(743 S. K. m. 639) (4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 7, 14, 20) (766 S. K. m. 2) (HG. 11.10.2000 T. 2000/8-1264 E. 2000/1250 K.)
Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdikleri Kahvecioğlu Köyü 421, 426, 430, 432, 476, 499, 506, 525, 547, 570, 574 sayılı parseller Havza-i Fahmiye sınırları içinde kaldığından tescil harici bırakılan toplam onbir parça taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararlarına oluştuğunu iddia ederek, Medeni Yasanın 639. maddesi hükmüne göre adlarına tescilini istemişlerdir. Mahkemece, taşınmazlar hakkındaki davanın kabulü ile davacılar adına tapuya tesciline, arzın altındaki madenlerin devlete ait olduğu hususunun tapu kaydının beyanlar hanesine şerh düşülmesine, davalı Orman Genel Müdürlüğü hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 639. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tespit tarihinden önce orman kadastrosu yapılmamıştır.
Kahvecioğlu Köyünde genel arazi kadastrosu işlemi ise 18.05.1983 tarihinde vergi kaydına dayalı olarak gerçek kişiler adına tespiti yapılmış, bilahare kadastro müdürlüğünün ikinci bir incelemesiyle (iş bu parseller Havza-i Fahmiye hudutları içinde olup, H.G.K.'nun 1978/2341 sayılı kararına istinaden Tapu ve kadastro Genel Müdürlüğünün 30.12.1983 gün ve 9/8245 sayılı emri gereği TAPULAMA HARİCİ BIRAKILMIŞTIR.) şerhi verilerek tutanak sonuçları bu şekilde 03.07.1985 - 02.08.1985 tarihleri arasında ilan edilerek kesinleşmiştir. Ne var ki; mahkemece Kahvecioğlu Köyündeki tüm kadastro işleminin (Havza-i Fahmiye hudutları uygulaması nedeniyle) iptal edilip edilmediği hususu araştırılmamıştır. Şayet; köyün bir kısmında kadastrosu yapılan tespitlerin iptali söz konusu ve bir kısmında yapılan kadastro geçerli kabul edilerek sonuçları bu şekilde kısmi iptal ile ilan edilmişse, bu husus öncelikle araştırılmalı, kısmen kadastro harici bırakılma söz konusu ise; izlenecek yol, eski 766 Sayılı Yasanın 2. maddesinde ve 3402 Sayılı Yasanın 7/4. maddesinde belirtilmiştir. Anılan maddelerde öngörülen süreler içinde hak iddiasında bulunulmaması halinde tespit dışı bırakılma işlemi kesinleşir. Tespit dışı bırakılan bir yerin Medeni Yasanın 639/1. maddesi ve 3402 Sayılı Yasanın 14. ve 17. maddeleri hükümlerine göre tapuya tescil edilebilmesi için tespit dışı bırakma işleminin yapılarak paftanın düzenlenmesi tarihinden dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile yasada belirtilen koşullar altında tasarruf edilmesi gerekir. Somut olayda; tutanakların askıya çıkartılış ve paftanın düzenleniş tarihi olan 1985 tarihi ile dava tarihi olan 1993 tarihi arasında 20 yıllık kazanım süresi dolmadığından, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.10.2000 gün ve 2000/8-1264 E.-1250 K. sayılı kararı ve Dairemizin istikrarlı bir şekilde devam eden kökleşmiş içtihatlarına göre bu nedenle davanın öncelikle reddi gerekir.
Ancak; yapılan araştırmada Kahvecioğlu Köyünde yapılan tüm kadastro işlemleri köyün Havza-i Fahmiye hudutları içerisinde kalması nedeniyle tutanak tapulama harici bırakılarak iptal edilmişse, bu durumda anılan köyde kadastro çalışmalarının hiç yapılmamış olarak kabul edilmesi gerekir.
Bu durumda, çekişmeli taşınmazın öncesinin orman olup olmadığı hususu resmi belgelere dayalı olarak yöntemince araştırılmalıdır.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Şöyle ki; orman kadastrosu yapılmayan yerlerde bir yerin öncesinin orman olup olmadığı ve hukuki durumu ancak resmi belgelere dayalı olarak yapılacak inceleme ile belirlenir. Mahkemece, dinlenen uzman orman bilirkişi 1953 yılı basımlı memleket haritası ve hava fotoğraflarında yaptığı incelemede dava konusu parsellerin ormanlık alanlar içinde kalıp kalmadığının tespit edilmesi, fen bilirkişinin parsellerin koordinatları memleket haritasına ablikesinden sonra ormanlık alanlar içinde kalıp kalmadığının belirlenebileceğinden söz ederek rapor vermiş, keşifte dinlenen fen bilirkişi ise bu yönde bir uygulama ve inceleme yapmamıştır. Bu haliyle yapılan araştırma ve uygulama yetersiz olup, eksik incelemeye dayalı rapora dayanılarak karar verilemez. Bu nedenlerle;
Orman sınırlandırılması yapılmayan veya sınırlandırılmanın ilk olarak yapıldığı yerlerde, bir yerin orman niteliğinin ve hukuki durumunun 3116, 4785 ve 5658 Sayılı Yasa hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. 3116 Sayılı Yasa ile sadece devlet ormanları belirlenmiştir. 13.07.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 Sayılı Yasanın 1. maddesi gereğince 2. maddesinde sayılan istisnalar dışında bütün ormanlar devletleştirilmiş, devletleştirilen ormanlardan bazıları sonradan yürürlüğe giren 5658 Sayılı Yasa ile iadeye tabi tutulmuştur. İadenin koşulları yasada gösterilmiştir. Mahkemece, eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında serbest orman mühendisleri arasından seçilecek bir uzman orman yüksek mühendisi bulunamadığı takdirde, orman mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 Sayılı Yasalar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 Sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; kesinleşmiş tahdit söz konusu olmadığından, yukarıda değinilen diğer belgeler uzman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp, çekişmeli taşınmazın memleket haritasına göre, konumu saptanıp; bu harita ile irtibatını duraksamaya yer vermeyecek biçimde gösteren, memleket haritasındaki renkleri ve işaretleri aynen içeren, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan kroki düzenlettirilip, bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Yöntemine uygun biçimde yapılan incelemede, taşınmazların orman ya da orman toprağı sayılan yerlerden olmadığı anlaşıldığı takdirde, taşınmazların tespitine esas alınan 1937 tarihli ve 444, 440, 442, 443, 449, 450, 451, 452, 453, 454, 455, 457, 458, 459 tahrir numaralı vergi kayıtlarının uygulandığı, parsellerin Havza-i Fahmiye sınırları içerisinde kalması nedeniyle de Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 30.12.1983 gün ve 9/8245 sayılı emri gereği tapulama harici bırakılmıştır. Taşınmazlar, uygulanan vergi kayıtları kapsamında yüzü aşkın parselden oluşan bir bütünden bölünme olduğu, tespit tutanaklarının edinme sütunlarında açıklanmıştır. Mahkemece, vergi kayıt uygulaması yapılmadığı gibi, bir bütünü çevreleyen çevre parsel kayıt uygulaması ve denetimi de yapılmamıştır. Vergi kayıtlarının hudutlarında Aklan (Alkan) ve orman okumaktadır. Kayıtlar gayri sabit hudutlu olup, kayıt kapsamı ancak miktarı ile geçerlidir. Vergi kayıtları, lehe olduğu kadar aleyhe de delil teşkil eder. Bu nedenle, mahkemece öncelikle bir bütünü teşkil eden tüm parsel tutanakları getirtilmeli ve yapılacak keşifte yerel bilirkişi ve fen bilirkişi marifetiyle vergi kayıtları bir bütüne uygulanmalı, orman olmayan sabit sınırlardan hareket ederek vergi kayıtlarının miktarı kadar kapsam tayin edilmeli; vergi kayıtlarının miktar fazlasının ise huduttaki ormandan açıldığının kabulü gerekir. Bu hususların gözardı edilmesi bozma nedenidir.
Kabule göre de; dava, Medeni Yasanın 639. maddesi bağlamında tescil davası olduğuna göre, aynı maddenin 3. fıkrasına göre taşınmazlar mahallinde ve gazetede ilanlarının yapılarak yasal itiraz sürelerinin beklenmemiş olması usul ve yasaya aykırı olduğu gibi, hudutta orman olması nedeniyle davanın niteliği gereği zorunlu yasal hasım konumunda bulunan Orman Yönetimine yöneltilen davanın da ayrıca husumetten reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hazine ve Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde Orman Yönetimine iadesine 09/04/2001 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy