(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 4, 14, 17) (766 S. K. m. 46) (6831 S. K. m. 1, 7) (YHGK. 21.01.2004 T. 2004/8-15 E. 2004/7 K.) (YHGK. 24.10.2001 T. 2001/8-964 E. 2001/751 K.)
Dava: Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtay'ca tetkiki Hazine ve Köy tüzelkişiliği tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı İbrahim Yavrucu 24.06.2005 günlü dilekçesiyle sınırlarını bildirdiği Esenyurt (Karadin) Köyü İncirli Burun Mevkiinde bulunan 3150 m2 yüzölçümündeki taşınmazın, 1957 yılında yapılan kadastroda taşlık ve fundalık niteliğiyle tapulama dışı bırakıldığını, köy halkı ve köy ihtiyar heyeti tarafından 1970 yılında kendisine verildiğini, imar ihya edip tarım alanı haline getirdiğini, o tarihten beri zilyet ettiğini, tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zaman aşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medeni Kanunun 713. maddesi hükmüne göre adına tescilini istemiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, esenyurt köyünde bulunan ve fen bilirkişi krokisinde (A) ile gösterilen 2287,55 m2 yüzölçümündeki taşınmazın davacı adına tapuya tesciline, aynı krokide gösterilen 84,95 m2 yüzölçümündeki bölümün orman sayıldığından ve bu bölüme ait davadan feragat edildiğinden bu bölüme ait davanın reddine karar verilmiş, hüküm Hazine ve Köy tüzel kişiliği tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Kanunun 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tespit gününden önce 1994 yılında yapılıp, 06.04.1995 gününde ilan edilerek, 06.10.1995 gününde kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır.
Taşınmazın bulunduğu yerde bu güne kadar genel arazi kadastrosu 1957 yılında yapılmış ve sonuçları 17.08.1957 ila 16.09.1957 gününde ilan edilmiş ve kesinleşmiştir. Kesinleşme tarihi ile davanın açıldığı gün arasında 20 senelik süre geçmiştir.
Mahkemece yapılan inceleme sonucunda çekişmeli taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığı, Medeni Kanunun 713 ve 3402 S.Kanunun 14 ve 17. maddelerinde yazılı imar - ihya ve kazandırıcı zaman aşımı yolu ile taşınmaz edinme koşullarının davacı yararına oluştuğu kabul edilerek, (A) bölümüne ait davanın kabulü yolunda hüküm kurulmuştur.
Ne var ki; yörede 1957 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sonucunda düzenlenen ve bir örneği dava dosyasına getirtilen orijinalinden fotokopisi çıkarılmış kadastro pafta örneğinden, çekişmeli taşınmazın bulunduğu alanın, bu yerde 1957 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında taşlık ve fundalık niteliğiyle tespit harici bırakıldığı anlaşılmaktadır. H.G.K.'nun 21.01.2004 tarih 2004/8-15-7 ve 12.05.2004 tarih 2004/8-242-292 s. kararlarında da belirtildiği gibi, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede arazi kadastrosu 1957 yılında 5602 S. Kadastro Kanunu yürürlüğü sırasında yapıldığı ve davaya konu taşınmazın tespit dışı bırakıldığı tartışmasızdır. Burada halledilmesi gereken sorun, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın hangi nitelikte tespit dışı bırakıldığı konusudur.
3402 S. Kadastro Kanununun uygulanmaya başladığı 10.10.1987 tarihten önce 2613, 5602 ve 766 s. Yasaların hükümlerine göre, kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içindeki ormanlar tespit dışı bırakılmışlardır. Bir sair anlatımla; arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen ormanlara ilişkin kayıtlar, o birliğin çalışma alanının tapu kütüğüne aktarılmıştır (766 S. Kanunun madde 46/3). Bölgede orman kadastrosu yapılmamışsa,arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılması Orman İdaresinden istenmiş, İdarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle, belirlenen orman sınırına girmeden arazi kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir. Bu uygulama, 3402 S. Kadastro Kanununun yürürlüğe girdiği 10.10.1987 gününe kadar sürdürülmüş, 3402 S. Kanunun yürürlüğünden sonra ise anılan Kanunun 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerinin uygulanması gerekir. Bu nedenle; somut olayın (
.
.) S. Kanun hükümleri gereğince irdelemesi yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesi zorunludur.
1957 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla birlikte bu taşınmazların bitişiğinde bulunan arazi bölümlerinin tespit dışı bırakıldığı, çekişmeli taşınmazların bitişiğindeki ya da yakınındaki arazi bölümünün ise tarım arazisi niteliğiyle hak sahipleri adına tespit ve tescil edildikleri anlaşılmaktadır. Bu yerde 1994 yılında yapılan ve 1995 yılında kesinleşen orman kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazın da içinde yer aldığı şerit şeklindeki bir alanın orman kadastrosunda orman olarak sınırlandırılan alanlar ile tapula tarım alanları arasında şerit biçiminde bir arazinin orman tahdit hattı dışında kaldığı, yapılan uygulama ile belirlenmiştir. Arazinin konumu ve davalı taşınmaz ile orman arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarda anlatılan çalışma yöntemleri göz önünde bulundurulduğunda, davaya konu taşınmazların yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tespit dışı bırakıldığının kabulü zorunlu bulunmaktadır. Her ne kadar bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesinin orman olmadığını, üzerinde imar- ihyayı gerektirecek nitelikte maki veya benzeri bitki örtüsünün bulunmadığını, taşınmazların davacı tarafından 30 - 40 yıldır kullanıldığını ifade etmişlerse de, kadastro işlemi olan tespit dışı bırakma işlemine, araziye ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemez. Mevcut deliller karşısında taşınmazın öncesinin orman olmadığı, bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekir. Davacı taraf, taşınmazın öncesinin orman olmadığını kesin delillerle kanıtlayamamıştır. 6831 S. Orman Kanunu'nun 1. maddesi gereğince, Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır. zaman içerisinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmez. Toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı da mümkün değildir. Yine, H.G.K.'nun 24.10.2001 tarih ve 2001/8-964-751 s. ve 13.02.2002 tarih ve 2002/8 -183- 187 s. kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tespit harici bırakılan yerlerde, yukarda yazılı gerekçelerle orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağından, sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği kabul edilmiştir.
Bu nedenlerle; davaya konu taşınmazın öncesi orman olup bu niteliğini koruduğu sıradaki zilyetliğe değer verilemez. Zilyetlikle mülk edinme koşulları oluşmadığı gibi, dava konusu taşınmaz 6831 S. Kanunun 05.11.2003 tarih ve 4999 S.Kanun ile değişik 7. maddesi gereğince herhangi bir sebeple orman sınırı dışında bırakılan orman olması sebebiyle yeniden orman sınırları içine de alınabilir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı gerçek kişinin davasının reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ve gerekçelerle fen bilirkişi krokisinde (A) ile gösterilen bölüne ait davanın kabulü yolunda hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle; Hazine ile Köy Tüzelkişiliğinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına, peşin alınan temyiz harcının istem halinde Köy Tüzelkişiliğine iadesine 04.02.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy