(2709 S. K. m. 153) (506 S. K. m. 80) (4046 S. K. m. 15)
Dava: Davacı, ödeme emrinin iptali ile yapılan icra takibinin 4046 sayılı Yasanın geçici 15. maddesine göre düşürülmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
Karar: Dava, hukuki nitelikçe davacı kuruluşun prim borcundan dolayı kurum tarafından 6183 sayılı Yasa uyarınca yapılan icra takibine itiraz ile 4046 sayılı Kanunun geçici 15. maddesi uyarınca takibin düşürülmesi istemine ilişkindir. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 80 ve 4046 sayılı Yasanın geçici 15. maddesidir. Anılan 80. maddede; Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanacağı, yetkili iş mahkemesine başvurulması alacakların takip ve tahsilini durdurmayacağı, dava ve icra takibi açılmış olsa bile, prim ve diğer alacakların ödenmemiş kısmı için gecikme zammının tahsil olunacağı, 4046 sayılı Yasanın geçici 15. maddesinde ise; bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte özelleştirme kapsamında bulunan kuruluşlar ile bundan sonra özelleştirme kapsamına alınacak kuruluşların taşınır ve taşınmaz her türlü mal, hak ve alacakları, bu kuruluşlar özelleştirme kapsamında kaldığı sürece haczedilemez, konulmuş olan hacizler kalkar ve takip düşer hükmü öngörülmüştür.
Somut olayda, davacı kuruluşun geçici 15. madde kapsamında bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen bir hükmün geriye yönelik olarak uygulanıp uygulanmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Gerçekten 4046 sayılı Yasanın geçici 15. maddesi Anayasa Mahkemesi'nin 13.1.1997 gün ve 1996/66 esas, 1997/7 kararı ile iptal edilmiş ve iptal kararı Resmi Gazete'nin 28.10.1997 gün, 23154 sayılı nüshasında, yayımlanarak üç ay sonra yürürlüğe girmiştir. Uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir sonuca ulaşmak için öncelikle iptal kararının zaman bakımından uygulanabilirliği konusu üzerinde durulması gerektiğini söz götürmez.
Anayasanın 153. maddesinin 5. fıkrası hükmüne göre; Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez. Bu hüküm aynı maddenin 3. fıkrasında yer alan Kanun ya da Kanun hükmünün iptale ilişkin kararın Resmi Gazete'de yayınlanmasıyla yürürlükten kalkacağına dair hükmü tamamlar niteliktedir. Bu hüküm evrensel nitelikte olup, Anayasa'ya aykırı olan hükmün iptal edilerek yürürlükten kaldırılması, Kanun yürürlükte iken yapılmış uygulamaları, oluşturulmuş statüleri, kazanılmış hakları etkilemeyeceğini ifade eder. Ne var ki hükmün geçerliliğini koruyabilmesi için belli ve somut bir amacı öngören uygulamanın sonuçlanmış olması, statülerin oluşumlarını bitirmiş bulunmaları veya kazanılmış hakların artık genel olma niteliklerinden arınmış olarak edinilmiş, özel hak kavramına dönüşmüş olmaları gerekir.
İptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesinin belirgin özelliği, kazanılmış hak kavramının söz konusu olduğu hallerdir. Gerçekten özel hakları etkilediği için, iptal kararlarının geriye yürümezliği kazanılmış haklar yönünden en çok üzerinde durulan bir kavram olarak kendini göstermektedir. Az önce de değinilmiş olduğu gibi, bir hakkın kazanılmış hak niteliğini kazanabilmesi onun objektif statüden sübjektif statüye girmiş olması icap eder. Başka bir anlatımla Yasanın varlığı ile, potansiyel bir hakkın varlığı yeterli olmayıp, hak edinmeye giden işlemlerin yapılıp tamamlanmış veya şartların gerçekleşmiş olması suretiyle onun sübjektif, kişiye ait bir niteliği kazanmış olması gerekir. Bu nitelikleri taşımayan hakların veya statülerin kazanılmış hak olarak kabulü mümkün olamaz. O itibarla da iptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesinin uygulanması düşünülemez.
Somut olayda, kazanılmış hak söz konusu olmadığından davacı kuruluşun taşınır ve taşınmaz her türlü mal, hak ve alacaklarının haczedilemeyeceği ve konulmuş olan hacizlerin kalkacağı ve takiplerin düşeceğine ilişkin yasal dayanak kalktığından Anayasa Mahkemesi kararının geriye yürütülmesi imkan dahiline girmiş olmaktadır. Başka bir anlatımla bu olayda iptal kararının geriye yürümezliği ilkesinin uygulanma yeri yoktur.
Hal böyle olunca, davanın 4046 sayılı Yasanın geçici 15. maddesi göz önünde tutulmaksızın sorunun; Sosyal Sigortalar Kanununun 80 ve 6183 sayılı Yasa çevresinde çözümlenmesi gerektiği ortadadır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum'un bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 09.02.1998 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy