(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 7, 14, 17) (766 S. K. m. 2) (HG. 11.10.2000 T. 2000/8-1264 E. 2000/1250 K.)
Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda, davanın kısmen kabulü yolunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine ve Orman Yönetimi vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdikleri Dallıca Köyü Akmeşelik mevkiinde bulunan bir parça taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararlarına oluştuğunu iddia ederek Medeni Yasanın 713. maddesi hükmüne göre adlarına tescilini istemişlerdir. Mahkemece (A) ile belirtilen 22705.35 m2 yüzölçümündeki taşınmaz hakkındaki davanın kabulüne, davacılar adına tapuya tesciline, (B) ile belirtilen 5486.96 m2'lik taşınmaz hakkındaki davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalı Yönetimler tarafından kabul edilen (A) bölümüne yönelik olarak temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz taşınmazın tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tespit tarihinden önce orman kadastrosu yapılmamıştır.
Taşınmazların bulunduğu Dallıca Köyünde genel arazi kadastro işlemi 27.03.1974 tarihinde askıya çıkarılmış, 28.04.1974 tarihinde kesinleşmiş, taşınmazın yer aldığı kadastro paftası ise 26.02.1974 tarihinde düzenlenmiştir. Kadastro paftasının düzenlenme tarihi ile davanın açıldığı tarih arasında 20 yıllık süre geçmemiştir.
Çekişmeli taşınmaz 1974 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılmıştır. Kadastro müdürlüğünden alınan yanıtta taşınmazın Orduyeri mahallesi sınırları dahilinde kalmadığı, Dallıca Köyü idari sınırları içinde yer aldığı; ne var ki, genel kadastro işlemi sırasında ne olarak tespit edildiğinin bilinmediği bildirilmiştir. Fen bilirkişi Ahmet Danacı'nın krokili raporunda taşınmazın Dallıca Köyünde bulunduğu belirtilmektedir. Tespit dışı kalan bir yer hakkında kadastro tutanağı düzenlenmemekle beraber bu işlem bir kadastro işlemidir. Bu tür taşınmazlar üzerinde hak iddia edenler için izlenmesi gereken yol 766 Sayılı Yasanın 2. maddesi ve halen yürürlükte olan ve uygulanan 3402 Sayılı Yasanın 7/4. maddesinde belirtilmiştir. Anılan maddelerde öngörülen süreler içerisinde hak iddiasında bulunulmaması halinde tespit kesinleşir. Tespit dışı bırakılan bir yerin Medeni Yasanın 713. maddesi ve 3402 Sayılı Yasanın 14. ve 17. maddeleri hükmüne göre tescil edilebilmesi için paftasının düzenlendiği tarihten dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile yasada belirtilen koşullar altında tasarruf edilmesi gerekir. Davacı herhangi bir mülkiyet belgesine de dayanmamıştır.
Somut olayda toplanan kanıt ve belgelere göre, tespit dışı bırakılma işleminin yapılarak paftanın düzenlendiği 1974 yılı ile dava tarihi olan 15.10.1992 tarihi arasında 20 yıllık yasal edinme süresi dolmamıştır. Bu açıklamalara göre, kazanma koşularının davacı yararına gerçekleştiğinden söz edilemez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.10.2000 gün ve 2000/8-1264 Esas, 1250 Karar sayılı kararları da aynı doğrultuda olup, bu uygulama Dairemizde ve Hukuk Genel Kurulunda istikrarlı bir şekilde devam etmekte ve kökleşmiş içtihat niteliğini almış bulunmaktadır. Açıklanan hususlar gözönünde bulundurularak davanın reddine karar vermek gerekirken, davacının davasının kabulü yolunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hazine ve Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde Orman Yönetimine iadesine 06/05/2002 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy