde yapıldığı bildirilen maki tefrik çalışması nedeninin araştırılması; gerçek kişi taraflara ait tapu ve diğer kayıtların ilk oluşumundan itibaren getirilerek tedavüllerdeki değişiklikler ve bu arada izale-i şuyu sırasında `4000 dönümlük nısıf hisse ile 440 dönüm yer zilyetliğinin ihtilaflı bulunması sebebiyle kaydı evvelinde sahiplerinin hükmen tayinine kadar üzerlerinde bırakıldığına` dair meşruhat nedenleri üzerinde durulması gerektiğine; uygulamanın da yeterli bulunmadığına; bu durumda Hazine iddiası bakımından, 283 sayılı parselde bozma doğrultusunda, diğer uyuşmazlıklar bakımından haritaları ile birlikte komşu parseller ve dayanakları getirilerek inceleme ve uygulama yapılıp, iddia ve savunmaların araştırılması gerektiğine işaretle hükmü bozmuştur. Bozmaya uyularak verilen 12.05.1977 günlü kararda, 480 dönümlük yerin 183 bin metrekaresinin 283 sayılı parselde kaldığı; diğer bölümünü 309 ve 333 sayılı parsellerin teşkil ettiği; 676 sayılı parselin ormanla bir ilgisinin bulunmadığı; diğer itirazların da yerinde görülmediği açıklanarak Ömer Tokgöz'ün 676 sayılı parsele yönelik davasının kabulüne, gerçek kişilerin diğer davalarının reddine, Hazine davasının kısmen kabulü ile 283 sayılı parselde (A) harfi ile işaretli 183.000 m2 yerin 309 ve 333 sayılı parseller ile birlikte Hazine adına tapuya tesciline hükmedilmiştir. Bu hükmü, Orman Yönetimi, Ömer Tokgöz mirasçıları ile İlyas Alantar temyiz etmiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 07.07.1978 günlü ilamı ile son bozmaya uyulmasına rağmen gereklerinin yerine getirilmediğini; daha önceki bozmalara atıfta bulunarak ve bunların kapsamlarını açıklayarak vurguladıktan sonra, komşu parseller tapulama tutanak, dayanak ve haritalarının getirilip, uygulanması, her kaydın kapsamının ayrı ayrı belirtilmesi, orman sınırlandırma harita ve tutanaklarının orman yüksek mühendis veya mühendisleri aracılığı ile tatbiki, ilk tahditten sonra orman sınırında bir değişiklik yapılmışsa bunun yasal olup olmadığının ve kesinleşip kesinleşmediğinin incelenmesi; Hazinece talep edilen 480 dönüm bahçe yerinin daha önceki bozmalarda açıklandığı biçimde belirtilmesi ve bundan sonra gerçek kişilere ait tapu kayıtlarının kapsamlarının tayini ile sonuca gidilmesi ve bu arada İlyas Alantar'a dayandığı tapu kaydından daha az yer verilmesi sebebinin de açıklanması gerektiğine işaretle hükmü bozmuştur.
Mahkemece, bu bozmaya da uyulmuş ve şimdi temyiz incelemesine konu olan kararda, orman sınırlamasının 3116 Sayılı Yasaya göre yapılıp, 1949 yılında kesinleştiği; bundan sonra orman sınırında maki tefrikinden kaynaklanan bir değişikliğin söz konusu bulunmadığı; ancak, 1982 yılında 6831 Sayılı Yasanın 1744 Sayılı Yasa ile değişik 2. maddesi uygulaması ile bir kesim yerin orman sınırı dışarısına çıkarıldığı; yerinde yapılan inceleme ile orman sınırı dışarısına çıkarılan bu kesimlerin belirlendiği; orman ile olan uyuşmazlığın bu olgu dikkate alınarak çözülmesi gerektiği açıklanarak orman yönetimi davası kısmen kabul ve kısmen reddedilmiş; Hazinenin dava ettiği yer bakımından, dava konusu 480 dönümlük bölümün orman sınırı dışarısına çıkarılan kesime dahil bulunduğu benimsenerek, artık, iptale dair önceki kararlara itibar edilemeyeceğinden söz edilmiş; gerçek kişilere ait tapu kayıtları hakkında da 07.06.1984 günlü ara kararı uyarınca, 20.06.1984 tarihinde kayıtlar üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonunda verilen 02.10.1984 günlü rapor ve bozmalardan önce yapılmış uygulamalara değer verilerek 283 sayılı parselin İlyas Alantar, 676 sayılı parselin 22.750 metrekaresinin Ömer Tokgöz mirasçıları, 309 sayılı parselin İlyas Alantar adına tapuya tesciline; 247, 248, 249, 284 ve 333 sayılı parseller hakkındaki davaların reddi ile bunların tesbit gibi tesciline karar vermiştir.
Hüküm, davacı Orman Yönetimi, Hazine ve Ömer Tokgöz mirasçılarından Ali Haydar ve Gündoğdu Tokgöz tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece yapılan inceleme ve araştırma, hükme yeterli olmadığı gibi, bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiş, daha önce oluşan usulü kazanılmış haklar da ihlal edilmiştir.
Orman Yönetimi, tapulama sırasında 676 ve 677 sayılı parsellerin orman tahdit sınırı içerisinde bulunduğunu ileri sürerek tesbitlerine itiraz etmiş; davaya kadastro mahkemesinde 1963/210 esas numara ile bakıldığı sırada 29.01.1969 günlü oturumdan itibaren katılmıştır. Orman Yönetimi, bu aşamada, dava konusu ettiği yerlerin 1949 yılında kesinleşen orman tahdit sınırı içerisinde bulunduğunu ileri sürmektedir. O halde, davası, 1949 yılında kesinleşen orman tahdidi itibariyle orman kabul edilen yerlerin nizalı parseller kapsamında kalan kesimini tümüyle içermektedir. Hükmüne uyulan 01.07.1978 günlü bozma ilamında, bu sınırlandırma sonucu düzenlenen tahdit haritasının uzman orman bilirkişilerince yöntemine uygun biçimde uygulanması; sonradan orman sınırında bir değişiklik yapılmışsa, bunun yasal olup olmadığının ve kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması gerektiğine değinilmiştir. Her ne kadar davanın önceki aşamasında 1952 yılında maki tefrik çalışması yapıldığı ve bununla bir kesim yerin orman dışarısına çıkarıldığından söz edilmiş ve 01.09.1989 günü yapılan keşiften sonra verilen 15.09.1988 günlü rapor ve krokide 5653 sayılı yasanın 1. maddesine göre makilik olarak tefrik edildiği belirtilen saha içerisine 676 sayılı parselin de dahil bulunduğu açıklanmış ise de, böyle bir uygulamanın var olmadığı, yapılan işlerin tesbitten ibaret bulunduğu, dava konusu bu kesimin orman sınırı dışarısına çıkarılmasının söz konusu bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu husus, mahkemece de benimsenmiştir. Bozmadan sonra Orman Yönetimince gönderilen belgeler ile de, yörede, 1982 yılında, 6831 Sayılı Yasanın 1744 Sayılı Yasa ile değişik 2. maddesi uygulaması çalışmaları yapıldığı ve sonuçlarının 21.09.1982 günü askıya çıkarılmak suretiyle ilan edildiği bildirilmiş, haritası da gönderilmiş ise de; bu son uygulama ile dava konusu parsellerin bulunduğu kesimde orman sınırı dışarısına çıkarılan yer bulunmadığı saptanmıştır. Bu husus Orman Bölge Şefliğinin 25.04.1984 günlü yazısında belirtildiği gibi, gönderilen haritada da açıkça görülmekte ve bozmadan sonra yapılan uygulama ile de, doğrulanmaktadır. Bu durumda, mahkemece, 01.09.1989 günü yapılan keşiften sonra düzenlenen 15.09.1989 günlü rapora yanlış anlam verilerek 676 sayılı parselin orman tahdit sınırı dışarısına çıkarıldığından söz edilmesi doğru görülmediği gibi, Orman Yönetimince dava edilen kesimlerin 1949 tahdidi sınırı içerisinde bulunduğu ileri sürüldüğüne ve bu sınırda bir değişiklik yapılmadığı saptandığına göre, mahkemece Orman Yönetiminin iddiası bakımından uyuşmazlığın bu tahdit sonucu düzenlenen ve kesinleştiği anlaşılan orman tahdit haritasının uygulanması; tahdit kapsamında kaldığı anlaşılan yerlerin özel mülke konu olamayacağı dikkate alınmak suretiyle çözülmesi gerektiği hususunun düşünülmemesinde de isabet yoktur.
Hazine ile ilgili uyuşmazlık bakımından ise; mahkemece, bozmadan önceki 12.05.1977 günlü kararda, 480 dönüm yerin 183 bin metrekarelik bölümünün 283 sayılı parselde bulunduğu, kalan kesimini 309 ve 333 sayılı parsellerin oluşturduğu belirtilmiştir. Hazine, hükmü temyiz etmemekle bu hususu benimsemiş görülüyor ise de; hüküm, Orman Yönetimi ile Ömer Tokgöz mirasçıları ve İlyas Alantar'ın temyizi üzerine bozularak ortadan kalktığından, Hazine aleyhinde oluşmuş usulü bir kazanılmış hakkın varlığından söz edilemez. Buna karşılık, Hazinece gerçek kişilere tevfizen verilen yerden bir bölümünün daha sonra ilgililerinin başvurusu ve isteği üzerine, 2400 liralık mazbata karşılığı Hazineye iadesi gerektiği ve fakat 780 dönüm bahçe kapsamındaki 480 dönümlük bu kısmın Hazineye fiilen iade edilmediği hususu, daha önce hükmüne uyulan bozma ilamları ile ve taraflarını bağlayacak biçimde Hazine lehinde usulü kazanılmış hak oluşturmuştur. Bu itibarla, mahkemece, bir kısım yerin orman tahdit sınırı dışarısına çıkarıldığı; Hazinenin dava ettiği kesimin bu kapsamda bulunduğu gerekçeleriyle 480 dönüm yerin iptaline dair önceki kararlara artık itibar edilemeyeceğinden söz edilmesi ve Hazine davasının böyle bir gerekçe ile reddi de yerinde değildir.
Gerçek kişilerin tapu kayıtlarına dayalı istekleri hakkındaki temyiz itirazlarına gelince; hükmü temyiz eden Ömer Tokgöz mirasçıları, Tapu Komisyonunun 14.11.1942 tarih ve 35 sayılı kararı ile murisleri adına senetsizden tescil edilen 30.11.1942 tarih ve 41 numaralı tapu kaydına dayanmaktadırlar. 84 hektar 100 metrekarelik tarlaya ait köyden doğu ve kuzeyi dere, güneyi çalılık ve batısı Salih ile çevrilidir. Öncesi İlyas Bey kızları Aliye ve Behiye hanımlara ait ve tevfizen verilen karşı taraf gerçek kişilere ait kayıtların ise ilk oluşumu 23.08.1931 tarih ve 52 numaralıdır. Bunun yarı payı, satış yolu ile 26.05.1937 tarih, 137 numarada Salih Taşıtman'a gitmiştir. Daha sonra Yalova Sulh Hukuk Mahkemesinin 24.12.1952 günlü ilamı ile ifraz edilmiş ve bir kısım müfrez parseller el değiştirmiş ve aralarında İlyas Alantar vesairenin de bulunduğu diğer davacı ve davalılarla daha başka kişilere ait parsellere revizyon görmüştür. Böylece daha sonraki tarihte oluşan mümeyyiz Ömer Tokgöz mirasçılarının dayandığı kayıt, bir yandan diğer gerçek kişilerin kaydındaki önceki maliklerden Salih'i sınır göstermekte ve öte yandan çalılık sınırı itibariyle değişken hudutlu bulunmaktadır. Mahkemece, her iki tarafın dayandığı kayıtlar, bozmaya uyulmasına rağmen bozmada değinildiği biçimde uygulanmamış, izalei şuyu sırasında konulan meşruhatın nedeni üzerinde durulmamıştır. Bozmadan önce yapılan ve bozmaya uyulmakla yetersizliği tarafları bakımından usulü kazanılmış hak oluşturan uygulamaya değer verilmesi ise usule aykırıdır.
O halde, mahkemece yapılacak iş, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 07.07.1978, 23.09.1971 ve 1. Hukuk Dairesinin 16.10.1956 günlü bozması doğrultusunda dava konusu parsellerin 1949 yılında kesinleşen orman tahdit sınırı içerisinde kalıp kalmadığının, Hazineye iadesi gereken 480 dönümlük bölüm içerisinde olan kesimin ve mümeyyiz İlyas Alantar'ın dava konusu ettiği yerin tapusu kapsamında olup olmadığının tesbitinden ibarettir.
Bunun içinde evvelce yapılan keşiflerde görev almamış bulunan kişiler dışında üç orman yüksek mühendisi ve bir harita mühendisi olmazsa bir fen ehlinden oluşacak uzman bilirkişiler aracılığı ile mahallinde yeniden keşif yapılarak önce 1949 yılında kesinleşen orman tahdit haritası orman bilirkişiler ve fenehli aracılığı ile yerine uygulanmalı, dava konusu parseller itibariyle kapsamı belirlenmeli, orman olan yerlerin özel mülk konusu olamayacağı nazara alınarak bu kesimlerin orman niteliği ile Hazine adına tescili gerekeceği düşünülmeli, Orman Yönetimin verdiği kesin cevap karşısında dava konusu taşınmazların 6831 Sayılı Yasanın 2/B uygulamasına tabi bulunmadığı anlaşılmış olmakla, bu yolda bir araştırma ve incelemenin ve böyle bir uygulamadan bahisle sonuca gidilmesinin söz konusu olmayacağı göz önüne alınmalıdır.
Bundan sonra hükmüne uyulan bozmalar doğrultusunda Hazineye iadesi gereken 480 dönümlük bölüm, tapu denizi gösterdiğine göre denizin kara ile birleştiği yer, yani denizin hakimiyet sahasında başlanmak suretiyle kumsalda dahil olmak üzere hesaplanıp, her parselde tekabül ettiği yerler işaret ettirilmeli; ancak, kumsalla kaplı bölüm tapu miktarının içerisinde kalsa bile bu kesimin Medeni Yasanın 641. ve 3402 Sayılı Yasanın 16. maddeleri karşısında devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yer olarak artık Hazine için dahi özel mülk konusu olamayacağı ve bu amir yasal hükümler karşısında Hazine lehinde oluşmuş bir usulü müktesep hakkın varlığından da söz edilemeyeceği cihetle kumsal tefrik edilip, Hazineye tescili gereken yer dışarısında bırakılmalı ve denizden itibaren ölçülüp, hesaplanarak belirlenen 480 dönüm yer içerisinde kumsal hariç, kalan kesimlerin Hazine adına tesciline karar verilmelidir.
Mümeyyiz Ömer Tokgöz mirasçıları ile diğer gerçek kişiler arasındaki uyuşmazlık bakımından ise komşu kayıtlardan yararlanmalı, izalei şuyu sırasında konulan meşruhat da dikkate alınmak suretiyle her iki tarafa ait kayıtlar yerel bilirkişiler ve tanıklar aracılığı ile uygulanmalı, müşterek sınır kesin olarak belirlenmeli; bu sınır belirlenemiyorsa kayıtların miktarı itibariyle gerektiğinde oranlama yapılmak suretiyle sonuca gidilebileceği; yukarıda değinildiği gibi tarafların herhangi birisinin tapusu kapsamında orman tahdit sınırı içerisinde veya Hazineye iadesi gereken yer varsa bu kesimin gerçek kişilere verilemeyeceği düşünülmelidir.
Bütün bu hususlar yanında mahkemece dava konusu olan 677 parsel ile ilgili olarak olumlu olumsuz bir karar verilmediğinden, açıklanan biçimde inceleme ve uygulama yapılırken, bu parselin durumu da saptanmalı ve değerlendirilmelidir.
Değinilen biçimde inceleme, araştırma ve uygulamaya dayanılmadan kurulan hükümde isabet bulunmadığından, temyiz itirazları yerinde görülerek hükmün mümeyyizler yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün mümeyyizler yararına BOZULMASINA; peşin alınan temyiz harçlarının istekleri halinde yatıranlara iadesine; duruşmada hazır bulunan Orman Yönetimi ve Hazine vekili için dava tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık ücret tarifesi uyarınca takdir olunan 1000'er lira vekillik ücretinin diğer davacı ve davalılardan alınarak sözü edilen Yönetim ve Hazineye ödenmesine, 24.11.1992 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy