(6831 S. K. m. 11)
Dava: Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılaması sonunda; davanın reddi yolunda kurulan 15.10.2002 günlü hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı Mehmet vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 17.06.2003 günü için yapılan tebligat üzerine, temyiz eden Mehmet vekili, karşı taraftan Hazine vekili, Orman Yönetimi vekili geldiler, başka gelen olmadı, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, 16.01.1997 tarihli dava dilekçesinde sınırlarını belirttiği ve tapulamada tespit dışı bırakılan tahminen 35 ve 40 dönümlük taşınmazların uzun yıllardan beri zilyetliğinde olduğunu ve Zilkade 1272 tarihli iki adet tapu kaydının kapsamında kaldığını ileri sürerek adına tescilini istemiş, 16.10.1997 günlü dilekçesiyle çekişmeli yerlerin genel kadastroda 1829, 1831, 1833 ve 1850 parsel olarak tespit edildiklerini bildirmiştir. Mahkemece, 12.07.2000 günlü davanın kısmen kabulüne, 1850 parselin ( C1 ) harfli 17767 m2, ( C3 ) harfli 6526 m2, ( C4 ) harfli 2702 m2 kısımlarının tapularının iptali ile davacı Mehmet adına tesciline, 1829, 1831 ve 1833 parseller hakkındaki davanın reddine dair verilen kararın Orman Yönetimi ve Hazine tarafından temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 12.12.2000 gün ve 2000/14344-15566 sayılı kararı ile bozulmuştur.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin bozma kararında özetle "1942 yılında 3116 Sayılı Yasaya göre yapılan orman tahdidinin uygulanarak dava konusu taşınmazı kapsamına alıp olmadığı, 1952 yılında makiye ayrılma ve 1977 yılında tekrar devlet ormanı içerisine alınma işleminin geçerli olup olmadığı, başka bir anlatımla, hukuki sonuç doğurup doğurmayacağının değerlendirilmesi..." gereğine değinilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra dava konusu 1850 parsel sayılı taşınmazın tamamının kesinleşen T... Devlet Ormanı sınırları içerisinde kaldığı, 1977 yılında kesinleşen orman tahdidine tapu sahiplerinin bir itirazının olmadığı ve eylemli olarak da orman niteliğinde bulunduğu belirtilerek davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı Mehmet vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1850 parsel sayılı taşınmaz tapu kaydı, D... Köyünde 10.05.1990 tarihinde yapılan kadastro tespiti sonucunda 59132 m2 yüzölçümünde ve T... Devlet Ormanı olarak Hazine adına oluşmuştur.
Keşifte bilgisine başvurulan uzman orman bilirkişi raporunda; dava konusu 1850 parsel sayılı taşınmazın 1942 yılında 3116 Sayılı Yasaya göre yapılan orman tahdidinde kısmen orman sınırları içerisinde bulunduğunun, Vakıflar Genel Müdürlüğünün itirazı üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 09.12.1947 tarih ve 208 sayılı hakem kararı ile tahdidin iptal edildiğini, 1952 yılında maki tefrik komisyonunca yapılan çalışmalar sonucunda makiye tefrik edildiğini, 1744 Sayılı Yasaya göre 09.12.1976 tarihinde ilan edilerek 09.12.1977 tarihinde kesinleşen orman tahdidinde Kızılçam Koru Ormanı olması nedeniyle, T... Devlet Ormanı olarak sınırlandırıldığını, tapu sahiplerinin bu tahdide ilişkin bir itirazlarının olmadığını, taşınmazın yaşlı, boylu ve kalın çaplı orman ağaçları ile örtülü olması nedeniyle, eylemli orman olma niteliğini sürdürdüğünü ve dayanak tapu kaydının hukuki geçerliliğini yitirdiğini belirtmiştir.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve 28.05.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3373 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 11. maddesi ile tapu maliklerine 10 yıllık hak düşürücü süre içinde orman tahdidine itiraz davası açma olanağı sağlanmışsa da, çekişmeli taşınmazla ilgili olarak orman kadastrosu 09.12.1977 tarihinde kesinleştiğine göre, hak sahiplerinin tapu kaydına tutunarak 10 yıl içinde orman kadastrosuna itiraz davası açma olanağı bulunmamaktadır.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1977 yılında yapılan orman kadastrosu 3373 Sayılı Yasanın yürürlüğünden önce kesinleştiğine göre, tapu sahipleri için tanınan 10 yıllık dava süresinden söz edilemez. 1744 Sayılı Yasa döneminde dava açma süresi bir yıl olup, 3373 Sayılı Yasa ile getirilen 10 yıllık hak düşürücü süreye ilişkin kuralın, yasa yürürlük tarihinden önce düşmüş olan haklara uygulanacağına dair bir hüküm de bulunmadığı gibi, davacının makiye ayırma tarihinden sonra 22.03.1996 tarih ve 1993/5-1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca özel yasalar uyarınca oluşturulmuş bir tapu kaydının da bulunmadığı anlaşıldığına göre,
Sonuç: Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik olmadığından, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 275.000.000.- TL. vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılar Orman Yönetimi ve Hazineye ayrı ayrı verilmesine, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 17/06/2003 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy