(4721 S. K. m. 713) (6831 S. K. m. 1, 2) (3402 S. K. m. 4) (YHGK. 12.05.2004 T. 2004/8-242 E. 2004/292 K.)
Dava: Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Orman Yönetimi ve Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği, Kavakarası Köyü Aralık mevkiinde bulunan 9-10 dönümlük taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medeni Yasanın 713. maddesi hükmüne göre adına tescilini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne, 17.06.2003 tarihli müşterek bilirkişi rapor ve krokisinde (A) ile gösterilen 8782.84 m2 yüzölçümündeki taşınmazın davacı Canyan Özden adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm Orman Yönetimi ve Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce 1942 yılında 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra, 1979 yılında 1744 Sayılı Yasa döneminde yapılarak dava tarihinden önce kesinleşen aplikasyon ve 2. madde uygulaması, 1987 yılında 3302 Sayılı Yasa döneminde yapılıp, 3373 Sayılı Yasa döneminde 14.10.1988 tarihinde ilan edilerek, yine dava tarihinden önce kesinleşen aplikasyon ile daha önce sınırlaması yapılmamış ormanlarda 4785 sayılı yasa hükümleri gözetilerek orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması vardır.
Genel arazi kadastrosu 1953 yılında yapılıp kesinleşmiş, çekişmeli taşınmaz Devlet çam ormanında olduğu paftasında işaretlenerek, tapulama dışı bırakılmıştır.
Mahkemece, kesinleşmiş orman kadastro haritası ile eski tarihli memleket haritası hava fotoğrafı ve amenajman planının uygulanmasına dayalı araştırma inceleme ve keşif sonucu düzenlenen Orman Mühendisi ve Fen elemanı bilirkişinin müşterek imzalı rapor ve krokileriyle, çekişmeli taşınmazın 1942 yılında yapılan orman kadastrosu sınırları dışında bırakıldığı ve davacı yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiğinin belirlendiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir.
Şöyle ki; bilirkişi raporunda, çekişmeli taşınmazın 1942 orman kadastrosunda orman sınırları dışında bırakıldığı, eski tarihli memleket haritasında açık alan olarak nitelendirildiği bildirilmişse de, çekişmeli taşınmazın yönetim tarafından gönderilen memleket haritasındaki konumu denetime olanak tanımayacak biçimde gösterilip, bilirkişilerin raporlarına ekledikleri orman sınır hattına irtibatlı krokideki 4208, 4222, 4221 ve 4025 numaralı orman sınır noktalarından oluşan orman sınır hattı ile bir örneği dosyada bulunan 1942 orman kadastro haritasındaki aynı orman sınır noktalarından oluşan orman sınır hattı açı ve mesafe olarak çelişmektedir. teknik bilirkişilerin belirlediği bitki örtüsü, eğim ve çevre taşınmazlar dikkate alındığında, çekişmeli taşınmazların imar ihya görüp görmediği, gördü ise ne şekilde gördüğü, birkaç zeytin ağacının aşılanmasının, taşların toplanarak etrafının tel çitle çevrilmesinin veya süs bitkisi veya birkaç meyve ağacı dikilmesinin imar ihya sayılıp sayılmayacağı, taşınmazın ekonomik amacına uygun zilyet edilip edilmediği, imar ihyanın tamamlandığı tarih ile zilyetliğin ne zaman başladığı ve süresi konularında yeterli araştırma ve inceleme yapılmamış, çelişkiler üzerinde durulmamıştır.
Diğer taraftan yukarıda belirtilen hususlarda yapılan araştırma ve inceleme yeterli olmasa da; çekişmeli taşınmazın 1953 yılında 5602 sayılı yasa hükümlerine göre yapılıp kesinleşen genel arazi kadastrosunda orman olarak paftasına yazılmak suretiyle tapulama dışı bırakıldığı hususunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur.
Bilindiği gibi, 3402 Sayılı Yasanın yürürlüğüne kadar, çalışma alanı içinde bulunan sınırlaması itirazsız kesinleşmiş ormanlara ilişkin haritalar tapuya aktarılır, arazi kadastro ekipleri bu sınırlara uyar, kesinleşmiş bir orman kadastrosu yok ise Orman Yönetiminden orman sınırlarını bildirmesi istenir, yönetimin bildirdiği sınırlar esas alınarak arazi kadastrosu yapılır, ilan edilen çalışma alanı içinde kalan ormanlar tespit dışı bırakılırdı. 3402 Sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra ise, yasanın 4. maddesi gereğince işlem yapılmaktadır.
Yörede ilk defa 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ile sadece devlet ormanları sınırlanmıştır. 1988 yılında yapılıp kesinleşen aplikasyon ve orman kadastrosunda ise 4785 Sayılı Yasa hükümlerine göre re sen devletleşen orman alanları da sınırlandırılmıştır. Çekişmeli taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığı sadece 1942 yılındaki orman kadastro sınırları uygulanmak suretiyle belirlenemez. 4785 Sayılı Yasa hükümlerine göre re sen devletleşen yerlerden olup olmadığının tesbiti 1988 orman kadastro haritasının uygulanması suretiyle belirlenmelidir. Uzman bilirkişiler tarafından çekişmeli taşınmazın 1988 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosunda orman sınırları dışında bırakıldığı bildirilmişse de, 1953 yılında yapılan arazi kadastrosunda çekişmeli taşınmaz ile bu taşınmazın güney, Doğu ve Batısındaki taşınmazların orman olduğu paftasına yazılarak tapulama dışı bırakıldığı, Kuzey Doğusundaki bir kısım arazinin ise gerçek kişiler adına tapulandığı, çekişmeli taşınmazın bilirkişiler tarafından bildirilen eylemli durumu, bitki örtüsü ve eğimine göre orman olarak sınırlanan alanlar ile ayırıcı unsur bulunmadığı, 5602 Sayılı Yasa hükümlerine göre arazi kadastro ekiplerinin yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri dikkate alındığında, dava konusu taşınmazın yer aldığı arazi bölümünün orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü zorunludur. Bu durumda, davacı tarafın taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğunu kesin deliller ile kanıtlaması zorunlu olup, davacılar bu hususu kanıtlayamamıştır. 6831 Sayılı Yasanın 1. maddesi gereğince Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaçcık toplulukları yerleri ile birlikte orman sayılır. Zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kayıp ettiği anlamına gelmez. Toprağı ile birlikte orman sayılan taşınmazın zilyetlikle kazanılması olanağı yoktur. Ne var ki, taşınmazın bulunduğu yerde 1988 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosunda taşınmaz orman sınırları dışında bırakılmıştır. Taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinilebilmesi bu tarihten sonra olanaklı hale gelmiştir. Dava tarihi ile taşınmazın orman kadastro sınırları dışında bırakıldığı tarih arasında yasada öngörülen 20 yıllık zilyetlik süresi dolmadığından, davacının zilyetliğine değer verilemez. (Yargıtay Yüksek Hukuk Genel Kurulunun 12.05.2004 gün ve 2004/8-242 Esas, 2004/292 karar sayılı kararı da bu yöndedir.) Davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle kabulü yolunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hazine ve Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde Orman Yönetimine iadesine 23.12.2004 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy