(4721 S. K. m. 713) (743 S. K. m. 639) (3402 S. K. m. 16)
Dava: Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda, davanın kabulü yolunda kurulan hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği Y. Köyünde bulunan toplam iki parça taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medeni Yasanın 713. maddesi hükmüne göre adına tescilini istemiştir. Mahkemece, dava dilekçesinde yazılı 129 parsel sayılı 7960 m2 ve 603 parsel sayılı 8220 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar hakkındaki davanın kabulü ile davacı belediye başkanlığı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazların tesciline ilişkindir.
Taşınmazların bulunduğu yerde genel arazi kadastrosu işlemi 1958 yılında yapılmış ve sonuçları 09.04.1958 - 17.06.1958 tarihleri arasında ilan edilmiş ve kesinleşmiştir. Kesinleşme tarihi ile davanın açıldığı tarih arasında 20 yıllık süre geçmiştir.
Davacı belediye başkanlığı, zilyetliğe dayalı olarak dava konusu taşınmazların MK'nun eski 639 maddesi yeni 713. maddesine göre tescilini istemiştir. Yerel mahkemece davacı belediye adına zilyetlikle kazanım koşullarının gerçekleştiğinden bahisle tescil yolunda hüküm kurulmuştur. Dava, mülkiyet savını içeren bir dava niteliğinde olması nedeniyle orman yönetiminin de taraf bulunduğu gözetildiğinde konu itibarı ile hakemin inceleyeceği ya da görevi içinde olarak değerlendirilebilecek bir konu değildir. Bu durumda, uyuşmazlığın doğrudan mahkemenin görevi içinde olan bir konu olarak ele alınması gerekmektedir. Öncelikle, 3402 Sayılı Yasanın kamu malına tekabül eden 16. maddesinde mezarlıkların ilgili idari birim adına tesbit edilebileceği belirlenmiş olup, yasada tescil yolunda hiçbir hüküm mevcut değildir. Bu nedenle, öncelikle mezarlık için zilyetliğe dayalı tescil isteminin kabulüne yer yoktur.
Mezarlıklar, 3402 Sayılı Yasanın 16. maddesi uyarınca belediye adına tesbit edilebilir ve sınırlandırılarak bu niteliği ile kullanılır. Ancak, mezarlıkların bulunduğu konum davada yine önem taşımaktadır. Şöyle ki; yapılan keşiflerde düzenlenen raporlara göre bir uzman bilirkişi 1956 tarihli memleket haritasında dava konusu olan 603 parselin yeşile boyalı ormanlık alan dışında, dava konusu 129 parselin ise yeşile boyalı ormanlık alan içinde kaldığını, diğer uzman orman bilirkişi ise aynı tarihli memleket haritasında her iki taşınmazın açık alanda kaldığını belirterek taşınmazların memleket haritasındaki konumlarını farklı yerlerde işaretlemişlerdir. Bu raporlara dayanılarak hüküm kurulamaz.
Orman sınırlandırılması yapılmayan veya sınırlandırılmanın ilk olarak yapıldığı yerlerde, bir yerin orman niteliğinin ve hukuki durumunun 3116, 4785 ve 5658 sayılı Yasa hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. 3116 Sayılı Yasa ile sadece devlet ormanları belirlenmiştir. 13.07.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 Sayılı Yasanın 1. maddesi gereğince 2. maddesinde sayılan istisnalar dışında bütün ormanlar devletleştirilmiş, devletleştirilen ormanlardan bazıları sonradan yürürlüğe giren 5658 Sayılı Yasa ile iadeye tabi tutulmuştur. İadenin koşulları yasada gösterilmiştir.
Mahkemece, eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç uzman orman mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 Sayılı Yasalar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 Sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesi'nin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; kesinleşmiş tahdit söz konusu olmadığından, yukarıda değinilen diğer belgeler uzman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp, çekişmeli taşınmazın memleket haritasına göre konumu saptanıp; bu harita ile irtibatını duraksamaya yer vermeyecek biçimde gösteren, memleket haritasındaki renkleri ve işaretleri aynen içeren, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan kroki düzenlettirilip, bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalıdır.
Dava konusu olan taşınmazların konumları itibarı ile yukarıda değinilen şekilde yapılacak keşif sonucunda belgelere göre veya eylemli olarak orman oldukları saptandığı takdirde mezarlık savı söz konusu olduğu için yine mezarlık konusunda gerekli araştırma ve inceleme yapılarak gerçekten bu şekilde kullanıldığı, eski mezarlık olduğu saptandığı takdirde, orman içi mezarlık olarak kabulünün mümkün olduğu göz önüne alınmalıdır. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin eksik inceleme ile çelişkili ve yetersiz bilirkişi raporlarına dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı Hazine'nin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 18.03.2004 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy