(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 45)
Dava ve Karar: Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Orman Yönetimi ve Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği Redifler Köyü, Çelcekaya ve Gölyanı mevkiilerinde bulunan toplam beş parça taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medeni Yasanın 713 üncü maddesi hükmüne göre adına tescili isteğiyle dava açmıştır. Mahkemece dava dilekçesinin 5. sırasında yazılı ve fen bilirkişi raporunda 5 numarayla gösterilen 789 m² taşınmazla yine dava dilekçesinin ve fen bilirkişi raporunun 1 numarasıyla belirtilen 1934 m² yüzölçümündeki taşınmazlar hakkındaki davanın kabulüyle davacı adına tapuya tesciline, dava dilekçesinin 1 (a), 2, 3, 4 (A,B,C) sırasında yazılı ve fen raporunda aynı numaralarla belirtilen taşınmazlar orman niteliğinde olduğundan haklarında davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalı Orman Yönetimi ve Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713 üncü maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yörede dava tarihinden önce orman kadastrosuyla bilirkişi raporuna göre de bu güne kadar genel arazi kadastrosu yapılmamıştır. Mahkemece ise, bu husus resmen sorulmamıştır.
Dairede aynı gün temyiz incelemesi yapılan, mahkemenin 2002/86, 84, 80, 78, 85, 113, 83, 114, 112, 115, 116, 110, 111 sayılı dava dosyalarında; davacı gerçek kişiler tarafından, aynı köyün aynı mevkiinde, birbirine bitişik ya da yakın olan, yüzölçümü sekiz dönümü geçmeyen taşınmazların, Karayolları'nca kum ocağı (ya da taş ocağı) olarak kamulaştırılan alanlardan, kum ve taş çıkartılması sırasında tahrip edildiğini, yararlarına kazandırıcı zamanaşımı yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu iddiasıyla, tapuya tescili istemiyle açılan davaların, resmi belgelerin uygulanmasına dayalı araştırma, inceleme ve keşif sonucu düzenlenen orman uzmanı, ziraat uzmanı ve fen elemanı bilirkişi raporlarıyla orman sayılmayan yerlerden olduğunun, davacı gerçek kişiler yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğunun belirlendiği gerekçesiyle kısmen ya da tamamen kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Ne var ki; yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Mahkemenin 2002/85, 112 ve 111 sayılı davalarından önce delil tesbiti yapıldığından söz edildiği halde, bu delil tesbiti dosyaları getirtilmemiş, kararlara dayanak yapılan Fen Bilirkişi Mehmet Eroğlu tarafından düzenlenen krokilerde koordinat hesabı yapılmadan, birbirine sınır gösterilen taşınmazlar kenarlaştırılmadan infazı olanaksız kılacak biçimde ölçeksiz olarak düzenlenmiş, aynı bilirkişinin, mahkemenin 2002/86, 84, 80, 78, 113, 83, 114, 115, 116, 110 sayılı dosyalarında delil tesbiti sırasında, aynı taşınmazlar için düzenlediği krokiler sınırlar ve tersimat yönünden tescil kararının dayanağı krokilerden oldukça farklı çizilmiştir. Orman yüksek mühendisi bilirkişi, her bir taşınmaz için düzenlediği raporlarda, aynı mevkiide, ya birbirine sınır ya da bir birine yakın bulunan çekişmeli taşınmazlardan bazılarının en eski memleket haritasında kısmen orman, bazılarının ormansız açık ziraat alanı olarak nitelendirildiğini bildirmiş ve 1/25000 ölçekli memleket haritasında, 1 cm² nin 1/8 kadarını kaplayacağı düşünüldüğünde, yüzölçümü sekiz dönümü geçmeyen taşınmazları, denetime olanak tanımayacak biçimde, memleket haritasında nokta şeklinde işaretlemek suretiyle göstermiştir. Ziraat uzmanı bilirkişi çekişmeli taşınmazların toprağının yüzeysel olduğunu, yüksel eğimli olup teraslamayla tarım alanı olarak kullanılabileceğini, yerel bilirkişi ve tanık beyanlarıyla orman uzmanı bilirkişi raporuna göre, taşınmazların kadim tarım alanı olduğunu bildirmiş, yerel bilirkişi ve tanıklar, orman uzmanı bilirkişi ve ziraat uzmanı bilirkişinin somut ve teknik bulgularıyla örtüşmeyecek biçimde, soyut olarak taşınmazların 25 yıldan fazla zamandır, davacı gerçek kişiler tarafından zilyet edildiğini bildirmişlerdir. Aralarında menfaat birliği olan aynı nedene dayalı olarak dava açan kişiler birbirlerinin davasında yerel bilirkişi veya tanık olarak ifade vermişler ve mahkemece bu tanık ve yerel bilirkişi sözlerine değer verilmiştir.
Orman sınırlandırılması yapılmayan veya sınırlandırılmanın ilk olarak yapıldığı yerlerde, bir yerin orman niteliğinin ve hukuki durumunun 3116, 4785 ve 5658 Sayılı Yasa hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. 3116 Sayılı Yasayla sadece devlet ormanları belirlenmiştir. 13.07.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 Sayılı Yasanın 1 inci maddesi gereğince 2 nci maddesinde sayılan istisnalar dışında bütün ormanlar devletleştirilmiş, devletleştirilen ormanlardan bazıları sonradan yürürlüğe giren 5658 Sayılı Yasayla iadeye TABİ tutulmuştur. İadenin koşulları yasada gösterilmiştir.
O halde, dava konusu taşınmazların aynı mevkide bulunması aynı nedene dayanılarak dava konusu edilmesi ve yüzölçümleri dikkate alındığında, yüzölçümü küçük her bir taşınmaz için ayrı ayrı yapılacak incelemeyle sonuca gidilemeyeceği ortadadır. Bu nedenle, mahkemece, öncelikle; mevcut olduğu halde getirtilmeyen delil tesbiti dosyaları, kamulaştırmasız el atma davalarına ilişkin dosyalar, sözü edilen kum ocağı yada taş ocağı kamulaştırmasına ilişkin karar ve haritalar, en eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip dosyalar keşfe hazırlanmalı, dosyalardan birisi kılavuz dosya seçilerek, önceki bilirkişiler dışında serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç uzman orman yüksek mühendisi bulunamadığı takdirde, üç orman mühendisi ve üç harita mühendisi veya bulunamadığı taktirde üç fen elemanı aracılığıyla, geniş sahaların ölçümü için gerekli teknik aletlerde götürülerek, yeniden yapılacak keşifte, çekişmeli taşınmazlar belirlenip, 1/5000 ölçekli, koordinat esasına dayalı, birleşik haritaları düzenlenmeli, memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı çekişmeli taşınmazlarla birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazların öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği, kamulaştırma evrak ve haritalarında ne gibi işleme tabi tutulduğu, ne olarak nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 Sayılı Yasalar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 Sayılı Yasanın 45 inci maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararlarıyla iptal edilmiş olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; kesinleşmiş tahdit söz konusu olmadığından, yukarıda değinilen belgeler uzman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; memleket haritası, çekişmeli taşınmazların çizilecek 1/5000 ölçekli birleşik haritanın ölçekleri eşitlenip birbiri üzerine aplike edilerek çekişmeli ve komşu taşınmazların memleket haritasına göre, konumu saptanıp; bu haritayla irtibatını duraksamaya yer vermeyecek biçimde gösteren, memleket haritasındaki renkleri ve işaretleri aynen içeren, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan kroki düzenlettirilip, bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalıdır.
Yukarıda değinilen yöntemle yapılacak araştırma sonucu taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu saptandığı takdirde, Hazineye karşı gerçek kişinin zilyetlik yoluyla kazanma koşullarının varlığını kanıtlaması gerekir. Bu sebeple, yapılacak keşifte, var ise davacıların aralarında menfaat birliği olmayan zilyetlik tanıkları taşınmaz başında dinlenip, zilyetliğin nasıl ve ne zaman başladığı; kaç yıl süre ile ne şekilde devam ettiği sorulup, yeterli ve kesin yanıtlar alınmalı; Toprak bilgisine sahip tarım uzman bilirkişi görevlendirilip, taşınmazların tarım toprağı olup olmadığı ve tarım toprağı ise, kaç yıldır, ne şekilde kullanıldığı saptanıp; bu yolda, bilimsel verilere dayalı kapsamlı rapor düzenlettirilmeli, bu rapor ve haritaların örneği her bir dava dosyasına konulmalı, daha önce yapılıp kesinleşen kamulaştırma alanı içinde kalan taşınmaz bölümünün zilyetlik yoluyla kazanılamayacağı düşünülmelidir.
Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hazine ve Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 10/11/2003 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy