(6831 S. K. m.2) (4785 S. K.m.1, 2)
Dava: Taraflar arasındaki orman tahdidine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda, davanın kabulü yolunda kurulan hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, tapu kaydına dayanarak yörede 04.12.1994 tarihinde edilen orman kadastrosu sırasında Güzeller Mahallesi 306 ada 13 parsel sayılı taşınmazın tamamının orman sınırı içine alınması ve 2/B maddesi uygulaması işleminin yanlış olduğunu, bu yere ait sınırlamanın iptalini istemiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, on yıllık süre içinde açılan orman kadastrosuna itiraz niteliğindedir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli görülmemiştir. Şöyle ki;
1- Dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede 3116 Sayılı Yasaya göre ilk orman tahdidinin 1944 yılında yapılıp 12.04.1945 tarihinde ilan edilerek kesinleştiği, 1952 yılında 3116 Sayılı Yasanın 5653 Sayılı Yasa ile değişik 1/c maddesine göre çıkartılan makilik ve orman sınırlarının tespitine ait yönetmelik uyarınca kurulan maki komisyonunca maki tefrik işleminin yapıldığı, daha sonra 115 numaralı orman tahdit komisyonunca orman ve 3302 ile 3373 Sayılı Yasalarla değişik 2/B madde uygulaması çalışması yapıldığı ve anılan çalışmanın 04.12.1994 tarihinde ilan edildiği anlaşılmaktadır. Çekişmeli taşınmazın 04.12.1994 tarihinde ilan edilen orman tahdidi ve 2/B madde uygulaması çalışmasında Hazine lehine orman sınırları dışına çıkarılan alanda kaldığı belirtildiğine ve anılan işlemin kesinleşmesi ile bu gibi yerlerin Hazine adına tescili söz konusu olacağına göre, mahkemece yasal hasım durumunda bulunan Hazinenin davaya dahil edilerek taraf teşkili tamamlandıktan sonra işin esasına girilmesi gerektiği hususunun göz ardı edilmesi doğru değildir.
2- Çekişmeli; Güzeller mahallesi 306 ada 13 parsel sayılı taşınmaz 1970 yılında yapılan tapulama sırasında eski tarihli tapu kaydı revizyon gösterilerek çalılık niteliği ve 2545640 m2 yüzölçümü ile gerçek kişiler adına tespit edilmiş ve kesinleşerek 30.03.1971 tarihinde kesinleşerek tapuya tescil edilmiş, bundan sonra 1984 yılında TEK'nun kamulaştırması sonucu ifraz edilerek 6, 7, 8, 9 ve 10 parseller pilon yeri niteliği ile TEK adına, 11 parsel ise 2545370 m2 yüzölçümü ile tapu malikleri adına tescil edilmiştir. 11 parsel daha sonra Karayolları Kamulaştırması nedeniyle 12, 13 parsellere ifraz edilmiş ve bunlardan 12 nolu parsel Karayolları Genel Müdürlüğü adına, 306 ada 13 numaralı parsel 2443955,65 m2 yüzölçümü ile gerçek kişiler adına tescil edilmiştir. Dava konusu 306 ada 13 numaralı parselin temyize konu bu davanın açılmasında, önce 11.05.1995 tarihindeki şuyulandırma işlemi nedeniyle kütük sayfası kapatılarak çok sayıda parsellere ifraz edildiği, bu parsellerden 14, 15, 16 ve 17 parsellerin Hasan Y., geri kalan parsellerin de davacı S.S. Plastik Yapı Kooperatifi adına tapuya tescil edildiği daha sonra bu parsellerin de imar uygulaması ile çok sayıda parsellere ayrıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Dava konusu taşınmaz başında 24.12.1999 tarihinde yapılan keşifte uzmanlığına başvurulan Orman Yüksek Mühendisi Orhan E'ın 09.03.2000 tarihli raporunda özetle; "taşınmazın 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre 1944 yılında yapılan orman tahdidinde dava konusu taşınmazların önce 782 ila 788 nolu orman tahdit hattının doğusunda 10 numaralı Karagöllü Devlet Ormanı olarak tespit edildiği, daha sonra tahdit mazbata hülasasının 4. maddesinin 2. fıkrasında aynen (haritada 10 numara ile gösterilen sahaya 5 Nisan 1926 tarih ve 7. sıra, 33 cilt tapu senedi ile İbrahim oğlu İsmail ve 5 Haziran 1926 tarih 71 cilt ve 10 nolu tapu senedi ile Hacı Ali oğlu Ali namına tasarruf iddia edilmiş olduğundan sahipleri adına denilmek sureti ile devlet ormanı dışında bırakıldığı, 1951 yılında yapılan maki tefrik çalışmasında XVIII poligon nolu makilik saha içerisinde tefrik edilerek orman sınırı dışına çıkarıldığı, daha sonra 115 nolu orman kadastro komisyonunca 3302 ve 3373 Sayılı Kanunla değişik 2/B uygulaması ile Hazine adına orman sınırı ışına çıkarılan alan olarak tahdit edildiği, bu son işlemin doğru olmadığı, zira taşınmazın memleket haritasında çalılık olarak göründüğü ve eğiminin %7-9 olduğu ve maki tefrik komisyonunca da makilik alan olarak ayrıldığı ve koruma makisi kapsamına girmediğinden orman sayılmayan yerlerden olduğu" yolunda görüş bildirmiş ve mahkemece bu görüşe değer verilmişse de, anılan rapor içeriği, ekli harita örnekleri ve krokileri ile fen bilirkişinin dosyada yer alan müşterek krokilerinde; 206 ada 13 parselin hangi bölümünün bu davanın konusunu oluşturduğu, dava edilen taşınmazın 13 parselin çeşitli tarihlerde yapılan ifraz ve şuyulandırma işlemleri ile hangi parsel numaralarını aldığı duraksamaya yer vermeyecek biçimde izah edilmemiştir. Bundan ayrı taşınmazın yeri, tahdit harita örneği ve maki tefrik haritası fotokopisi üzerinde kabaca işaretlenmiş, arazi kadastro paftası ile tahdit haritası ve maki tefrik haritasındaki hatların irtibatlı olarak tek bir krokide gösterilmek suretiyle yapılan uygulamayı denetlemeye elverişli bir kroki düzenlenmemiş, yörede yapılan maki tefrik çalışmasından sözedilip, taşınmazın XVIII poligon nolu maki alanında kaldığı belirtilmişse de maki tefriki ile ilgili tutanak ve haritanın yasa ve yönetmeliğe uygun olarak düzenlenip düzenlenmediği, maki komisyonunun tahditli alan içine girerek makilik ve orman alanlarını belirleyip maki-orman ortak sınırını haritaya işleyip işlemediği ve düzenlenen maki haritasında bu sınırın açıkça tespit edilip edilmediği ve araziye aplikasyonunun mümkün olup olmadığı konuları açıklanmamıştır. Yargıtay denetimine imkan vermeyen rapor, kroki ve harita örnekleri üzerinde yapılan işaretleme sonucu, yetersiz inceleme ve araştırmaya dayalı olan bilirkişi raporu hükme dayanak yapılamaz.
Bu nedenlerle;
A)Öncelikle, dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede 3116 Sayılı Yasaya göre 1944 yılında yapılan orman tahdidinde 10 nolu parsel numarası verilen alanın görülebildiği orman tahdit haritasının, 3302 ve 3373 sayılı yasaya göre yapılıp 1994 yılında ilan edilen çalışmaya ilişkin orman tahdit haritasında 2/B madde uygulaması ile Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılan PXV ve PI nolu parsellerin çevresi ile birlikte bütün olarak göründükleri haritaların asıllarına göre renklendirildiği ve orman sınır noktalarının açıkça okunabildiği onaylı örnekleri ile, taşınmazın bulunduğu yerde 1951 yılında yapıldığı belirtilen maki tefrik çalışmasına ilişkin makilik sahaların sınırlandırılması ile ilgili çalışma tutanakları ile haritalarının aslının bulunup bulunmadığı ve makiye ayırma işleminin kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak bu husustaki tüm belge ve haritaların aslından onaylı örnekleri Orman Yönetiminden ve çekişmeli paresin ifrazından önceki ve sonraki kadastro pafta örnekleri kadastro müdürlüğünden getirtilerek dosya içine konulmalıdır.
B) Anılan tüm belge ve haritalar dosyaya getirtildikten sonra, önceki bilirkişiler dışında serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman yüksek mühendisi, bulunamadığı takdirde orman mühendisi ve bir harita mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulu ile yeniden yapılacak keşifte, 1944 yılında 3116 Sayılı Yasaya göre yapılarak kesinleşen orman tahdit haritası ve tutanakları yerel bilirkişilerin yardımı ve uzman bilirkişilerin eliyle uygulanıp zeminde bulunacak başlangıç noktasından hareketle tutanaklardaki açı ve mesafeler okunup ölçülerek çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerdeki orman sınır noktaları arazide bulunup, tutanakta sözü edilen 10 nolu Karagöllü Devlet Ormanı olarak sınırlandırılıp daha sonra sahipleri adına dışarıda bırakıldığı belirtilen alan saptanmalıdır.
1944 yılında yapılan orman tahdit harita ve tutanakları zemine uygulandıktan sonra, aynı yöntemle, 1994 yılında 3302 ve 3373 sayılı yasaya göre yapılan çalışmalarla ilgili tutanak ve haritalar da yerine uygulanmalı, haritalar arasında farklılık var ise bu farklılığın nereden kaynaklandığı ve nedenleri belirlenmelidir.
Bilirkişi kurulunca taşınmazın bulunduğu yerde 1951 yılında yapıldığı belirtilen maki tefrik çalışmasına ilişkin tutanak ve haritaların yasa ve yönetmeliğe uygun olarak düzenlendiği, orman ve maki alanlarının ortak sınırının düzenlenen haritaya işlendiği saptandığı takdirde, bu haritanın araziye aplikasyonunun mümkün olup olmadığı araştırılarak, mümkün ise tutanak ve haritadaki açı ve mesafeler arazide bulunup taşınmazın bu haritaya göre konumu belirlenmelidir.
Diğer taraftan 5653 Sayılı Yasa ile 17.08.1950 tarihli makili sahaların tespitine ait yönetmeliğin 1.maddesi hükmüne göre devamlı hasılat veren veya muhafaza ormanı mahiyetini taşıyan makilik sahaların Devlet Ormanı olarak kabulü gerekir. Bu tür yerlerin maki tefrik haritası içinde gösterilmiş olması da sonuca etkili oyamayacağından, dava konusu taşınmazların bu niteliklerinde bilimsel yönden araştırılması gerekir. Bu cümleden olarak, çekişmeli taşınmazların bulunduğu gölgenin fotogometri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli kadastro pafta örneği Harita Genel Müdürlüğü ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünden ve yine en eski tarihli memleket haritası örneği bulunduğu yerden getirtildikten sonra sözü edilen haritalar uzman bilirkişilerce yerine uygulanıp bilimsel verilere göre eğimi ve bitki örtüsü saptanarak muhafaza makiliği olup olmadığının belirlenmesi, taşınmazların 1944 yılında yapılan ve kesinleşen orman tahdidi içinde kalması ve muhafaza makiliği niteliğinde bulunması halinde, taşınmazların orman tahdidi içinde kalma olgusunu 2/B madde uygulamasının yapıldığı 1994 yılına kadar sürdüreceğinden, bu tarihte taşınmazların Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılması işleminde yasaya aykırı bir yön bulunmadığından davanın reddi gerekeceği düşünülmelidir.
C)Orman bilirkişi raporunda; "1944 yılında yapılan tahdit sırasında dava konusu taşınmazların önce 782 ila 788 orman sınır noktaları ile Karagöl Devlet Ormanı olarak tahdit içinde bırakıldığı, daha sonra tahdit mazbata hülasasının 4. maddesinin 2. fıkrasında 1926 tarih Nisan 1926 tarih 7 ve Haziran 1926 tarih 10 numaralı tapu kayıtlarının bulunduğundan söz edilerek Devlet Ormanı dışında bırakıldığı" açıklanmaktadır.
3116 Sayılı Yasa Devlet Ormanlarının Sınırlamasını öngörmüş, ancak 13.07.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 Sayılı Yasanın 1. maddesi ile "yasanın yürürlüğe girdiği tarihte varolan gerçek veya tüzel özel kişilere, vakıflara ve köy, belediye, özel idare kamu tüzel kişiliklerine ilişkin bütün ormanlar bu yasa gereğince hiçbir işlem ve bildirime lüzum olmaksızın Devletleştirilmiştir."
Somut olayda orman bilirkişisi raporunda açıklandığı gibi, yörede 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp 1944 yılında kesinleşen orman tahdidi sırasında dava konusu taşınmazlar tahdit dışında bırakılmışsa gerek Hukuk Genel Kurulunun gerekse Dairenin kararlılıkla tahdidin yapıldığı tarihten sonra yürürlüğe giren 4785 Sayılı Yasa uyarınca Devletleştirilme kapsamında olup olmadığının da saptanması gerekir.
Mahkemece, bu hususta araştırma yapılmamıştır. Tahdit yapılmışsa; kural olarak, bir yerin orman olup olmadığı, kesinleşmiş tahdit haritasının uygulanmasıyla çözümlenir. Ancak, bu sınırlandırmada 4785 Sayılı Yasa hükümlerinin nazara alınmış olması halinde sağlıklı çözüme ulaştırır. Zira, 3116 Sayılı Yasa sadece devlet ormanlarını belirlemiş olup; bu yasaya göre, 4785 Sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 13.07.1945 tarihinden önce yapılan sınırlandırmalar sonucu oluşup kesinleşen tahdit haritaları, sınır dışında kalan taşınmazların orman niteliğini ve hukuki durumunu saptamakta yetersiz kalır. Bu şekildeki taşınmazların orman olup olmadığının 4785 ve 5658 Sayılı Yasalara göre çözümlenmesi gerekir. 4785 Sayılı Yasanın 1. maddesi gereğince 2. maddesinde sayılan istisnalar dışında bütün ormanlar hiçbir işleme lüzum olmaksızın devletleştirilmiştir. Devletleştirilen ormanlardan bazıları sonradan yürürlüğe giren 5658 Sayılı Yasa ile iadeye tabi tutulmuştur. İadenin koşulları yasada gösterilmiştir.
Mahkemece, öncelikle orman sınırlandırılması 4785 Sayılı Yasa hükümleri nazara alınarak yapılmış ise, haritası uygulanmak suretiyle; sınırlandırma, 4785 Sayılı Yasa hükümleri nazara alınmadan 3116 Sayılı Yasaya göre yapılmış ve taşınmaz, tahdit sınırları dışında kalıyor ise veya sınırlandırma hiç yapılmamışsa, memleket haritası, eski hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip; önceki bilirkişiler dışında serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç uzman orman yüksek mühendisi bulunamadığı takdirde, orman mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte, çekişmeli yer ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle, bu belgelerde taşınmazın ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 Sayılı Yasalar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 Sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; kesinleşmemiş tahdit söz konusu olmadığı takdirde, yukarıda değinilen diğer belgeler uzman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp, çekişmeli taşınmazın memleket haritasına göre, konumu saptanıp; bu harita ile irtibatını duraksamaya yer vermeyecek biçimde gösteren, memleket haritasındaki renkleri ve işaretleri aynen içeren, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan kroki düzenlettirilip, bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı; dava konusu taşınmazların 4785 Sayılı Yasa hükümlerine göre Devletleştirilen yerlerden olduğu sonucuna varılırsa yine davanın reddine karar verilmelidir.
D) Çekişmeli taşınmazın kadastro tespit tutanağının dayanağı tapu kaydının maki tefrik çalışmasından sonra özel yasalar uyarınca oluşturulmuş bir tapu kaydı olmadığı, 22.03.1996 gün 1993/3-1 sayılı Y.İ.B.B.G.K. kararının yasal olarak kurulan maki tefrik komisyonlarınca makiye ayrılan yerlerde, ancak özel yasalar uyarınca oluşturulan tapulu yerler hakkında uygulanma olanağının bulunduğu da gözetilmek suretiyle, 306 ada 13 nolu parselin davaya konu edilen bölümü zeminde bulunup bilirkişi kuruluna, çekişmeli taşınmazların 1944 yılında 3116 Sayılı Yasaya göre yapılan orman tahdidine ilişkin haritaya, 1951 yılında yapılan maki tefrik çalışmasına ve 1994 yılında yapılan orman tahdidi ve 2/B madde uygulamasına ilişkin haritalara göre konumunu gösteren her üç harita ile irtibatlı ve hatları ayrı ayrı renklerde işaretli, anılan haritalar ile arazi kadastro paftası ölçekleri özel aletlerle denkleştirilip arazi kadastro paftası üzerine ablike edilen ölçekli kroki düzenlettirilmeli ve dava konusu taşınmazın konumu duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmalı, böylece bilirkişi kurulundan yukarıda açıklanan konulara cevap verecek nitelikte teknik ve bilimsel verileri bulunan rapor alınarak, ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Orman Yönetimi ve Orman Bakanlığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde Orman Yönetimine iadesine 03/12/2001 günü oybirliği ile karar verildi.(6831 S.K. m.2) (4785 S.K.m.1, 2)
Dava: Taraflar arasındaki orman tahdidine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda, davanın kabulü yolunda kurulan hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, tapu kaydına dayanarak yörede 04.12.1994 tarihinde edilen orman kadastrosu sırasında Güzeller Mahallesi 306 ada 13 parsel sayılı taşınmazın tamamının orman sınırı içine alınması ve 2/B maddesi uygulaması işleminin yanlış olduğunu, bu yere ait sınırlamanın iptalini istemiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, on yıllık süre içinde açılan orman kadastrosuna itiraz niteliğindedir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli görülmemiştir. Şöyle ki;
1- Dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede 3116 Sayılı Yasaya göre ilk orman tahdidinin 1944 yılında yapılıp 12.04.1945 tarihinde ilan edilerek kesinleştiği, 1952 yılında 3116 Sayılı Yasanın 5653 Sayılı Yasa ile değişik 1/c maddesine göre çıkartılan makilik ve orman sınırlarının tespitine ait yönetmelik uyarınca kurulan maki komisyonunca maki tefrik işleminin yapıldığı, daha sonra 115 numaralı orman tahdit komisyonunca orman ve 3302 ile 3373 Sayılı Yasalarla değişik 2/B madde uygulaması çalışması yapıldığı ve anılan çalışmanın 04.12.1994 tarihinde ilan edildiği anlaşılmaktadır. Çekişmeli taşınmazın 04.12.1994 tarihinde ilan edilen orman tahdidi ve 2/B madde uygulaması çalışmasında Hazine lehine orman sınırları dışına çıkarılan alanda kaldığı belirtildiğine ve anılan işlemin kesinleşmesi ile bu gibi yerlerin Hazine adına tescili söz konusu olacağına göre, mahkemece yasal hasım durumunda bulunan Hazinenin davaya dahil edilerek taraf teşkili tamamlandıktan sonra işin esasına girilmesi gerektiği hususunun göz ardı edilmesi doğru değildir.
2- Çekişmeli; Güzeller mahallesi 306 ada 13 parsel sayılı taşınmaz 1970 yılında yapılan tapulama sırasında eski tarihli tapu kaydı revizyon gösterilerek çalılık niteliği ve 2545640 m2 yüzölçümü ile gerçek kişiler adına tespit edilmiş ve kesinleşerek 30.03.1971 tarihinde kesinleşerek tapuya tescil edilmiş, bundan sonra 1984 yılında TEK'nun kamulaştırması sonucu ifraz edilerek 6, 7, 8, 9 ve 10 parseller pilon yeri niteliği ile TEK adına, 11 parsel ise 2545370 m2 yüzölçümü ile tapu malikleri adına tescil edilmiştir. 11 parsel daha sonra Karayolları Kamulaştırması nedeniyle 12, 13 parsellere ifraz edilmiş ve bunlardan 12 nolu parsel Karayolları Genel Müdürlüğü adına, 306 ada 13 numaralı parsel 2443955,65 m2 yüzölçümü ile gerçek kişiler adına tescil edilmiştir. Dava konusu 306 ada 13 numaralı parselin temyize konu bu davanın açılmasında, önce 11.05.1995 tarihindeki şuyulandırma işlemi nedeniyle kütük sayfası kapatılarak çok sayıda parsellere ifraz edildiği, bu parsellerden 14, 15, 16 ve 17 parsellerin Hasan Y., geri kalan parsellerin de davacı S.S. Plastik Yapı Kooperatifi adına tapuya tescil edildiği daha sonra bu parsellerin de imar uygulaması ile çok sayıda parsellere ayrıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Dava konusu taşınmaz başında 24.12.1999 tarihinde yapılan keşifte uzmanlığına başvurulan Orman Yüksek Mühendisi Orhan E'ın 09.03.2000 tarihli raporunda özetle; "taşınmazın 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre 1944 yılında yapılan orman tahdidinde dava konusu taşınmazların önce 782 ila 788 nolu orman tahdit hattının doğusunda 10 numaralı Karagöllü Devlet Ormanı olarak tespit edildiği, daha sonra tahdit mazbata hülasasının 4. maddesinin 2. fıkrasında aynen (haritada 10 numara ile gösterilen sahaya 5 Nisan 1926 tarih ve 7. sıra, 33 cilt tapu senedi ile İbrahim oğlu İsmail ve 5 Haziran 1926 tarih 71 cilt ve 10 nolu tapu senedi ile Hacı Ali oğlu Ali namına tasarruf iddia edilmiş olduğundan sahipleri adına denilmek sureti ile devlet ormanı dışında bırakıldığı, 1951 yılında yapılan maki tefrik çalışmasında XVIII poligon nolu makilik saha içerisinde tefrik edilerek orman sınırı dışına çıkarıldığı, daha sonra 115 nolu orman kadastro komisyonunca 3302 ve 3373 Sayılı Kanunla değişik 2/B uygulaması ile Hazine adına orman sınırı ışına çıkarılan alan olarak tahdit edildiği, bu son işlemin doğru olmadığı, zira taşınmazın memleket haritasında çalılık olarak göründüğü ve eğiminin %7-9 olduğu ve maki tefrik komisyonunca da makilik alan olarak ayrıldığı ve koruma makisi kapsamına girmediğinden orman sayılmayan yerlerden olduğu" yolunda görüş bildirmiş ve mahkemece bu görüşe değer verilmişse de, anılan rapor içeriği, ekli harita örnekleri ve krokileri ile fen bilirkişinin dosyada yer alan müşterek krokilerinde; 206 ada 13 parselin hangi bölümünün bu davanın konusunu oluşturduğu, dava edilen taşınmazın 13 parselin çeşitli tarihlerde yapılan ifraz ve şuyulandırma işlemleri ile hangi parsel numaralarını aldığı duraksamaya yer vermeyecek biçimde izah edilmemiştir. Bundan ayrı taşınmazın yeri, tahdit harita örneği ve maki tefrik haritası fotokopisi üzerinde kabaca işaretlenmiş, arazi kadastro paftası ile tahdit haritası ve maki tefrik haritasındaki hatların irtibatlı olarak tek bir krokide gösterilmek suretiyle yapılan uygulamayı denetlemeye elverişli bir kroki düzenlenmemiş, yörede yapılan maki tefrik çalışmasından sözedilip, taşınmazın XVIII poligon nolu maki alanında kaldığı belirtilmişse de maki tefriki ile ilgili tutanak ve haritanın yasa ve yönetmeliğe uygun olarak düzenlenip düzenlenmediği, maki komisyonunun tahditli alan içine girerek makilik ve orman alanlarını belirleyip maki-orman ortak sınırını haritaya işleyip işlemediği ve düzenlenen maki haritasında bu sınırın açıkça tespit edilip edilmediği ve araziye aplikasyonunun mümkün olup olmadığı konuları açıklanmamıştır. Yargıtay denetimine imkan vermeyen rapor, kroki ve harita örnekleri üzerinde yapılan işaretleme sonucu, yetersiz inceleme ve araştırmaya dayalı olan bilirkişi raporu hükme dayanak yapılamaz.
Bu nedenlerle;
A)Öncelikle, dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede 3116 Sayılı Yasaya göre 1944 yılında yapılan orman tahdidinde 10 nolu parsel numarası verilen alanın görülebildiği orman tahdit haritasının, 3302 ve 3373 sayılı yasaya göre yapılıp 1994 yılında ilan edilen çalışmaya ilişkin orman tahdit haritasında 2/B madde uygulaması ile Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılan PXV ve PI nolu parsellerin çevresi ile birlikte bütün olarak göründükleri haritaların asıllarına göre renklendirildiği ve orman sınır noktalarının açıkça okunabildiği onaylı örnekleri ile, taşınmazın bulunduğu yerde 1951 yılında yapıldığı belirtilen maki tefrik çalışmasına ilişkin makilik sahaların sınırlandırılması ile ilgili çalışma tutanakları ile haritalarının aslının bulunup bulunmadığı ve makiye ayırma işleminin kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak bu husustaki tüm belge ve haritaların aslından onaylı örnekleri Orman Yönetiminden ve çekişmeli paresin ifrazından önceki ve sonraki kadastro pafta örnekleri kadastro müdürlüğünden getirtilerek dosya içine konulmalıdır.
B) Anılan tüm belge ve haritalar dosyaya getirtildikten sonra, önceki bilirkişiler dışında serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman yüksek mühendisi, bulunamadığı takdirde orman mühendisi ve bir harita mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulu ile yeniden yapılacak keşifte, 1944 yılında 3116 Sayılı Yasaya göre yapılarak kesinleşen orman tahdit haritası ve tutanakları yerel bilirkişilerin yardımı ve uzman bilirkişilerin eliyle uygulanıp zeminde bulunacak başlangıç noktasından hareketle tutanaklardaki açı ve mesafeler okunup ölçülerek çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerdeki orman sınır noktaları arazide bulunup, tutanakta sözü edilen 10 nolu Karagöllü Devlet Ormanı olarak sınırlandırılıp daha sonra sahipleri adına dışarıda bırakıldığı belirtilen alan saptanmalıdır.
1944 yılında yapılan orman tahdit harita ve tutanakları zemine uygulandıktan sonra, aynı yöntemle, 1994 yılında 3302 ve 3373 sayılı yasaya göre yapılan çalışmalarla ilgili tutanak ve haritalar da yerine uygulanmalı, haritalar arasında farklılık var ise bu farklılığın nereden kaynaklandığı ve nedenleri belirlenmelidir.
Bilirkişi kurulunca taşınmazın bulunduğu yerde 1951 yılında yapıldığı belirtilen maki tefrik çalışmasına ilişkin tutanak ve haritaların yasa ve yönetmeliğe uygun olarak düzenlendiği, orman ve maki alanlarının ortak sınırının düzenlenen haritaya işlendiği saptandığı takdirde, bu haritanın araziye aplikasyonunun mümkün olup olmadığı araştırılarak, mümkün ise tutanak ve haritadaki açı ve mesafeler arazide bulunup taşınmazın bu haritaya göre konumu belirlenmelidir.
Diğer taraftan 5653 Sayılı Yasa ile 17.08.1950 tarihli makili sahaların tespitine ait yönetmeliğin 1.maddesi hükmüne göre devamlı hasılat veren veya muhafaza ormanı mahiyetini taşıyan makilik sahaların Devlet Ormanı olarak kabulü gerekir. Bu tür yerlerin maki tefrik haritası içinde gösterilmiş olması da sonuca etkili oyamayacağından, dava konusu taşınmazların bu niteliklerinde bilimsel yönden araştırılması gerekir. Bu cümleden olarak, çekişmeli taşınmazların bulunduğu gölgenin fotogometri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli kadastro pafta örneği Harita Genel Müdürlüğü ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünden ve yine en eski tarihli memleket haritası örneği bulunduğu yerden getirtildikten sonra sözü edilen haritalar uzman bilirkişilerce yerine uygulanıp bilimsel verilere göre eğimi ve bitki örtüsü saptanarak muhafaza makiliği olup olmadığının belirlenmesi, taşınmazların 1944 yılında yapılan ve kesinleşen orman tahdidi içinde kalması ve muhafaza makiliği niteliğinde bulunması halinde, taşınmazların orman tahdidi içinde kalma olgusunu 2/B madde uygulamasının yapıldığı 1994 yılına kadar sürdüreceğinden, bu tarihte taşınmazların Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılması işleminde yasaya aykırı bir yön bulunmadığından davanın reddi gerekeceği düşünülmelidir.
C)Orman bilirkişi raporunda; "1944 yılında yapılan tahdit sırasında dava konusu taşınmazların önce 782 ila 788 orman sınır noktaları ile Karagöl Devlet Ormanı olarak tahdit içinde bırakıldığı, daha sonra tahdit mazbata hülasasının 4. maddesinin 2. fıkrasında 1926 tarih Nisan 1926 tarih 7 ve Haziran 1926 tarih 10 numaralı tapu kayıtlarının bulunduğundan söz edilerek Devlet Ormanı dışında bırakıldığı" açıklanmaktadır.
3116 Sayılı Yasa Devlet Ormanlarının Sınırlamasını öngörmüş, ancak 13.07.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 Sayılı Yasanın 1. maddesi ile "yasanın yürürlüğe girdiği tarihte varolan gerçek veya tüzel özel kişilere, vakıflara ve köy, belediye, özel idare kamu tüzel kişiliklerine ilişkin bütün ormanlar bu yasa gereğince hiçbir işlem ve bildirime lüzum olmaksızın Devletleştirilmiştir."
Somut olayda orman bilirkişisi raporunda açıklandığı gibi, yörede 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp 1944 yılında kesinleşen orman tahdidi sırasında dava konusu taşınmazlar tahdit dışında bırakılmışsa gerek Hukuk Genel Kurulunun gerekse Dairenin kararlılıkla tahdidin yapıldığı tarihten sonra yürürlüğe giren 4785 Sayılı Yasa uyarınca Devletleştirilme kapsamında olup olmadığının da saptanması gerekir.
Mahkemece, bu hususta araştırma yapılmamıştır. Tahdit yapılmışsa; kural olarak, bir yerin orman olup olmadığı, kesinleşmiş tahdit haritasının uygulanmasıyla çözümlenir. Ancak, bu sınırlandırmada 4785 Sayılı Yasa hükümlerinin nazara alınmış olması halinde sağlıklı çözüme ulaştırır. Zira, 3116 Sayılı Yasa sadece devlet ormanlarını belirlemiş olup; bu yasaya göre, 4785 Sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 13.07.1945 tarihinden önce yapılan sınırlandırmalar sonucu oluşup kesinleşen tahdit haritaları, sınır dışında kalan taşınmazların orman niteliğini ve hukuki durumunu saptamakta yetersiz kalır. Bu şekildeki taşınmazların orman olup olmadığının 4785 ve 5658 Sayılı Yasalara göre çözümlenmesi gerekir. 4785 Sayılı Yasanın 1. maddesi gereğince 2. maddesinde sayılan istisnalar dışında bütün ormanlar hiçbir işleme lüzum olmaksızın devletleştirilmiştir. Devletleştirilen ormanlardan bazıları sonradan yürürlüğe giren 5658 Sayılı Yasa ile iadeye tabi tutulmuştur. İadenin koşulları yasada gösterilmiştir.
Mahkemece, öncelikle orman sınırlandırılması 4785 Sayılı Yasa hükümleri nazara alınarak yapılmış ise, haritası uygulanmak suretiyle; sınırlandırma, 4785 Sayılı Yasa hükümleri nazara alınmadan 3116 Sayılı Yasaya göre yapılmış ve taşınmaz, tahdit sınırları dışında kalıyor ise veya sınırlandırma hiç yapılmamışsa, memleket haritası, eski hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip; önceki bilirkişiler dışında serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç uzman orman yüksek mühendisi bulunamadığı takdirde, orman mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte, çekişmeli yer ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle, bu belgelerde taşınmazın ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 Sayılı Yasalar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 Sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; kesinleşmemiş tahdit söz konusu olmadığı takdirde, yukarıda değinilen diğer belgeler uzman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp, çekişmeli taşınmazın memleket haritasına göre, konumu saptanıp; bu harita ile irtibatını duraksamaya yer vermeyecek biçimde gösteren, memleket haritasındaki renkleri ve işaretleri aynen içeren, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan kroki düzenlettirilip, bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı; dava konusu taşınmazların 4785 Sayılı Yasa hükümlerine göre Devletleştirilen yerlerden olduğu sonucuna varılırsa yine davanın reddine karar verilmelidir.
D) Çekişmeli taşınmazın kadastro tespit tutanağının dayanağı tapu kaydının maki tefrik çalışmasından sonra özel yasalar uyarınca oluşturulmuş bir tapu kaydı olmadığı, 22.03.1996 gün 1993/3-1 sayılı Y.İ.B.B.G.K. kararının yasal olarak kurulan maki tefrik komisyonlarınca makiye ayrılan yerlerde, ancak özel yasalar uyarınca oluşturulan tapulu yerler hakkında uygulanma olanağının bulunduğu da gözetilmek suretiyle, 306 ada 13 nolu parselin davaya konu edilen bölümü zeminde bulunup bilirkişi kuruluna, çekişmeli taşınmazların 1944 yılında 3116 Sayılı Yasaya göre yapılan orman tahdidine ilişkin haritaya, 1951 yılında yapılan maki tefrik çalışmasına ve 1994 yılında yapılan orman tahdidi ve 2/B madde uygulamasına ilişkin haritalara göre konumunu gösteren her üç harita ile irtibatlı ve hatları ayrı ayrı renklerde işaretli, anılan haritalar ile arazi kadastro paftası ölçekleri özel aletlerle denkleştirilip arazi kadastro paftası üzerine ablike edilen ölçekli kroki düzenlettirilmeli ve dava konusu taşınmazın konumu duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmalı, böylece bilirkişi kurulundan yukarıda açıklanan konulara cevap verecek nitelikte teknik ve bilimsel verileri bulunan rapor alınarak, ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Orman Yönetimi ve Orman Bakanlığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde Orman Yönetimine iadesine 03/12/2001 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy