(6831 S. K. m. 2/B, 7, 11/1)
Dava: Taraflar arasındaki şerhin silinmesi davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtay'ca incelenmesi orman yönetimi ve Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, A. Köyü 3 parsel numaralı taşınmazın murislerinden intikal ettiği ve orman sayılmayan yerlerden olduğu konusunda kesin hüküm bulunduğu halde, tapu kaydı üzerine "orman sınırı dışına çıkarılmıştır" şerhi konmuş olduğunu, yasal dayanağı bulunmayan şerhin silinmesini; Hazine ise, karşı davasında 3 sayılı parselin 2/B madde sahası olarak Hazine adına orman sınırı dışına çıkartıldığından davacılara ait tapunun iptali ile Hazine adına tescil istemişlerdir. Mahkemece, gerçek kişi davacıların davasının kabulü ile taşınmazın 2/B madde sahasında kaldığına ilişkin şerhin silinmesine, Hazine'nin karşı davasının reddine karar verilmiş, hüküm orman yönetimi ve Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, 2/B şerhinin tapudan silinmesi istemine; Hazine'nin karşı davası ise, tapu iptali tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 04.08.1985 tarihinde 6831 Sayılı Yasanın 2896 Sayılı Yasa ile değişik hükümlerine göre ilanı yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B uygulaması vardır. Genel arazi kadastrosu işlemi ise, 1982 yılında yapılmıştır.
Mahkemece, tapulama mahkemesinin 1983/50- 1043 sayılı dosyasının taraflar arasında kesin hüküm oluşturduğu gerekçe gösterilerek ve bu dosyadaki deliller göz önünde bulundurularak 3 numaralı parselin tapu kaydı üzerindeki 2/B şerhinin silinmesine karar verilmiştir.
Çekişmeli 3 numaralı parsel, 1982 yılında yapılan arazi kadastro çalışmaları sırasında tapu kaydına dayanılarak davacılar murisi S. adına 27.800 m2 yüzölçümü ile tespit edilmiş, orman yönetiminin tapulama mahkemesinin 1983/50 sayılı dosyasında açtığı dava sonucu orman yüksek mühendisi C.Çnin resmi belgeleri uygulamaksızın keşif günündeki bulgulara göre hazırladığı 07.12.1983 tarihli raporunda, taşınmazın ( A ) bölümünün ( 8400 m2 ) orman sayılan, ( B ) bölümünün ( 19.400 m2 ) orman sayılmayan yerlerden olduğunu bildirmesi üzerine, verilen ve kesinleşen karar nedeniyle ( B ) bölümü ifraz edilerek 3 parsel numarasıyla 19.400 m2 yüzölçümüyle S. adına tapuya hükmen tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Daha sonra 1985 yılında 6831 Sayılı Yasanın 2896 Sayılı Yasa ile değişik hükümlerine göre yapılıp 04.08.1986 tarihinde kesinleşen orman kadastrosu sırasında çekişmeli 3 numaralı parselin tamamı orman sınırları içine alınarak aynı anda 2/B madde sahası olarak ayrılmış ve tapuya 08.03.1995 tarih 1370 yevmiye numarası ile taşınmazın 2/B madde uygulaması gereğince orman sınırı dışına çıkarıldığına dair şerh konulmuştur.
Tapulama mahkemesinin 1983/50 sayılı dosyasında Hazine taraf olmadığına göre, hükmün Hazine'yi bağlamayacağı bir yana, somut olayda orman kadastrosu 6831 Sayılı Yasanın 2896 Sayılı Yasa ile değişik hükümlerine göre yapılmıştır. Sözü edilen yasanın 7. maddesinde "...herhangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış ormanların... kadastrosunun... orman kadastro komisyonları tarafından yapılır" ve yine aynı yasanın 11. maddesinde "...hak sahipleri askı tarihinden itibaren bir yıl içinde görevli ve yetkili asliye mahkemelerine müracaatla sınırlamaya İtiraz edebilirler. Bu müddet içinde İtiraz olmaz ise, komisyon kararı kesinleşir". Çekişmeli parseli içine alan orman kadastro işlemi 04.08.1986 tarihinde kesinleşmiş, temyize konu dava 2002 yılında açılmıştır. Hukuk Genel Kurulu'nun 20.03.1996 gün ve 1995/20 1086/174 sayılı kararıyla da kabul edildiği gibi, 6831 sayılı Orman Yasasının orman kadastrosuna ilişkin hükümleri diğer kadastro yasaları gibi tasfiye amacı güder. Orman sınırlandırma işlemlerine karşı ilgilileri tarafından açılacak davalar için tanınmış olan süreler, hak düşürücü sürelerdir. Kadastro yasalarındaki hak düşürücü sürelerin kabulünden amaç, kamu düzenini korumaktır. Belli bir süre geçtikten sonra kadastrodan önceki haklara dayanarak dava açılmasının önlenmesi, uyuşmazlıkların sona erdirilmesi istenmiştir. Hak arama özgürlüğünü n sınırsız olarak kabulü kamu düzenini aksi yönde etkiler. Hak düşürücü süre ile mülkiyet hakkı değil, hak arama özgürlüğü belli bir süre ile sınırlandırılmıştır. Bu sürelerin doğrudan doğruya kamu düzenini İlgilendirmeleri nedeniyle davanın hangi aşamasında olursa olsun mahkemece kendiliğinden gözetilmeleri gerekir. Bu nitelikleriyle dava engellerinden olup ilk önce incelenmesi icap eder. Davada hak düşürücü süre söz konusu ise dava dinlenemez, işin esası incelenemez. Dava dinlenemeyeceğine göre, kadastrodan önce var olan bir kesin hükmün de tartışma konusu yapılması olanağı yoktur.
Orman kadastro komisyonlarının sınırlandırma sırasında kesinleşmiş mahkeme kararlarını dikkate alması, bunlara riayet etmesi gerektiği hususu kuşkusuzdur. Dikkate alınmadığı, görülmediği ya da uygulanması unutulduğu takdirde, ilgililer buna karşı yasanın öngördüğü süre içerisinde tahdide itiraz davası açabilirler. Kesin hükmün varlığı, tahdidin kendiliğinden geçersiz olması sonucunu doğurmaz. Yanlışlığın süresinde açılacak bir dava ile düzeltilmesi gerekir.
Somut olayda, tahdidin yapıldığı ve kesinleştiği tarihlerde yürürlükte bulunan 2896 Sayılı Yasayla getirtilen değişikliğe göre, orman sınırlandırılmasına karşı dava açma süresi bir yıl, davanın açıldığı günde yürürlükte bulunan 3373 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 11. maddesinin 1. fıkrasına göre ise, altı aydır. Aynı fıkrada yapılan son değişiklikle, ister kesin hükümle olsun, isterse başka biçimde oluşsun, tapu kaydı maliklerine, tahdidin iptali davası açmaları için 10 yıllık süre tanınmıştır. Bu iki hak arama süresinin dışında, nedeni ne olursa olsun süresiz hak arama özgürlüğü tanıyan bir yasa hükmü yoktur. 3373 Sayılı Yasa ise 10 yıllık hak düşürücü süreye ilişkin kuralın yürürlük tarihinden önce düşmüş olan haklara uygulanacağına dair bir hüküm de getirilmiş değildir. Bu durumda, dava tarihi itibariyle bu sürenin çoktan geçirildiği, 3373 Sayılı Yasa ile değiştirilen 6831 Sayılı Yasanın 11/1. maddesinde tapulu taşınmazlar hakkında 10 yıllık itiraz süresi getirilmişse de, bunun somut olaya uygulanamayacağı ve aslında bu hak düşürücü sürenin dahi geçirilmiş olduğu, bu nedenle orman kadastrosu ve 2/B uygulaması kişi yönünden kesinleşmiş olduğuna, hak düşürücü süre nedeniyle davanın dinlenme koşulu bulunmadığına göre, kesin hükmün bulunup bulunmadığı konusunun bu davada tartışılamayacağı göz önünde bulundurularak mahkemece yeniden yapılacak keşifte kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde haritası yerine uygulanmak suretiyle 2/B madde sahası kapsamının belirlenmesi ve çekişmeli 3 sayılı parselin 2/B madde sahasında kalan bölümleri yönünden Hazine'nin karşı davasının kabulü, baştan beri orman kadastrosu ve 2/B madde sınırları dışında kalan bölüm varsa o bölüm yönünden de gerçek kişi davacıların isteminin kabulü gerekir.
Mahkemece bu hususlar göz önünde bulundurulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, orman yönetimi ve Hazine'nin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle orman yönetimi ve Hazine'nin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde orman yönetimine iadesine 21.09.2004 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy