(3402 S. K. m. 4, 11, 16) (YHGK. 08.06.2005 T. 2005/20-327 E. 2005/377 K.) (YHGK. 28.06.2006 T. 2006/20-467 E. 2006/494 K.)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı D. G., tapuda orman niteliğiyle kayıtlı Güllüce köyü 114 ada 1 parsel sayılı 2604965,99 m2 yüzölçümlü taşınmazın miras yoluyla gelen hakka dayanarak tapusunun iptaliyle adına tescilini istemiştir. Mahkemece davanın kabulüyle davaya konu taşınmazın tapu kaydının iptaliyle, 15.8.2011 tarihli fen bilirkişi rapor ve krokisinde (A) harfiyle işaretli 1663,88 m2'lik bölümün tarla niteliğiyle davacı adına tesciline, parselden geriye kalan 2603302,11 m2'lik bölümün kayıt maliki adına 114 ada 1 parsel olarak tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davalılardan Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 5304 Sayılı Yasayla değişik 4. maddesi hükmüne göre yapılmış, çekişmeli parsel orman alanı olarak sınırlandırılmıştır. Orman kadastrosu işlemleri 9.6.2009-9.7.2009 tarihleri arasında kısmi ilana çıkartılarak bu süre içinde itiraz edilmeyen taşınmazlar yönünden orman kadastro işlemi kesinleşmiştir.
Mahkemece; bilirkişi raporuna ekli krokide (A) harfiyle işaretli 1663,88 m2'lik kısmın kültür arazisi olduğu ve davacı yararına kazandırıcı zaman aşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de, incelenen dosya kapsamına, yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporuna göre mahkemenin değerlendirmesi yerinde değildir.
10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 Sayılı Kanunun 4/3. maddesi; Çalışma alanında orman bulunması ve 6831 Sayılı Orman Kanunu'na göre orman kadastrosuna başlanılmamış olması halinde, orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde her çeşit taşınmaz malların ormanlarla müşterek sınırlarının tayini ve tesbiti kadastro ekibi tarafından yapılır ve bu durum ekip tarafından iki ay önce Orman Genel müdürlüğüne bildirilir. Buna karşılık iki ay içinde kadastro komisyonlarınca orman sınırlarının belirlenmemesi halinde kadastro çalışma alanı sınırları kadastro ekiplerince belirlenir ve çalışmalar bu kanun hükümlerine göre yürütülür.
Kadastro ekiplerince bu şekilde tesbit ve ilan edilen yerlerde orman kadastro işlemleri de ikmal edilmiş sayılır. Orman kadastrosu kesinleşmiş yerlerde bu sınırlara aynen uyulur. şeklinde iken 22.2.2005 gün 5304 Sayılı Yasayla sözü edilen 3. fıkra değiştirilmiş ve aynı maddeye 4, 5 ve 6. fıkralar eklenmiştir. Bu değişiklikte 3. fıkra Çalışma alanında orman bulunması ve 6831 Sayılı Orman Yasasına göre orman kadastrosuna başlanılmamış olması halinde orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde her çeşit taşınmaz malların ormanlarla müşterek sınırlarının tayini ve tesbiti kadastro ekibi tarafından yapılır. Ancak; bu çalışmalarda kadastro ekibine Orman Genel Müdürlüğü taşra teşkilatınca görevlendirilecek en az bir orman yüksek mühendisi veya ziraat mühendisinin bildirimden itibaren 7 gün içinde iştirak ettirilmesi zorunludur. Bu çalışmalara muhtar ve bilirkişilerin katılmaması halinde çalışmalar re'sen devam ettirilir. şeklini almış,
Eklenen 5. fıkra ise, Çalışma alanındaki ormanların bu ekipçe sınırlandırılma ve tesbitleri yapılarak otuz günlük kısmi ilana alınır. Bu alanlarda orman kadastrosu yapılmış sayılır şeklindedir.
Yine, 27.1.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5831 Sayılı Tapu Kanunuyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesiyle 6831 Sayılı Orman Kanununun 7. maddesinin 1. fıkrasının sonuna; Ancak, henüz orman kadastrosuna başlanılmamış yerlerde, 3402 Sayılı Kadastro Kanunu hükümlerine göre belirlenen orman sınırı, orman kadastro komisyonlarınca belirlenen orman sınırı niteliğini kazanır cümlesi eklenmek suretiyle 6831 Sayılı Kanun hükümleri 3402 Sayılı Kanun hükümleriyle uyumlu hale getirilmiştir.
Yukarıda belirtilen yasaların getirdiği bu yeni düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; davaya konu taşınmazın bulunduğu yerde 3402 Sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca orman kadastro çalışmalarının yapıldığı, kadastro ekiplerince davaya konu taşınmazın orman niteliğiyle Hazine adına tesbit ve tescil edildiği ve kamu malı niteliğini kazandığı, 3402 Sayılı Kanunun 16/D maddesi hükmünde Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlar, bu Yasada hüküm bulunmayan hallerde, özel yasaları hükümlerine tabi olduğunun belirtildiği, bu sebeple ormanlar hakkında özel yasa olan 6831 Sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği ve 6831 Sayılı Kanunun 11/1. maddesinde de orman kadastrosunun kesinleşmesinden sonra tapulu taşınmazlarda tapu sahiplerinin 10 yıllık hak düşürücü süre içinde dava açabilecekleri hükmünün bulunduğu, bu ilkelerin H.G.K.'nun 8.6.2005 gün ve 2005/20-327-377 Sayılı ve 28.6.2006 gün 2006/20-467-494 Sayılı kararlarında da aynen benimsendiği anlaşılmakla, davacının zilyetliğe dayanarak açtığı davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle (A) ile gösterilen bölüm yönünden kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Orman Yönetimi ve Hazinenin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde Orman Yönetimine iadesine, 23.05.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Dava konusu Tokat Reşadiye Güllüce köyü: 114 Ada 1 Parsel sayılı taşınmaz, 3402 Sayılı Kanunun 18. maddesi uyarınca orman niteliğiyle Maliye Hazinesi adına 1.9.2006 tarihinde tespit edilmiştir.
Kadastro tutanağının edinme sebebi sütununda; ... tapu ve vergi kaydına rastlanmayan bu parselin Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan orman vasıflı taşınmazlardan olduğu ve orman vasfını koruduğu teknisyenliğimizce yapılan inceleme, muhtar ve bilirkişilerin müşterek beyanlarından anlaşılmakla, 5304 Sayılı Kanunla değişik 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 4. maddesine göre orman mühendisi ve ziraat mühendisinin katılımıyla Maliye Hazinesi adına tespiti yapıldı. beyanına yer verilmiştir. Tutanak 9.6.2009-8.7.2009 tarihleri arasında askıya çıkarılmış bu süre içerisinde itiraz edilmediğinden 9.7.2009 tarihinde kesinleşmiştir. İş bu dava ise Sulh Hukuk Mahkemesine 9.2.2011 tarihinde açılmıştır.
Dosya kapsamından niza konusu parselin tespitinin 5304 Sayılı Kanunla değişik 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 4. maddesine göre yapıldığı tartışmasızdır. Davacı tespitten önceki sebebe dayanarak iptal ve tescil talebinde bulunmuştur. Tutanağın kesinleştiği tarihten itibaren; davanın açıldığı 9.2.2011 tarihine kadar 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesindeki 10 yıllık sukutu hak süresi geçmemiştir. Yani dava hak düşürücü süre geçmeden açılmıştır.
Tespit 3402 Sayılı Kanun hükümlerine göre yapıldığına ve bu Kanun hükümleri uygulandığına göre, iptal ve tescil yönünden açılan davaya da bu Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğinde şüphe yoktur. Yani iptal için açılan davada, 3373 Sayılı Yasayla değişik 6831 Sayılı Kanunun 11. maddesi hükümlerini uygulama olanağı bulunmamaktadır. O halde; sadece tapulu taşınmazlarda 10 yıllık hak düşürücü sürenin nazara alınması ve süresi içerisinde açılmışsa esasa girilmesi gerektiğinin açıklanması, tapusuz taşınmazlarda zilyetliğe dayanılarak açılan iptal davalarında nazara alınmaması ve dava açılamayacağının belirtilmesini kabul 3402 Sayılı Kanunun 12/3. maddesini yok farz etmek olur ki, bunu düşünmek dahi mümkün değildir.
Somut olaya; Özel Kanun olan 6831 Sayılı Kanunun değişik 11. maddesinin uygulanması gerektiği de düşünülemez. Zira yukarda açıklandığı gibi, tespit 3402 Sayılı Kanuna göre yapılmıştır. Kesinleşen tutanaklara karşı 10 yıl içerisinde ister tapuya dayanılarak, isterse zilyetliğe dayanılarak iptal davası açılabilir. Kanunda bu yönde boşluk yoktur. Eğer tespit 6831 Sayılı Kanuna göre yapılmış olsa idi, o zaman 3373 Sayılı Kanunla değişik 6831 Sayılı Orman Kanunu'nun 11. maddesinin uygulanması gerekirdi.
Çoğunluğun görüşüne göre kişinin kadimden beri kendisine ait olup daha önceden kadastro geçmediği için tapusuz olan taşınmazının orman içinde bırakılmasında sadece 30 günlük kısmi ilan süresi içinde dava hakkı tanınması halinde ilgililerin dava hakkı neredeyse ortadan kaldırılmış olmaktadır. Zira kişiler kendi taşınmazlarının orman içinde kaldığını kısmi ilandan anlayamamakta ilgili kişilere herhangi bir tebligat da yapılmamaktadır.
Orman idaresine ve Hazineye süresiz dava hakkı tanınırken davalının tapusunun bulunmaması gerekçe göstererek sadece 1 aylık askı ilan süresini hak düşürücü süre olarak kabul edip genel mahkemelerde dava açma hakkı tanımamak davanın süjelerine karşı farklı muamele edilmesi sonucunu doğurmaktadır. Orman Kadastrosunun yapılması 3402 Sayılı Kanun kapsamına alındığına göre dava hakları da bu Kanuna göre belirlenmelidir.
Nitekim sayın çoğunluğun dayandığı Genel Kurul kararlarından daha sonra H.G.K.nun 18.10.2006 gün ve 2006/20-619-665 Sayılı Kararıyla; ... 3402 Sayılı Kanunun 4. maddesine göre yapılacak kadastro tespitlerinde zilyetliğe ve vergi kaydına dayalı olarak açılan davaların 30 günlük askı ilan süresiyle sınırlı olduğuna ve 10 yıllık hak düşürücü süre içinde dava açılmasının olanaklı olamadığına dair açık bir hüküm bulunmadığı, sınırlayıcı bir hüküm bulunmadan kişinin anayasal mülkiyet hakkının özüne dokunur şekilde dava açma süresinin kadastro tutanaklarının askı suretiyle ilana çıkarılmasından itibaren 30 günlük süreyle sınırlandırılması ve bir yerin orman olmadığı bilimsel olarak saptansa dahi hakkın etkin bir şekilde kullanılmasına imkan vermeyecek 30 günlük hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle mülkiyet hakkının elinden alınmasının doğru olmadığı, adil yargılanma hakkının gerek milli Anayasa ve gerek usul hukukunun önemli bir parçası olduğu gibi Avrupa Ortak Anayasal düzeninin temel bir değeri olarak kabul edildiği, bu özgürlükler sağlanana kadar bu hakların etkin bir şekilde korunmasını isteme hakkının güvence altına alınmasının önemli olduğu, başvurunun etkin olabilmesi için başvuru için konulan süreninde makul olması gerektiği, 30 günlük dava süresinin dava hazırlığı için yeterli olmadığı 3402 Sayılı Kanunun 4. maddesine göre yapılan kadastro işlemiyle bir yerin niteliğinin orman yada kültür arazisi olarak belirlenmesi durumunda, sonuçlarının ilanı ve hak düşürücü süreler ve bu sürelerde yapılacak itirazlar yönünden bir fark olmadığı, taşınmazların kadastro tesbitinde belirlenen niteliğinin, uyulması gereken usul kurallarını, ilan süresi ve hak düşürücü süreler yönünden fark yaratmayacağı, her ne kadar, 4. madde de orman sınırlaması ve orman sınırları dışına çıkarma işlemlerinin orman kadastro komisyonlarınca tesbit ve haritasına işaretlenerek tutanaklarıyla birlikte kadastro ekiplerine teslim edileceği öngörmüşse de, yasa metninden 6831 Sayılı Kanunun 11. maddesinde yer alan hak düşürücü sürenin uygulanması gerekeceğinin değil sadece orman olan yerlerde orman sınırlarının belirlenmesinde zorunlu olarak Orman Yasasının sınır belirlemesiyle ilgili özel hükümlerinin uygulanması gerektiği şeklinde anlaşılacağı, hak düşürücü süreler yönünden 3402 Sayılı Kanun tarafından orman yasasına bir atıfta yapılmadığı, somut olayda orman kadastro komisyonu 3402 Sayılı Kanunun 4. maddesine göre sınırlandırma yaptığına göre hak düşürücü sürenin de 3402 Sayılı Kanunun 12/3. maddesinde düzenlendiği şekilde olacağı,... yönünde karar verilmiştir.
Kanaatimce 5831 Sayılı Kanunla 6831 Sayılı Orman Kanunun 7. maddesine eklenen değişiklikle de Kadastro Kanuna göre yapılan orman sınırlandırmalarının hak düşürücü sürelerine dair herhangi bir değişiklik de getirilmemiştir ve yukarda açıklanan hukuk genel kurulu kararındaki değerlendirmeler geçerliliğini sürdürmektedir.
Dava süresinde açılmıştır. Davacı davaya konu parselin tamamına değil meyve ve kavak bahçesi olan bir kısmına dava açmıştır. Dava konusu kısım üzerinde usulüne uygun şekilde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesinden bu yerin gerek eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritası ve gerek eylemli durumu itibarıyla orman özelliği taşımadığı, davacı lehine zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu, davacıya atalarından kalan bir taşınmaz olduğu anlaşıldığından mahalli mahkeme kararı onanmalıdır. Açıklanan sebeplerle sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy