(3402 S. K. m. 4/3)
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Kadastro sırasında Hilmiye Köyü 119 ada 438, 464, 465, 467, 480, 481 parsel sayılı sırasıyla 20813.60 m2, 3141.24 m2, 483.31 m2, 2634.81 m2, 7853.74 m2, 11195.81 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar, belgesiz ve 206, 207 nolu vergi kayıtları ile ev, tarla, kestanelik ve mera niteliği ile Köy tüzelkişiliği adına ve orta malı olarak tespit edilmiştir. Davacı Orman Yönetimi parsellerin kesinleşen orman sınırları içinde kaldığı iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece, davanın 438, 464, 465 ve 467 sayılı parseller yönünden esastan reddine, 480 ve 481 sayılı parseller yönünden açılan davanın husumet nedeniyle reddine ve dava konusu parsellerin tespit gibi tescillerine karar verilmiş, hüküm davacı Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tespit tarihinden önce 15.08.1980 tarihinde yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 13.10.1990 tarihinde yapılıp dava tarihinde kesinleşen aplikasyon ve 2/B uygulaması vardır.
Bir örneği dosyada yer alan kesinleşmiş orman tahdit haritasının çekişmeli taşınmazlar bölümünü ilgilendiren 438 nolu parselde "34 - 35", 464 nolu parselde "30-31-32" 465 ve 467 sayılı parsellerde "29-30-31" nolu orman sınır noktaları arasındaki hatlar ile hükme dayanak yapılan uzman bilirkişi raporundaki aynı orman sınır hatları arasında açı, yön ve uzaklıkların farklı olduğu gözlenmiştir. Orman uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ve eki krokide genel kadastro paftasında yeralan kadastro parselleri ile orman sınır hattı kadastro paftasındaki gibi, olduğu şekliyle uygulamanın irtibatlı konumu olarak sunulmuş, sonuçta çekişmeli parsellerin kesinleşen orman sınırları dışında kaldığı ve orman sayılmayan yerler olduğu açıklanmıştır. Oysa tahdidin kesinleştiği yerlerde bir yerin orman olup olmadığı kesinleşmiş tahdit haritasının uygulanmasıyla çözümleneceğine göre izlenen yol, yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Uyuşmazlık, kadastro paftasında konumu belirlenen parsellerin kesinleşmiş orman tahdit haritasındaki orman alanlarına taşması veya orman alanı içinde bırakılması sonucu ortaya çıktığından Orman İdaresinin taşınmazlar üzerindeki iddiasının kesinleşen orman kadastrosu sınırına göre çözümlenmesi gerekir. Dava, kadastro tespitine itiraz niteliğinde olup, çekişmeli parsellerin kesinleşmiş orman tahdit haritasındaki konumunun uzman ve fen bilirkişi tarafından ortak düzenlenecek raporda tahdit noktaları belirtilmek suretiyle çelişkisiz denetlenebilir biçimde kesin olarak gösterilmesi zorunludur. Nitekim, 3402 sayılı yasanın 4. maddesinin 3. fıkrasında orman kadastrosu kesinleşen yerlerde bu sınırlara aynen uyulması gerektiği hükme bağlanmıştır. Bu haliyle tahdit haritasıyla çelişen taşınmazların hukuki durumunu belirlemede yetersiz rapora dayanılarak hüküm kurulamaz.
Bu nedenle, mahkemece önceki bilirkişiler dışında serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç uzman orman yüksek mühendisi bulunamadığı takdirde orman mühendisi ve bir harita mühendisinden veya olmadığı takdirde bir tapu fen memurundan oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte kesinleşmiş tahdit haritası ile kadastro paftası ölçekleri eşitlenmek suretiyle çevre tüm parselleri veya ilgili adanın tüm parselleriyle tahdit hatlarının orijinal değişmeyen orman sınır noktaları özellikle sabit noktalarda esas alınarak sağlıklı bir biçimde zemine uygulanıp, çekişmeli taşınmazların tahdit hatlarına göre komşu parsellerle birlikte irtibatlı konumunun izlenebildiği duraksamaya yer vermeyecek uygulama yapılmalı, tahdit hatları ile irtibatlı müşterek kroki düzenlettirilip, oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Bundan ayrı; tespitleri mera niteliği ile yapılan 480 ve 481 sayılı parsellere karşı açılan davanın mahkemece husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir. Meraların mülkiyeti Hazineye, yararlanma hakkı ise köy tüzelkişiliğine aittir. Bu nedenle, mera olarak sınırlandırılan taşınmazlara ilişkin davada husumetin Hazineye yöneltilmesi gereği doğru bir tespit olmakla birlikte, bu husus davada Köy tüzelkişiliğinin davalı bulunması karşısında davanın reddine karar verilmesini gerektirmez. Husumetin Hazineye yöneltilmesi amacıyla Hazinenin davaya katılımı sağlanmalı, bundan sonra işin esası incelenerek karara bağlanmalıdır.
Değinilen yönler gözetilmeksizin eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine 05/11/2001 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy