(3402 S. K. m. 14, 17, 45) (6831 S. K. m. 17)
Dava: Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Orman Yönetimi ve Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdikleri Dağcı Köyü Konun Dibi mevkiinde bulunan toplam 60 dönümlük taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararlarına oluştuğunu iddia ederek Medeni Yasanın 639. maddesi hükmüne göre adlarına tescilini istemişlerdir. Mahkemece, Dağcı Köyünde dava dışı 132 ve 133 parsellerin etrafındaki, fen elemanı bilirkişi M. Naci İbişoğlunun tanzim ettiği 7.7.1993 tarihli krokide gösterilen 100.000 m2 yüzölçümündeki taşınmazın 1/2 pay oranı ile davacılar adlarına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Orman Yönetimi ve Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tespit tarihinden önce orman kadastrosu yapılmamıştır. Genel arazi kadastrosu işlemi ise, 1963 yılında yapılmış ve sonuçları 3.5.1963 -3.06.1963 tarihleri arasında ilan edilip kesinleşmiştir. Kesinleşme tarihi ile davanın açıldığı tarih arasında 20 yıllık süre geçmiştir.
Hükme dayanak yapılan orman yüksek mühendisi bilirkişi raporunda, çekişmeli taşınmazın devlet paftasında ve amenajman planında orman olarak nitelendirilmediği, etrafında tarım alanlarının bulunduğu bildirilmiş, rapora ekli amenajman planında taşınmazın konumu gösterilmiş, çekişmeli taşınmazın eğimi belirlenmeden orman sayılmayan yerlerden olduğu açıklanmış, mahkemece bu rapora değer verilerek ve davacılar yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği koşullarının da gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde genel arazi kadastrosu 1963 yılında yapılmış ve çekişmeli taşınmaz çalılık niteliğinde olduğu için tapulama dışı bırakılmış; yakın komşu 130, 131 ve 132 parsel sayılı sırasıyla 2850, 4500 ve 6300 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar tarla niteliğiyle ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle İsmail Teberik adına yapılan tespite karşı gerçek kişinin açtığı dava mahkemece red edilip kararının kesinleşmesiyle 6.11.1969 tarihinde tapuya tescil edilmesinden sonra İsmail mirasçılarının 9.7.1975 tarihinde satışı ile davacılara geçmiştir. 22.6.1993 tarihli keşifte 1934 doğumlu yerel bilirkişi, 130, 131 ve 132 parselleri İsmail'in çalılardan temizlediğini, sonra mirasçılarının davacılara sattığını ve etrafını çalılık ve taşlardan temizleyip tarla haline getirdiklerini, tapudaki satış tarihini bilmediğini ancak, davacıların 1964 yılından beri zilyet ettiklerini, davacı tanıkları da, çekişmeli taşınmazın 1964 yılında çalı ve taşlardan İsmail mirasçısı Duran Hasan Pak tarafından taşlar dereye atılmak suretiyle temizlendiğini, 1975 yılında da davacılara sattıklarını söylemişlerdir.
Uzman bilirkişi çekişmeli taşınmazın devlet paftasında orman sayılmayan yer olarak nitelendirildiğini bildirmiş ancak, devlet paftasından neyi kastettiğini ve bu haritanın tarihini açıklamamış, çekişmeli taşınmazın eğimini belirlemeden etrafında tarım alanları bulunduğunu bildirmiş, yerel bilirkişi ve tanıkların çevreyi çalılık olarak tarif etmelerine ve yönetim tarafından uzmanlarına düzenlettirilen inceleme raporunda çekişmeli taşınmazın etrafının çalılık olduğu bildirilmesine rağmen mahkemece bu çelişkiler üzerinde durulmamıştır.
Diğer taraftan, yerel bilirkişi ve tanıkların beyanlarına ve çekişmeli taşınmaz çalılık olarak paftasında gösterilip, tapulama harici bırakıldığına göre, imar ihya edilmeden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine konu olamaz. İmar ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği davacı tarafından ispatlanmalıdır. Soyut yerel bilirkişi ve tanık sözlerine dayanılarak sadece taşların toplanıp dereye atılması işlemi imar ihya kabul edilemez.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu yapılmamıştır. 8.9.1956 tarihinde yürürlüğe giren 6831 Sayılı Yasanın 17/1-2 maddesi hükmüne göre, orman içi açıklıkları özel mülkiyete konu olacak şekilde tapuya tescil edilemez. Bu gibi yerlerin Orman Yönetiminin katılımı olmaksızın tapulamada kazandırıcı zamanaşımı yoluyla tapuya kayıt ve tescil edilmesi halinde, bu tapu kaydı Orman Yönetimini bağlamaz.
6831 Sayılı Yasanın 17. maddesi, orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat yapılmasına, hayvancılık amacı ile ağıl yapılmasına, bu kesimlerin özel mülke dönüşmesine izin vermez.
6831 Sayılı Yasa, madde 17/1-2.
Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina ve ağıl inşası ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması ve tarla açılması, işlenmesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaktır.
Devlet ormanlarının herhangi bir surette yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yollarıyla elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunamaz. Buralara doğrudan Orman İdaresince el konulur. Yanan yerlerde husule gelen enkaz hiçbir surette eşhasa satılamaz. Bunlar resmi daire ve müesseseler ihtiyacına tahsis olunur.
Yasa metninden açıkça anlaşıldığı gibi, hangi nedenlerle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım, inşaat ve hayvancılık yapmak amacı ile ağıl yapılamaz. Bu tür yerler özel mülk olamaz. Yönetim derhal el koyma hakkına sahiptir. Orman içi açıklıklardan yararlanabilmek için zorunlu olarak orman kullanılacaktır. Bu kullanım nedeniyle yeni açma, genişletme, yangın oluşması önlenemeyecek ve orman bütünlüğü bozulacaktır.
Ayrıca bu tür taşınmazların öncesinin orman olma zorunluluğu yoktur. Zira öncesi orman olan ve ormandan açılan taşınmazlar, 6831 Sayılı Yasanın 1. maddesi ve Yargıtay uygulamaları gereği oluşan kesin içtihatlara göre zaten orman sayılmaktadır. 17. maddede tanımı yapılan olgu, öncesi orman iken açılan yerlerle beraber ayrıca [HANGİ NEDENLE OLURSA OLSUN ORMAN İÇİ AÇIKLIKLARIN KAZANILAMAYACAĞI İLKESİNİ İÇERMEKTEDİR VE AMACI ORMAN BÜTÜNLÜĞÜNÜ KORUMAKTIR].
Yasa koyucu ayrı bir kavram oluşturmuş ve hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat ile özel mülke dönüşme yolunu kapamıştır. Bu itibarla, dava konusu taşınmazın memleket haritasında açık alanda gözükmesi bu olguyu değiştirmez. Etrafı ormanla çevrili olan taşınmazlar özel mülke dönüşüp, tarım ve inşaata açıldığında orman bütünlüğünün bozulacağı tartışmasızdır. Dairemizin bu yoldaki kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ve yerleşik kararlar halini almıştır. Örnek:
Şöyle ki, [Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1997/20-830 E., 1997/1034 K. sayılı ve 10.12.1997 tarihli ve yine Hukuk Genel Kurulunun 1997/20-808 E., 1997/1039 K. sayılı ve 10.12.1997 tarihli Kararları]
Ayrıca; Bu tür yerler yasa gereği orman sayıldığı için, orman içi açıklıkların ve boşlukların zilyetlik yolu ile kazanılmasına yasal olanak yoktur. Dolayısıyla bu yollarla ormandan toprak kazanımından söz edilemez .
Orman sınırlandırılması yapılmayan veya sınırlandırılmanın ilk olarak yapıldığı yerlerde, bir yerin orman niteliğinin ve hukuki durumunun 3116, 4785 ve 5658 Sayılı Yasa hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. 3116 Sayılı Yasa ile sadece devlet ormanları belirlenmiştir. 13.7.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 Sayılı Yasanın 1. maddesi gereğince 2. maddesinde sayılan istisnalar dışında bütün ormanlar devletleştirilmiş, devletleştirilen ormanlardan bazıları sonradan yürürlüğe giren 5658 Sayılı Yasa ile iadeye tabi tutulmuştur. İadenin koşulları yasada gösterilmiştir.
Mahkemece, öncelikle en eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafı ve amenajman planı ilgili yönetimlerden getirtilmelidir. Önceki bilirkişiler dışında serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç uzman orman yüksek mühendisi bulunamadığı takdirde, orman mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte, en eski tarihli memleket haritası, amenajman planı ve hava fotoğrafları, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle, taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 Sayılı Yasalar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 Sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 1.6.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.3.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.6.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılmayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü, ve çevresi incelenmeli; eğimi belirlenmeli, kesinleşmiş tahdit söz konusu olmadığından, yukarıda değinilen diğer belgeler uzman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; çekişmeli taşınmazın memleket haritasına göre, konumu saptanıp; bu harita ile irtibatını duraksamaya yer vermeyecek biçimde gösteren, memleket haritasındaki renkleri ve işaretleri aynen içeren, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan kroki düzenlettirilip, çekişmeli taşınmazın çevresindeki orman alanlarıyla bütünlük arz eden orman içi açıklığı olup olmadığının, yukarda açıklanan olgular ışığında tartışıldığı bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalıdır.
Yukarıda açıklanan yönteme göre yapılacak araştırma sonunda, parselin orman olmadığı anlaşılırsa, bu defa davacı gerçek kişiler yönünden 3402 sayılı yasanın 14. ve 17. maddelerindeki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmalı; imar ve ihya üzerinde durulup, bu konuda ve zilyedliğin tespiti yönünden tanık beyanlarına başvurulmalı; parselin öncesinin ne olduğu, imar ve ihyanın hangi tarihte başladığı, kimin tarafından ne şekilde yapıldığı, hangi tarihte tamamlanıp bittiği, zilyedliğin hangi tarihte başlayıp kimler tarafından ne biçimde sürdürüldüğü, ekonomik amacına uygun olup olmadığı, tanıkların imar-ihya ve zilyedlik olgusunu hangi olaylarla nasıl hatırladıkları saptanmalı; tüm kanıtlar toplanıp, birlikte değerlendirilmeli; oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir. Belirtilen hususlar gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı görülmüştür.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle; davalı Hazine ve Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıran yönetime iadesine, 31.1.2002 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy