(6831 S. K. m. 2) (3402 S. K. m. 14, 17)
Dava: Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtay'ca tetkiki davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında Tuzla Köyü 102 ada 49 parsel sayılı 5215,77 m2 yüzölçümlü taşınmaz 16.01.1961 tarih ve 28 sıra sayılı tapu kaydının miktar fazlası olarak ham toprak niteliği ile hazine adına tespit edilmiştir. Davacı, çekişmeli yerin babasından kalan bir yer olduğu iddiasıyla tespite itiraz etmiştir. Müdahiller, davacının yanında davaya katılmışlardır. Mahkemece davanın kabulü ile dava konusu taşınmazın kadastro tespitinin iptal edilmesine ve dava konusu taşınmazın hisseleri oranında davacı ve müdahiller adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1952 yılında orman kadastrosu, 1974 yılında 1744 sayılı Kanun ile değişik 2.madde uygulaması yapılmıştır. Daha sonra kadastrosu yapılmamış ormanların sınırlandırması ile 2/B madde uygulaması yapılarak 15.04.1999 - 15.10.1999 tarihleri arasında ilan edilerek kesinleşmiştir.
Mahkemece, dava konusu taşınmaz üzerinde davacılar yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Davalı 102 ada 49 sayılı parselin miktar fazlası olarak yazıldığı 42 sayılı parsele uygulanan 16.01.1961 tarih ve 28 sıra sayılı tapu kaydının dayanağı olan Karasu Asliye Hukuk Mahkemesinin 1959/425-1960/298 sayılı dosyası getirtilmemiş, bu dosyada hükme esas alınan, fen bilirkişi Cemalettin Üçok tarafından düzenlenen 09.09.1960 günlü tescil krokisi, keşif sırasında yerel bilirkişi ve fen bilirkişi yardımıyla uygulanıp, dava konusu yere uyup uymadığı belirlenmemiştir. Orman yönünden yapılan araştırma da yeterli değildir. Orman kadastro haritası ile geniş ölçekli kadastro paftası ölçekleri denkleştirilerek çakıştırılmadığı için orman bilirkişi raporunun doğru olup olmadığı denetlenememektedir.
Bu nedenle; mahkemece, 16.01.1961 tarih ve 28 sıra sayılı tapu kaydının dayanağı olan Karasu Asliye Hukuk Mahkemesinin 1959/425-1960/298 sayılı dosyası ile bu dosyada hükme esas alınan, fen bilirkişi Cemalettin Üçok tarafından düzenlenen 9.9.1960 günlü kroki, komşu parsel tutanak ve dayanak belgeleri ile yörede yapıldığı anlaşılan orman tahdidine ait işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneği ilgili yerlerden getirtilmeli, önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman yüksek orman mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi ve bir harita mühendisinden veya olmadığı takdirde bir tapu ve fen memurundan oluşturulacak iki kişilik bilirkişi kurulu aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte kesinleşmiş tahdit haritası ve tapulama paftası ölçekleri denkleştirilerek sağlıklı bir şekilde zemine uygulanıp, değişik açı ve uzaklıklarda olan en az 4 ya da 5 orman tahdit sınır (OTS) noktasını gösterecek şekilde çekişmeli taşınmazın tahdit hattına göre konumu duraksamaya yer vermeyecek şekilde saptanmalı; bilirkişilere tahdit hattı ile irtibatlı müşterek kroki düzenlettirilmeli, yukarda belirtilen 09.09.1960 günlü tescil kroki yerel bilirkişi ve fen bilirkişi yardımıyla uygulanmalı, davalı 49 sayılı parselin krokiye göre konumu belirlenmeli, komşu parsellere uygulanan dayanak belgelerde davalı taşınmaz yönünün ne okunduğu araştırılmalı, dava konusu taşınmaz kesinleşmiş orman sınırları içerisinde veya tescil krokisinde orman olarak belirtilen alanda kalıyorsa dava reddedilmelidir.
Yukarıda açıklanan yönteme göre yapılacak araştırma sonunda, parselin orman olmadığı anlaşılırsa, bu defa davacı ve müşterekleri yönünden 3402 sayılı Kanunun 14. ve 17. maddelerindeki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmalı; imar ve ihya üzerinde durulup, bu konuda ve zilyetliğin tespiti yönünden tanık beyanlarına başvurulmalı; parselin öncesinin ne olduğu, imar ve ihyanın hangi tarihte tamamlanıp bittiği, zilyetliğin hangi tarihte başlayıp kimler tarafından ne şekilde sürdürüldüğü, bu kullanımın taşınmazın ekonomik amacına uygun olup olmadığı, tanıkların imar-ihya ve zilyetlik olgusunu hangi olaylarla nasıl hatırladıkları saptanmalı; davacıların belgesiz zilyetlik yoluyla kazandıkları toprak olup olmadığı, varsa cinsi ve miktarı tapu sicil ve kadastro müdürlüklerinden çekişmeli taşınmaz dışında, başka taşınmazlar için salt zilyetlik nedenine dayalı olarak açtıkları bir başka tescil davalarının bulunup bulunmadığı Mahkemeler Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulup tespit edilmeli; bütün kanıtlar toplanıp birlikte değerlendirilmeli; oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir. Belirtilen hususlar gözetilmeksizin, yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı görülmüştür.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle; davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 04.02.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy