(1086 S. K. m. 258, 259, 275, 284) (3402 S. K. m. 14, 17, 20, 48) (766 S. K. m. 37)
Dava: Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda; davanın reddi yolunda kurulan hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Orman Yönetimi vekili ve Bayram ... tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
Karar: Tapulama sırasında 30.000 m2 yüzölçümündeki 335 parsel sayılı taşınmaz, Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1970/844 sayılı dosyasında dava konusu olduğundan bahisle malik hanesi açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiş, Asliye Hukuk Mahkemesi görevsizlik kararı ile dava dosyasını tapulama mahkemesine aktarmış, yerel mahkeme dayanak tapu kayıt kapsamı olan 10074 m2 yüzölçümündeki taşınmaz bölümünün Bayram ... adına, imar ve ihya edilen 20.000 m2 kısmın ise, 766 Sayılı Tapulama Yasasının 37/2 maddesi uyarınca şerh verilmek suretiyle Hazine adına tesciline karar vermiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık taşınmazın orman olup olmadığı yönündedir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir.
Şöyle ki;
Kural olarak orman tahdidinin yapıldığı bir yerde taşınmazın orman olup olmadığı ve hukuki durumu kesinleşen tahdit haritasının uygulanması suretiyle çözümlenir. Ancak; bu uygulamanın orman mühendisi bilirkişi eliyle yapılması gerekir. Uzman olmayan orman mühendis muavini bilirkişiler raporlarına dayanılarak sonuca ulaşılması doğru olmaz.
Öncelikle taşınmazın bulunduğu yörede 1952 yılında yapılıp, kesinleştiği bildirilen orman sınırlandırılmasına ilişkin belgeler ile tahdit haritasının onaylı örneği getirtilmeli; yeniden yapılacak keşifte serbest orman mühendisleri arasından seçilecek bir uzman bilirkişi ve yerel bilirkişi yardımıyla çekişmeli yerin tahdit haritasına göre konumu saptanmalı; uzman ve fen ehli bilirkişilere Yargıtay denetimine olanak sağlar biçimde orman tahdit sınırları içerir tahdit hattı ile irtibatlı kroki çizdirilmeli; taşınmazın kısmen veya tümüyle tahdit içinde kalıp kalmadığı araştırılmalı; tahdit içinde kalacak bölümün devlet ormanı sayılacağı, tapu kaydının hukuki değerini yitireceği ve hangi nedenle olursa olsun kazanılamayacağı düşünülmelidir.
Öte yandan, hüküm tarihinden sonra, 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 48. maddesi ile, 766 Sayılı Tapulama Yasası yürürlükten kaldırılmış, 3402 Sayılı Yasanın 30. maddesiyle, mahalli mahkemelerden devredilen dosyalar içerisinden malik tespiti yapılmadığı anlaşılırsa kadastro hakimine resen araştırma ve inceleme yapabilme yetkisi tanınmıştır. Üstelik anılan yasanın 17. maddesi, koşulları varsa imar-ihya suretiyle mülk edinmeye olanak da sağlamıştır. Uyuşmazlıkta değinilen hukuki olguların gözetilmesi zorunludur.
Gerçek kişi tarafından dayanılan tapu kaydı 22.01.1944 tarih ve 298 sayılı 10074 m2 yüzölçümündeki tevzi yoluyla oluşan kayıttan gelmektedir. Tapu kaydının krokisi de mevcuttur. 3402 Sayılı Yasanın 20/A maddesi hükmü doğrultusunda, kayıt kapsamının kroki sınırlarına göre saptanması gerekir. Yöntemince yapılacak inceleme sonucu taşınmazın kısmen ya da tümüyle orman tahdit haritası dışında kaldığı belirlenirse, dışta kalan bölümün, tapu kaydı krokisi içinde olup olmadığı saptanmalı; tapu kaydına oluşacak sonuca göre değer tanınmalı; kayıt kapsamı haricindeki yerlerin imar-ihya ve zilyetlikle kazanılıp kazanılamayacağı yönü araştırılıp, tartışılmalıdır.
3402 Sayılı Kadastro Yasasının 17. maddesi hükmünce, ihya yoluyla mülk edinmeden söz edebilmek için, taşınmaz malın il, ilçe ve kasaba imar planı dışında olması, yasanın 16. maddesinde yazılı orman sayılmayan ve devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunmakla beraber bir kamu hizmetine tahsis edilmeyen yerlerden olması, buranın masraf ve emek sarfı ile tarıma elverişli hale getirilmesi ve zilyetlikle kazanma süresinin de kişi yararına gerçekleştiğinin kanıtlanması gerekir. O halde, gerçek kişiden zilyetliğe ilişkin tanıkları sorulmalı; bunlar H.U.M.Y.nın 258-259. maddeleri doğrultusunda çağrılıp, yeniden yapılacak keşifte taşınmaz başında dinlenmeli; böylelikle taşınmazın öncesinin ve olduğu, imar-ihya ile kazanılacak yerlerden ise, imar-ihyaya ne zaman ve kim tarafından başlanıldığı, kimden kime ne sebeple geçtiği, taşınmazdaki imar-ihya olgusunun ne zaman bitirildiği dava gününe kadar geçecek sürenin ekonomik amaca uygun iktisap sağlar zilyetlik sayılıp sayılmayacağı soruşturulmalı; uzman ziraatçı bilirkişi görüşü alınmalı, yasanın 17. maddesinde yazılı diğer kazanma koşulları araştırılmalı; kayıt kapsamı dışındaki taşınmaz bölümü için bu suretle bir sonuca varılmalıdır. Bütün bunlardan ayrı 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesinde getirilen miktar sınırlamalar bakımından da araştırma yapılması, dosyada yer alan tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Mahkemece açıklanan hususlar gözetilmeksizin uzman olmayan bilirkişi raporuna dayanılarak eksik araştırma ve incelemeyle yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harçların istek halinde yatıranlara iadesine, 21.06.1993 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy