(3402 S. K. m. 4, 14, 33/3) (743 S. K. m. 639) (4785 S. K. m. 1)
Davacı, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği E. Köyü E. mevkiinde bulunan taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medeni Yasanın 639. maddesi hükmüne göre adına tescilini istemiştir. Mahkemece, daha önce açılan davalar sonucu davacı şirket adına belgesiz zilyetliğe dayalı olarak 100 dönümden fazla taşınmaz tescil edildiği dava konusu taşınmazın norm fazlası olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı şirket tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 639. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.
Taşınmazın bulunduğu yerde bu güne kadar genel arazi kadastrosu yapılıp yapılmadığı dosya kapsamından anlaşılamamaktadır.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Aynı gün dairede incelemesi yapılan mahkemenin diğer dosyaları ile bu dava dosyası kapsamından davacı Şirketin Ç.ve E. köyü sınırları içinde bulunan ve biri birine bitişik olan taşınmazları değişik kişilerden satın aldıktan sonra Şirket adına tescil isteğiyle mahkemede her taşınmaz için ayrı ayrı dava açtığı anlaşılmaktadır. 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesi "...aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan bir veya birden fazla taşınmaz mal..." koşulların oluşması halinde özel ya da tüzel kişi ayırımı yapılmadan adlarına tespit ve tescil edilebileceğini öngörmektedir. Aynı yasanın 4. maddesinin 1. fıkrası hükmüne göre "kadastro bölgesindeki her köy ile belediye sınırları içinde bulunan mahallelerin her biri KADASTRO ÇALIŞMA ALANINI teşkil eder". İncelenen dosyalar kapsamından davacı şirket adına tesciline karar verilen taşınmazların bir kısmının E. beldesi, bir kısmının da Ç. köyü sınırları içinde olduğu anlaşılmaktadır. E. beldesi ile Ç. köylerinde genel arazi kadastro işlemlerinin yapılıp yapılmadığı dosya kapsamından belli değildir. Bu çalışma alanlarında arazi kadastro işlemlerinin yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın genel hüküm niteliğinde olan 3402 Sayılı Yasanın 33. maddesinin 3. fıkrası hükmüne göre yasanın 14, 15, 17, 18, 20 ve 21. maddeleri temyize konu davada da uygulanması gerekeceğinden yasada öngörülen 40-100 dönüm kısıtlamalarının E. ve Ç. çalışma alanlarının her birinde ayrı ayrı hesaplanması gerekir.
Şu hale göre, davacı şirket adına daha önce tesciline karar verilen ve kesinleşen taşınmazlara ilişkin olarak o taşınmazların kimden kime kaldığı konularındaki kesinleşmiş mahkeme kararları ve o kararların dayanağı keşif tutanak örnekleri bu dosya içine konulmalı ve tescile karar verilen taşınmazların E. beldesinin mi? yoksa Ç. köyünün mü? çalışma alanı sınırları içinde kaldığı belirlenerek 40-100 dönüm kısıtlama araştırmasının bu çalışma alanlarının her birinde ayrı ayrı gözönünde bulundurulmalı, dosyaya örnekleri konan kararlarının bir kısmında adına tescil kararı verilen şirketin E. K. İşletmesi Müessese Müdürlüğü bir kısmında ise davacı şirketin E. A.Ş. olduğu anlaşıldığından, adı geçen müessese ve şirketin aynı şirket ve kamu tüzelkişisi olup olmadığı konularında gerekli araştırma yapılmalı, kamu tüzelkişisi olması halinde şirketin niteliğine göre 40-100 dönüm kısıtlamasının göz önünde bulundurulup bulundurulamayacağı araştırılıp tartışılmalı, davaya konu taşınmazların önceki zilyet ve malikleri yönünden, belgesiz zilyetlik kısıtlama araştırması yapılması gerektiği düşünülmeli, E. beldesinde ve Ç. köyünde genel arazi kadastro çalışması yapılmış ise, ne zaman yapılıp kesinleştiği ve paftaların düzenleme tarihi merciinden sorulmalı, yine dava dosyalarının bazılarında Ç. köyünde 1947 ve 1993 yıllarında orman kadastrosunun yapıldığı konusunda bilgi bulunduğundan E. beldesi ile Ç. köyünde orman kadastrosunun birlikte mi yoksa ayrı ayrı mı yapıldığı davaya konu taşınmazların E. mevkisinde olduğu ve E. beldesi ile Ç köyünde aynı isimle anılan mevkiinin bulunduğu anlaşıldığından o bölge ve yerlerdeki orman tahdidinin yapılıp yapılmadığı, taşınmazların hangi köyün idari sınırları ve çalışma alanı sınırları içinde kaldığı kesin biçimde belirlenmeli, yörede 4785 Sayılı Yasanın yürürlülük tarihinden sonra yapılıp kesinleşen orman kadastrosunun bulunması halinde taşınmazın orman olup olmadığının kesinleşmiş tahdit haritasının uygulanması suretiyle çözümlenmesi gerektiği, kesinleşmiş orman kadastrosu yok ise ya da 4785 Sayılı Yasanın yürürlülüğünden önce kesinleşen orman kadastrosu varsa taşınmazın öncesinin orman olup olmadığı, yöreye ait en eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafı ve amenajman planının uzman bilirkişi eliyle uygulanması suretiyle belirlenmesi gerekeceğinden öncelikle kesinleşmiş orman kadastro harita ve tutanakları yerine uygulanarak dava konusu taşınmazların tahdit hattına göre konumu duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmeli, 4785 Sayılı Yasanın yürürlülük tarihinden önce yapılan orman kadastrosu bulunması ya da kesinleşmiş orman kadastrosunun bulunmaması halinde, mahkemece, eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında serbest orman mühendisleri arasından seçilecek bir uzman orman yüksek mühendisi bulunamadığı takdirde, orman mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 Sayılı Yasalar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 Sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; kesinleşmiş tahdit söz konusu olmadığından, yukarıda değinilen diğer belgeler uzman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp, çekişmeli taşınmazın memleket haritasına göre, konumu saptanıp; bu harita ile irtibatını duraksamaya yer vermeyecek biçimde gösteren, memleket haritasındaki renkleri ve işaretleri aynen içeren, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan kroki düzenlettirilip, bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı,
Yukarıda değinilen yöntemle yapılacak araştırma sonucu taşınmazların orman sayılmayan yerlerden olduğu saptandığı takdirde yine açıklandığı gibi gerekli araştırma ve inceleme yapıldıktan sonra yapılacak keşifte, davacının zilyetlik tanıkları taşınmaz başında dinlenip, davacının ve önceki malikin zilyetliğinin nasıl ve ne zaman başlayıp, kaç yıl süre ile ne şekilde devam ettiği, zilyetliğin ekonomik amacına uygun olup olmadığı yerel bilirkişilerden ve zilyetlik tanıklarından maddi olaylara dayalı olarak sorulup, yeterli ve kesin yanıtlar alınmalı,
Toprak bilgisine sahip tarım uzman bilirkişiden tarım toprağı olup olmadığı ve tarım toprağı ise, kaç yıldır, ne şekilde kullanıldığı konularında bilimsel verilere dayalı kapsamlı rapor alınmalı, Dairede aynı gün incelemesi yapılan dava dosyalarının bazılarının içinde "kamulaştırma haritası" başlıklı krokiler bulunduğundan, sözü edilen haritanın hangi amaçla ne zaman düzenlendiği gerçekten Kamulaştırma Yasası hükümlerine uygun bir kamulaştırma olup olmadığı araştırılmalı, bundan sonra toplanan delillerin tümü birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı şirketin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine 08/10/2001 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy